<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441</id><updated>2012-02-05T07:49:36.576-08:00</updated><category term='Kitap Kokusu'/><category term='Fotoğrafın Dili'/><category term='kelime oyunları'/><category term='sobe'/><category term='Güncel'/><category term='Anne olmak'/><category term='öyküler'/><title type='text'>Yıldız Yağmurları</title><subtitle type='html'>Hayata dair küçük notlar...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>114</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-8209717703207555585</id><published>2011-12-09T15:24:00.001-08:00</published><updated>2011-12-09T15:26:13.907-08:00</updated><title type='text'>Engelsiz Hayaller</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir hayal kuruyorum, onlar için. Yapabildiğim tek şey onları anlamaya çalışmak ve bir hayal kurmak, bir de “keşke daha fazlasını yapabilseydim” demenin çaresizliğine sığınmak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Sabah uyandığında gülümseyerek kalktı yatağından, kollarını açtı, güçlü kaslarını gererek kollarına hafif egzersizler yaptırdı. Hava güneşliydi, ılık bir bahar havası pencereden içeri sızdı, gülümsüyordu. Kahvaltısını yaparken, gazetelere göz attı, çok değil birkaç dakika içinde gelecekti servis aracı, hemen kapıya çıkmalıydı. Kapıyı annesi açtı, alnına bir öpücük bıraktı ve “iyi dersler” dedi. Kapıyı kapattı içeri girdi, tasasız, huzurlu, mutlu bir anneydi. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayatı boyunca hep ellerinden güç almıştı, kolları onun aynı zamanda iki bacağıydı. Ancak akülü arabası artık güç sarf etmesine gerek bırakmayacak kadar donanımlıydı. Asansöre bindi, sekizinci kattan aşağı indi. Elindeki küçük ama becerikli uzaktan kumanda aleti apartman kapısını bir tıkla sonuna kadar açtı. Merdivenlerin yanı başındaki düz rampadan kolaylıkla aşağı kaydı. Kendisini bekleyen özel donanımlı servis aracı onu aldı. Okulu altı katlıydı, sınıfı beşinci kattaydı. Arkadaşıyla konuşa konuşa okulun kapısına geldi, o yukarı uzanan düz rampada, arkadaşı merdiven tarafındaydı, içeri girdiklerinde “Sınıfta görüşürüz” diyerek kendisine özel asansöre yollandı. Huzurluydu, mutluydu, basket takımının en iyisiydi, sosyaldi, hayat onun için hiçbir engele takılmayacak kadar güzeldi. Ders başlarken gülümsedi, dışarıda ılık bir bahar havası vardı, aralık pencereden kuş sesleri geliyordu ve o hala iyi bir pilot olmak istiyordu.” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Gözleri görme işlevini yitirdiğinde çok küçüktü hatırlamıyordu bile görebildiği günleri. Ama duyabildiği için çok şanslıydı. Görevli onu oturacağı yere kadar ellerinden tutup getirdi, oturmasına yardımcı oldu. Haftalardır bu günü bekliyordu, heyecandan içi içine sığmıyordu. Birazdan başlayacaktı, kolundaki saat artık dakikalar kaldığını haber veriyordu. Derken anons yapıldı, hafif ritimde hoş bir müzikten hemen sonra sesi salonda yankılandı. Yine her zamanki gibi, muzip, esprili ve eğlenceliydi. Onlar için sıkça yaptığı, onlara özel gösterilerinden biriydi. Türkiye’nin en sevileniydi, en güldüreni, en özverilisi. En başarılı stand up performanslarından birini daha gerçekleştirdi, o kadar güldürdü, o kadar eğlendirdi ki, görmese de gözler, gönüller bayram etti. Evine giden yolda, elinde asası ağır adımlarla yürürken, şanslı olduğunu düşünüyordu ve kesinlikle onun eğlenceli şovlarından zevk alıyordu”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Onlarca öğrenci, elleri kolları durmaksızın hareket halinde, hararetli bir sohbetin içindeydiler. Yanıp sönen ikaz lambaları onları uyardı, hep birlikte salondaki yerlerine oturup sunumu beklemeye başladılar. Dev ekranda önce, son günlerin en ses getiren gösterişli binası boy gösterdi sonra, bir bir yapım süreçleri, projeyi çizen grup, hırslı, inançlı ve olabildiğine sessizdi. Ama elleri sürekli yeni fikirler üretiyor, yazıyor, siliyor, planlıyor, çiziyordu. Ön sıradaki grup ekranda göründükleri anda ayağa kalkmış, salona selam verip tekrar oturmuşlardı. Anneler duygulanmış, babalar gururlanmış, gençler coşmuşlardı. Sonra mühendisler devreye girdi, beton bloklar, çelik konstrüksiyonlar, ellerde planlar, çimentolar, sıvalar. Yine bir grup ayaklandı, alkışlandı. Derken iç mimarlar, tasarımcılar, duvardaki kağıtlardan, yerlerdeki halılara kadar hepsini seçen, yerine yerleştirenler tanıtıldılar. Her biri elleriyle ve kalpleriyle teşekkür ettiler. Mükemmel bir okuldu. Mezunlar başarılarıyla gurur veriyor, eğitimine devam edenler, onlardan feyiz alıyordu. Duymamak bir engel değildi, eğitim, yetenek ve başarı üçgeninde hepsi geleceklerinden ümitliydi.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Oysaki gerçek hayatta, yaşadığımız şu zamanda, bu sınırlarda hepsi birer hayal. Kaldırımlarımız bile onlara elverişli değilken, okullar onları kabul etmek istemezken, biz bu kadar duyarsızken, onlara sunulan kısıtlı yaşam alanlarında daha da “engellenmekteler.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sadece bir hayalle sınırlı onlara vaat edilenler. Sadece bir gün akıllara geliyorlar, birkaç gönül alma, şu olmalı, bu yapılmalı diye oyalama. Sonra yeniden makus kaderleriyle baş başa. Artık zamanı gelmedi mi değişimin? Attığımız her adımda, yaşadığımız her alanda yok varsaymak onları, kapalı kapılar ardına hapsetmek yaşamlarını ne kadar doğru? Ne kadar haklı? Görmezden gelmeden, tek bir güne hapsetmeden, genişletelim yaşam alanlarını. Beraber yürüyelim caddelerde, beraber eğlenelim, gülelim her yerde. Beraber eğitim alalım, bizimle, bizden olmalarını sağlayalım. Biraz istek, biraz gayretle neden gerçek olmasın hayaller?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;İnteraktifhaber sitesi için yazdığım yazı..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-8209717703207555585?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/8209717703207555585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=8209717703207555585&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8209717703207555585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8209717703207555585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2011/12/engelsiz-hayaller.html' title='Engelsiz Hayaller'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6843615773951968637</id><published>2011-12-04T07:28:00.001-08:00</published><updated>2011-12-04T07:30:53.461-08:00</updated><title type='text'>Yazıklar olsun</title><content type='html'>&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt; &lt;w:WordDocument&gt;  &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;  &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;  &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;  &lt;w:Compatibility&gt;   &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;   &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;   &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;   &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;  &lt;/w:Compatibility&gt;  &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt; &lt;/w:WordDocument&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt;&lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman";}&lt;/style&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-KoSICpVD_Nc/TtuRrfSdn1I/AAAAAAAAA8M/MV0WRa_AL-Q/s1600/cocukk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-KoSICpVD_Nc/TtuRrfSdn1I/AAAAAAAAA8M/MV0WRa_AL-Q/s200/cocukk.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bu günlerde çocuk olmak”düşüncesini de beraberinde taşıyor “20 Kasım çocuk hakları günü” yazan satırlargözüme ilk çarptığında. Sonra “Van’da çocuk olmak” fikrinin ağırlığınıduyuyorum yüreğimde. Bazen gözleri kapamak yetmiyor görmemek için, ayaklarıçıplak karda ellerini ovuşturan bir küçüğün, fotoğraf çerçevesi gibi beyniminorta yerinde çakılı duran resmi ısrarla üşüyor hayalimde. Deprem sadece evleri,yolları, sokakları değil onları da sarstı şüphesiz. Lakin çocuk her yerdeçocuk, onların gözlerdeki yaşlar daha çabuk kuruyor nitekim, kaygılar umarsızcabir oyunun neşesiyle karıştırılıp bir süreliğine de olsa erteleniyor. İyi ki deöyle oluyor aksi taktirde o gam, kasvet fazla gelirdi o masum yüreklere. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ancak çocuk her yerde çocuk değilişte, hele hele bu ülkede, maalesef ki çocuğa çocuk diyememenin utanç verenkararına imza atmış bir yargımız var. Göz göre göre inkar ediliyor N.Ç. ninmağduriyeti. Ne acıdır ki eller kollar bağlı, savcılar suskun, hakimler inatçı,karar kesin. Bir genç kız on üç yaşındayken çocuk olmaktan feragat ettirilmiş,dünyanın en adi istismarını kendi rızası ile kabul etmiş var sayılıyor.Ellerini vicdanlarına koyup, gözlerini etraflarındaki o yaşta bir kızaçevirseler ve gördüklerini bir anlığına da olsa dürüstçe idrak etseler, pekalaanlayacaklardı on üç yaşında bir çocuk, hala çocuktur, aklı oyundadır,eğlencededir. Yazıklar olsun demekten başka çare yok, bir kez daha sineye çekipsusmak ve bir daha yaşanmamasını ummaktan başka bir ümit kalmıyor geriye.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ve ne hazindir ki ülkemizde hala“çocuk gelin” diye bir kavram var. Nice küçük kızlar var ki ne olduklarını bileanlamadan evlendiriliyorlar. Sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi, anne babarızasıyla, güle oynaya. Ama onlar yaşayamadıkları yılların hiç geçmeyeceksızısı içlerinde, bir gecede zoraki büyüyorlar. Gözlerini kapadıklarıhayallerine, bir daha hiç geri dönmeyecek günlerine, umutsuz bir son bakışlaveda ediyorlar. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Çocuk olmak bu günlerde, hala “mağduriyet”kelimesiyle yan yana geliyorsa eğer, ortada can yakıcı bir sorun var demektir. Halaaşılmamış dağlara, çetrefilli yollara, yüksek duvarlara çarpıyoruz bu konuda.Çözüm oturup eleştirmek değil elbet, ancak farkına varmak, varlığını kabuletmekte bir başlangıç hiç olmazsa. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bu günlerin çocuklarına teslimetmeden önce geleceği, sadece bir an durup düşünelim lütfen, onlarabıraktıklarımızı,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Van depremiylesarsılan küçük yürekler” mi ? “N.Ç. davasının utanç veren kararı” mı? yoksa“Bir küçük gelinin daha dramı” mı? &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Hangisiyle gurur duyuyoruz ?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İnteraktif haber sitesi için yazıldı... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6843615773951968637?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6843615773951968637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6843615773951968637&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6843615773951968637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6843615773951968637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2011/12/yazklar-olsun.html' title='Yazıklar olsun'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-KoSICpVD_Nc/TtuRrfSdn1I/AAAAAAAAA8M/MV0WRa_AL-Q/s72-c/cocukk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-8224858072479810958</id><published>2011-11-22T15:56:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T16:09:57.962-08:00</updated><title type='text'>İçimizdeki Enkaz</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Hayır,  onlar sadece malzemeden değil, onlar asıl hayatlardan çaldılar,  çalacaklarını. Bir tutam demir eksik diye şimdi bir dolu evlat ana  babadan mahrum. Çimentodan birkaç kuruş kâr uğruna nice yürek evlat  acısıyla derbeder. Hayır, onlar sadece malzemeden değil, onlar  fütursuzca, hayatlardan çaldılar çalacaklarını. Enkaz altında kalanlar  sadece canlar değil, yarım kalan hayaller, toz duman ümitler. Hiç  büyümeyecek bebekler, doktor olamayacak gençler, evladının mürüvvetini  göremeyecek babalar, anneler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Van"a  uzak bir coğrafyada, bir diğer deprem bölgesi İstanbul"da, sıcak  evlerimizde, sözde rahatlık içinde, içimiz acıyarak, ahlayarak,  oflayarak televizyonlardan izliyoruz depremi ve sonrasında yaşananları.  Benim yegane aklımda kalan karın altında o bez çadırlarda donan  çocuklar, derme çatma kulübelerde ağlayan kadınlar. Havada buram buram  çaresizlik, kesif bir kimsesizlik. "Yağdırıldığı iddia edilen yardımlar  neden bu insanların gözlerindeki yaşları silmiyor?" diye bir soru  tümcesi takılıp kalıyor boğazıma. &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Buradan  ahkam kesmek kolay belki bana, gidip görmeden, görüp bilmeden yazıya  dökmek bu satırları, ama ben "bizi" biliyorum, her yerde aynı olan bizi,  milletimizi, düzensizliğimizi, organizasyon, hak, hukuk, öncelik  kelimelerinin önemine dair kifayetsizliğimizi. Yapamıyoruz, yine  yapamıyoruz, hep ben, önce ben derken altta kalanlar, zayıf olanlar  eziliyor, unufak oluyor. Afetler bizi her daim duygulandırıyor, üzüyor,  yardım isteklerimizi kabartıyor ama hiç akıllandırmıyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;"Ağaçtan  düşenin halinden ağaçtan düşen anlarmış" hesabı bizi en iyi anlayanlar  da bu afete aşina Japonlar şüphesiz, zira o küçük çocukların hep bir  ağızdan seslendirdikleri "Dağ başını duman almış" marşıyla birlikte  gönderdikleri yardım parası aynı zamanda bir dost eli, bir teselli, bir  kardeşlik göstergesiydi. Lakin biz onlara yardımsever vatandaşları Japon  Doktor &lt;strong&gt;Atsushi Miyazaki"nin &lt;/strong&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;enkaz  altından çıkardığımız cansız bedeniyle teşekkür ettik, ne hazin. Ölüm  elbet emrihak, vakti dolana ne çare, ancak "5.6 bizde ölümcül bir  sarsıntı" demenin mahcubiyetiyle olmasaydı keşke. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Van  depremi de geçecek, yaralar sarılacak, geride kalanlar bir şekilde  hayatlarına devam edecek. Ancak biz bir kere daha sınıfta kalmanın, bu  dersten de çakmanın acizliği ve acilen dikkate alınması gereken  önlemleriyle yüz yüzeyiz. Yine konuşacağız "öyle olmalı, böyle  yapılmalı, şöyle yıkılmalı" diyen uzman söylemlerini onaylayacağız ama  dönüp dolaşıp yine dalacağız bitmek bilmeyen gaflet uykumuza. Ancak  üstümüze ağır ağır çöken, bizi hemen etkisi altına alıp tatlı tatlı  oyalayan, olası tedbirleri buğulu camların ardına saklayan  meşgalelerimiz öyle baskın gelecek ki bir sonraki afette sarsılıp  uyarılana kadar tatlı uykular bize. &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İnteraktif Haber sitesi için yazdığım yazı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-8224858072479810958?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/8224858072479810958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=8224858072479810958&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8224858072479810958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8224858072479810958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2011/11/icimizdeki-enkaz.html' title='İçimizdeki Enkaz'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-50400369255229239</id><published>2011-11-22T08:28:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T08:30:21.682-08:00</updated><title type='text'>Ruhlardaki çatlaklar</title><content type='html'>Öyle çatlaklar var ki bazı ruhlarda, incecik, derinlerde gizli mutlaka,  görünmeyen, fark bile edilemeyen tenhalarda. Öyle olmasaydı kim izin  verirdi içine sızmasına o karanlıkların. Kim ister günlük güneşlik  sabahları siyaha boyamayı, kimin en büyük hayalidir inandığı değerleri  kanla kırmızıya bulamak. İhtimal ki o uğursuz çatlaklardan sızıyor bu  ölümcül karanlık. O çatlaklardan yol buluyor kararttığı kalplere ulaşmak  için. Her şey kalpte bitiyor, ne zaman ki rengi siyaha dönmüş, ne zaman  ki içindeki tüm iyilikler ölmüş, işte o zaman çatlaklar görevini  tamamlıyor. Ve bir daha açılmamak üzere sımsıkı kapanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim  bilir, belki de o incecik çatlaklardan sızmasaydılar onun da yüreğine, o  tohumlar ekilmeseydi, büyütülmeseydi kin ve nefretle, her şey çok daha  farklı olabilirdi. O şimdi bir annenin yüreğini sıkan acı. Ama o aynı  zamanda adını gazetelerin arşiv sayfalarına kanla yazdırdı. Hiç kimse  canlı bomba doğmuyor, canlı bomba olayım diye üniversite okumuyor. Ancak  öylesine zalimce işleniyor ki zihinler, ilmek ilmek dokunuyor yürekler,  ölümcül bir iğneyle, kanata kanata adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi inancın  yüklediği misyon bu kadar acımasızlığı meşru kılabilir ki? Hiçbir dava,  masum insanların kanıyla kendini yüceltemez. Zira o patlarken  parçalayan, parçalarken yakıp yıkan, yıkarken yok eden asla yapıcı  olamaz. Sözde büyük bir amaca hizmet görünen o canı feda edişteki  pespaye icraata alet bedenler, ne yazıktır ki çoktan vazgeçilmiş, ışığı  söndürülmüş, fişleri çekilmiş biçarelerden ibarettirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle  kalpler vardır ki, incecik çatlaklardan yol almış karanlıklarla  sarmalanmışlardır. Sonra uğursuz fısıltılarla kandırılmış, inandırılmış.  Öyle ruhlar vardır ki, siyaha boyanmış, içleri boşaltılmış. Hiçbir  insan canlı bomba olmak için doğmaz, canlı bomba olmak için okumaz,  sadece vazgeçirilir hayattan, geleceğini dağlara gömerken aklı sağır,  kalpleri kör edilen gençler gibi, inandırılır haklılığına yıkarak  yapılabileceğinin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysaki hiçbir vicdan haksız alınan canı, haksız akıtılan kanı affetmez, affedemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.interaktifhaber.com/news_detail.php?id=51937"&gt;İnteraktif Haber &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-50400369255229239?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/50400369255229239/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=50400369255229239&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/50400369255229239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/50400369255229239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2011/11/ruhlardaki-catlaklar.html' title='Ruhlardaki çatlaklar'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-2313959364233272270</id><published>2011-06-25T05:34:00.000-07:00</published><updated>2011-06-25T05:55:19.657-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne olmak'/><title type='text'>Sessiz sakin...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Şu sıralar bana "sen nesin?" diye sorsalar verebileceğim tek cevap istisnasız "anne" olurdu herhalde. Şu sıralar o kadar çok anneyim ki, bu durum her şeyin önüne geçmiş, beni sarıp sarmalamış, etrafımdaki her şeyden izole etmiş gibi adeta. Kötü bir şey değil elbet, hatta aylar öncesinden biliyordum, beynimin içinde gizli bir yerlerde, böyle olacağının kararı zaten verilmiş ve gizli bir anlaşma ile kabul edilmişti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Anne olmanın kadına kattığı, şüphesiz ki milyonlarca kez yazılıp çizilmiş, yeterince söylenmiş pek çok artılarının yanında bana hediye ettiği küçük bir sıfatcık daha oldu. İki kere anne olmak, yaşattığı tüm güzellikleri ikiyle çarpıp, katbekat artırırken beni de iki kere daha sabırlı bir insan yapmaya başladı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Velhasıl sabırla bekliyorum şu an, dört yaşının tüm enerjisiyle normal bir adım atmak yerine zıplamayı tercih eden ablasının, en sevdiği şarkıları bağırarak söylemesine ara verdiği şu dakikalarda öğle uykusunun tadını çıkaran ve bugün itibarı ile sekiz aylık olmanın yepyeni sorumluluğunu üzerine alan küçük meleğimizin uyanmasını bekliyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sessiz sakin...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-2313959364233272270?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/2313959364233272270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=2313959364233272270&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/2313959364233272270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/2313959364233272270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2011/06/sessiz-sakin.html' title='Sessiz sakin...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-1631734825486873308</id><published>2011-02-13T05:39:00.000-08:00</published><updated>2011-02-13T06:23:07.750-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>Kelime Oyunları "TELEVİZYON"</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet maalesef vazgeçemiyorum, her yeni sezona hiç dizi izlemeyeceğim diye başlayıp sonra merakından her akşama bir dizi bağlayan benden başkası var mı bilemiyorum ama sigarayı bırakmaya çalışanlar gibiyim hep bu son diyor ama bir sonraki bölümde dayanamayarak izlemekten kendimi alamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlere göre dizi güncem;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi, Ezel günüdür malum. Ben bu dizinin birinci bölümünü başrollerden biri Can.su De.re olduğu için izlememiştim ama gel zaman git zaman ordan burdan duyduklarım merakımı uyandırdığından sezon sonuna doğru başladım şimdi en favori dizilerimden biri ancakC.D. ye hala tahammül edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salı, Öyle bir geçer zaman ki, ilk üç bölümüne direndim izlemedim ama eşim güzel falan dedi beni başlattı kendi bıraktı Osman'dı Carolin'di derken salımı da onlar işgal etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşamba, Cold Case, Ghost Whisperer , eh eski alışkanlıklardan vazgeçilmiyor işin ucunda Hürrem'de olsa yok ben almadım ;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perşembe, nasıl oldu bilemiyorum ama birden kendimi Fa.tma.gül'ü izlerken buldum başlayış o başlayış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuma, Yakalarsam Merlin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumartesi, neyseki dizi yok;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar, Doctor who günüdür iki elim kanda olsa tam saatinde tv başındayım. Her geçen bölüm beni üzüntülere boğuyor David Tennant'sız hayat bir daha asla eskisi gibi olmayacak. İlk sezon, ilk doktoru eh işte şöyle böyle beğenmiş şimdi bu gidince artık izleyemem falan demiştim ama Tennant'lı ilk bölümden beri o gidince ne yapacağım diyorum of doctor zırt pırt değişmeden kal işte Tennant'lı halinle üzme beni ;(((&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Walking Dead ; yeni başladık izlemeye gerçi bazı sahneler midemi kaldırıyor ama sardı galiba beni.  Ancak başrol adamı hiç tutmadım direk bende karadenizli uşak havası uyandırıyor her an her saniye horon tepmeye başlayacakmış gibi bir hisle izliyorum desem yalan olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte televizyon kelimesinin bende uyandırdıkları dizi dizi yazdım;)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-1631734825486873308?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/1631734825486873308/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=1631734825486873308&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1631734825486873308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1631734825486873308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2011/02/kelime-oyunlar-televizyon.html' title='Kelime Oyunları &quot;TELEVİZYON&quot;'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-9130255586348890077</id><published>2010-12-18T01:11:00.000-08:00</published><updated>2010-12-18T01:52:16.242-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>Kelime Oyunları "Şehir Hikayeleri"</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/TQx9BVKaG9I/AAAAAAAAA7A/bkU44jTUGX8/s1600/pr_01_5497_max.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 227px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/TQx9BVKaG9I/AAAAAAAAA7A/bkU44jTUGX8/s320/pr_01_5497_max.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551949902455118802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-size:180%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir Şehri özlemek&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Eski bir yazı bu ama benim yegane şehir hikayem... doğduğum, büyüdüğüm, özlediğim şehre ithafen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;TAŞ SOKAKLAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renkler, kokular, tatlar…&lt;br /&gt;Tıpkı bir düş gibi,&lt;br /&gt;Zaten bu bir düş olmalı yoksa asla bu kadar gerçek olamazdı.&lt;br /&gt;İçimdeki bitmek tükenmek bilmeyen özlem mi beni buraya getiren?&lt;br /&gt;Bilemiyorum.&lt;br /&gt;Aslında korkmam lazım ama korkmuyorum.&lt;br /&gt;İşte buradayım, yeniden. Taş sokaklarda yürüyorum, tıpkı hayalimdeki gibiler gri.&lt;br /&gt;Güneşin  sıcağından yanmış olduklarını adım gibi biliyorum, ah bir cesaret etsem  ayakkabılarımı elime alsam, çıplak ayaklarımla bassam o gri taşlara  aynı o günlerdeki gibi sekerek yürüsem. &lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Ama korkuyorum ya bu bir rüyaysa? Ya hemen uyanırsam. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yürüyorum  sağ ve sol yanımda boylu boyunca uzanan bahçeli evlerin kapılarındaki  asmalara sarılı gül ve hanımelilerin baygın kokuları birbirine karışmış  ayrımsamaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;Yolun iki yanını baştanbaşa saran ağaçların  yaprakları arasından süzülen güneşin ışıkları taş sokaklara dökülüyor.  İncecik bedenlerini rüzgâra kaptıran dallar gölge oyunları yapıyor. Ne  tatlı bir melodisi var yaprakların hışırtısına eşlik eden kuşların  cıvıltılarının. Yürüyorum, yolun sonundan sola döndüm, bir, iki ve işte  üçüncü evin bahçesinin kapısındayım. Mavi boyalı demir kapının  üzerindeki asmaya sarılmış kırmızı gül ağacının dalları yere kadar  uzanmış. Neredeyse yerden boyunlarını uzatmış akşamsefalarıyla  buluşacak. Kırmızı akşamsefalarının arasına ebruli akşamsefaları da  karışmış. Bir adımda kapıyı açıp bahçeye girebilirim, üç adım sonra beni  karşılayacak nar ağacının altında durup baharın kokusunu içime  çekebilirim. Ama korkuyorum ya bu bir büyüyse ve ani bir hareketimle bu  büyü bozulur ve ben gerçek hayatıma dönersem. Demir kapının açma koluna  uzanan elim beynime itaat etmiyor tıpkı bedenimi bahçeye doğru götüren  bacaklarım gibi. Beton zeminin üzerinde incitmekten korkarmış gibi hafif  adımlarla yürüyorum. Betonun bittiği noktadan bahçeyi çepeçevre saran  duvarlarla arasında bırakılmış toprak bölmedeki irili ufaklı çiçeklere  takılıyor gözlerim çoğunluğu turuncu yapraklı adını bilmediğim  çiçeklerin arasına karışmış yeşil yoncalar var. Bahçenin sonunda  merdivenlerin başladığı noktadan biraz daha sola devam edilirse yan yana  ekilmiş erik ve armut ağaçlarının altına geliniyor. Nefis tatlarını  başka hiçbir yerde bulamadığım iki meyve ağacının hışırdayan  yapraklarıyla göğe uzanan dalları ikinci kattaki balkonumuza sarkıyor.  Kollarımı bu balkonun korkuluklarına dayayıp, başımı gökyüzüne çevirerek  gözlerimi kapadığım bir anı anımsıyorum. Güneşin tenimi okşayan  sıcağında, hafif esen bir rüzgâr ensemdeki saçlarımı dalgalandırırken,  bu anı unutmamalıyım demiştim. Hayatım boyunca bu anı unutmamalıyım.  Çünkü o kadar huzurlu o kadar mutluydum ki. Hala o evde oturduğumuza  göre yedi ya da sekiz yaşında olmalıyım. Ama içimi dolduran huzurun o  birkaç dakikaya sığan tatlı sarhoşluğunu unutmamaya karar verecek kadar  büyükmüşüm. Gözlerim kapalı olduğu halde beklediğim o birkaç dakikayı,  verdiğim bu kararı, o anı, o günü, o günün inanılmaz tasasızlığını  hiçbir zaman unutmadım. Unutamadım. Uyanmaktan korktuğum bu rüyanın  artık sonuna yaklaştığımı hissediyorum, bakışlarımı son bir kez daha  etrafta gezdiriyorum. Gökyüzünün açık mavi sonsuzluğuna yayılan  bulutların pamuksu beyazı, gün batımının kızıl hareler halinde  yaprakların arasından dökülen ışıkları, dış kapının demir kolunun  kapanırken çıkardığı “tık” sesi. Akşamsefalarının alev alev yanan  yaprakları. Sokağı bir baştan bir başa saran gri taşların çıplak  ayaklarımdaki sıcak teması. Neden hala bu kadar canlı içimde, neden hala  unutmak bu kadar zor geçmişi, bir şehri özlemek, taşını bile özlemek. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Hala çözemiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-9130255586348890077?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/9130255586348890077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=9130255586348890077&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/9130255586348890077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/9130255586348890077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2010/12/bir-sehri-ozlemek.html' title='Kelime Oyunları &quot;Şehir Hikayeleri&quot;'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/TQx9BVKaG9I/AAAAAAAAA7A/bkU44jTUGX8/s72-c/pr_01_5497_max.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-2483231305332348907</id><published>2010-12-03T06:01:00.000-08:00</published><updated>2010-12-06T05:55:01.522-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>Kelime Oyunları  "Yeni Başlangıçlar"</title><content type='html'>"Yeni başlangıçlar"  derken kelimeler, bir kuşun kanat çırpışlarının hafifliğinde tınlıyor kulaklarımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bahar havası etkisi yapıyor sözcükler, aylardan Aralık değil de ılık bir Mayıs sanki... Yeni bir şeylere başlamanın heyecanını özlediğimi hissettiren bir şeyler var, hayatın gidişatını esir alan rutine inat gizliden göz kırpıyor bir yerlerden yeni ümitler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir başlangıcın hayali bulaşıyor üzerime hatta taşıp bulanıyor öteye beriye. Sadece benim gördüğüm, benden başka kimsenin bilmediği köşelerde göz göze geliyoruz hayallerimle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yeni başlangıçlar" önce umut veren fısıltılarını yollamışlar diye düşünüyorum ve hala hayal kuruyorum,  sanki Aralık ayının soğuğunda değil bir Mayıs ayının ılık günlerindeyiz diye.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-2483231305332348907?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/2483231305332348907/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=2483231305332348907&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/2483231305332348907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/2483231305332348907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2010/12/kelime-oyunlar-yeni-baslangclar.html' title='Kelime Oyunları  &quot;Yeni Başlangıçlar&quot;'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-5207243868945143082</id><published>2010-11-29T07:54:00.000-08:00</published><updated>2010-11-29T07:55:25.679-08:00</updated><title type='text'>Öykü Atölyesi - Yeniden Merhaba</title><content type='html'>Tüm Atöyle dostlarımıza buradan duyurulur, yazı çalışmalarımız katılımlarınızla tekrar başlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelime  Oyunları, Fotoğrafın Dili, Öykü Tamamlama çalışmalarımıza ek olarak  sizden gelen özgün yazı çalışmalarınızın da Atölyemizde yer alması bizi  mutlu eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kısa sürede bu sayfada buluşmak ümidiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Öykü Atölyesi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-5207243868945143082?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/5207243868945143082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=5207243868945143082&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5207243868945143082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5207243868945143082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2010/11/oyku-atolyesi-yeniden-merhaba.html' title='Öykü Atölyesi - Yeniden Merhaba'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6538897991098410199</id><published>2010-01-18T08:49:00.000-08:00</published><updated>2010-01-18T12:08:12.050-08:00</updated><title type='text'>Fotoğrafın Dili ( 21. Çalışma )</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/S1SRdkgm_1I/AAAAAAAAA48/loAv3lmTP4A/s1600-h/011a464ebeb488b0d0a3b9e77545f422.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 221px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/S1SRdkgm_1I/AAAAAAAAA48/loAv3lmTP4A/s320/011a464ebeb488b0d0a3b9e77545f422.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428123388090974034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ANILAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir hayal kuruyorum şu an ve işte tam bu yoldayım, yürüyorum ağır ağır. Hayata dair en ufak bir tasamın bile olmadığı tuhaf bir zaman dilimindeyim. Ben benim ama o andan, o yoldaki varlığımdan başka hiç bir şeye aidiyetim yok. Yürümenin tek amacı sadece o anı yaşamak, temiz havayı derin bir nefesle ciğerlerime doldurup, oksijenin tüm hücrelerime kadar ulaşan tazeliğini duymak. Gökyüzünün mavisine dalıp, toprağı örten yeşilin her tonundan zevk almak. İzlemeye doyamadığım bir tablonun tam ortasındayım, yumuşak toprağa dokunuyorum, çiçek kokularıyla mest oluyorum, yeşilin her tonuna boyanmış doğayı izliyorum, inceden esen rüzgarın küçük yaprakları önüne katan uğultusunu dinliyorum ve ağzımda ekşimsi bir tat bırakan adını bilmediğim bir meyveden biraz daha arıyorum... Ama bulamıyorum tıpkı öylesi bir günün olası heyecanını hayalimin bölük pörçük karelerinde bulamadığım gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin aslı ben bu hayali boşuna kurmuyorum, aslında geçmişten bir günü anımsatıyor bu fotoğraf aynen böyle uzayıp giden, sağı solu ıssız tarlalara, geniş bahçelere uzanan yolda yürdüğüm bir yaz gününü. Ardımda annem ve bir kaç kuzenim var. Nereye gidiyoruz niye gidiyoruz hiç hatırlamıyorum, benden başka kimseye ilginç gelmeyen, görmeye alışkın oldukları sıradanlaşmış manzara zaten onları da hiç alakadar etmiyor. Arkadan mırıl mırıl sesleri geliyor, bir şeyler konuşuyorlar ancak hiç merak etmiyorum konuyu. O an tüm varlığımla kendimi o güne ve o ana adamışım, sararmış sapları boy vermiş başakları, yemyeşil yoncaları, adını, cinsini ne olduğunu hiç bilmediğim irili ufaklı ağaçları ve elimde git gide irileşen çiçek buketimin güzelliğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden bir alışkanlığım vardı, unutmak istemediğim bir günü yada bir anı "bunu unutmamalıyım" diye aklımın köşesine bir fotoğraf çerçevesi gibi asardım. O günde aklımdan bunu geçimiştim, dağları, taşları, toprağı, o yaz günün bunaltmayan sıcağını, ferahlatan rüzgarını, mor yapraklı çiçekleri, sarı başak tarlalarını, görenlerin bakıp güldüğü, bana göre şahane, onlara göre bildiğin ot olan kocaman çiçek buketimi, onlu yaşların henüz başlarında olmanın tasasızlığını  ve o günün içimdeki tüm güzel duygularını galiba unutmamak üzere hafızamdaki hatıralar sandığıma sakladığım günden bu yana derin bir uykuya dalan anılarım bu fotoğrafla sanki uyandı, silkindi, düşündü, hüzünlendi ancak hayat devam ediyor. Şİmdi yeni hatıralar edinmek zamanı ;)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Fotoğrafın Dili ( 21. Çalışma )&lt;/span&gt; - ÖYKÜ ATÖLYESİ&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6538897991098410199?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6538897991098410199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6538897991098410199&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6538897991098410199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6538897991098410199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2010/01/fotografn-dili-21-calsma.html' title='Fotoğrafın Dili ( 21. Çalışma )'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/S1SRdkgm_1I/AAAAAAAAA48/loAv3lmTP4A/s72-c/011a464ebeb488b0d0a3b9e77545f422.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-3147484233677387751</id><published>2010-01-07T13:37:00.000-08:00</published><updated>2010-01-08T07:46:44.338-08:00</updated><title type='text'>Hiç düşünmeden, öylesine, aklıma ne gelirse...</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;A...&lt;/span&gt; Adalet, hiç şaşmaz bir terazide olsa dediğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;B... &lt;/span&gt;Bereket, hiç eksilmesin diye dua ettiğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;C...&lt;/span&gt; Cehalet, gördükçe üzüldüğüm, üzüldükçe tahammül edemediğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;D...&lt;/span&gt; Derinlik, içinde kaybolmak istediğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;E...&lt;/span&gt; Esaret, şimdilik ruh bedende.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;F... &lt;/span&gt;Feraset, çok özendiğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;G...&lt;/span&gt; Gazel, içinde kaybolunası bildiğim,&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;H...&lt;/span&gt; Hazan, mevsimlerin en güzeli.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;I... &lt;/span&gt;Issızlık, özlediğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;İ... &lt;/span&gt;İlgi, bir yerlerde yitirdiğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;J... &lt;/span&gt;Jakaranda, eflatun yapraklı güzellik.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;K...&lt;/span&gt; Karanlık, dinlendiğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;L...&lt;/span&gt; Lalettayin, günlerim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;M... &lt;/span&gt;Mavi, hala dalıp gidebildiğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;N...&lt;/span&gt; Nazenin, aradığım ama henüz bulamadığım.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;O... &lt;/span&gt;O burada, yanımda.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Ö...&lt;/span&gt; Özlem, hep içimde, ısrarla geçmiş günlere.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;R...&lt;/span&gt; Rüya, yorgun düşlerimde bir yanılsama.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;S... &lt;/span&gt;Siyah, sessizliğin gizemi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Ş...&lt;/span&gt; Şimdi, ziyan ettiğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;T...&lt;/span&gt; Tarçın, kokusunu sevdiğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;U...&lt;/span&gt; Uzak, ben benden diyebildiğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Ü...&lt;/span&gt; Üzülmek, vazgeçemediğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;V...&lt;/span&gt; Vuslat, manasına erdiğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Y...&lt;/span&gt; Yaren, uzundur göremediğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Z... &lt;/span&gt;Zaman, har vurup harmanlara savurduğum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-3147484233677387751?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/3147484233677387751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=3147484233677387751&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3147484233677387751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3147484233677387751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2010/01/hic-dusunmeden-oylesine-aklma-ne.html' title='Hiç düşünmeden, öylesine, aklıma ne gelirse...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-5992376735141949560</id><published>2010-01-04T13:05:00.000-08:00</published><updated>2010-01-04T13:17:36.484-08:00</updated><title type='text'>Öykü Atölyesinden...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/S0JZga2231I/AAAAAAAAA4k/t3IGXPBJWVI/s1600-h/ebru.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 168px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/S0JZga2231I/AAAAAAAAA4k/t3IGXPBJWVI/s200/ebru.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422995314807594834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;EBRULİ HAYALLER&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Ebru’nun koyu lacivert gözleri, gecenin kadifemsi siyahına gelişigüzel dağıtılmış gibi görünen yıldızların incecik pırıltılarına dalmıştı. Ilık yaz akşamlarının habercisi tatlı bir meltem usuldan esip saçlarının ince tellerini havalandırırken aslında hiç üşümemesine rağmen omuzlarının üzerindeki, gözlerinin laciverdini daha da açığa çıkaran gece mavisi elbisesiyle aynı renk ipek şala sarındı. Kendisini terasın tenha sessizliğine atar atmaz ilk işi saatlerdir ayaklarını demir mengeneler gibi sıkıştıran yüksek ökçeli, sivri uçlu ayakkabıları çıkarıp bir kenara atmak olmuştu. İşte şimdi nihayet, ait olduğuna inandığı yerde, kalabalıklardan uzak, sessizliğin ve huzur verici bir sükunetin hüküm sürdüğü, gecenin krallığına açılan kapıların eşiğindeki, bir yanıp bir sönen ışıklarıyla hep görünmeyen ama daha derinlerinde varolduğuna inandığı kendisini bir başka dünyaya davet eden yıldızların yakınındaydı. Hemen bir adım ardında kalan ve adına gerçek denildiği halde kendisine ısrarla hep sahte gelen dünyadan uzak, alabildiğine uzak. Sadece kendisiyle baş başaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatlerdir gülümsemek ve her dakikasından zevk alıyormuş gibi görünmek için inanılmaz bir çaba sarf ettiği o tahammül edilmez gürültü ve dayanılmaz kalabalıktan ani bir kararla kaçıp sığındığı bu gözlerden uzak ancak geceye yakın köşede derin bir nefes alıp uzunca içine çekti. Sadece bir kaç dakikalıkta olsa gecenin sinirlerini yatıştıran yumuşak sessizliğini duyumsamaya çalıştı.&lt;br /&gt;.........................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://oykuatolyesi.blogspot.com/2010/01/oyku-tamamlama-ebruli-hayaller.html"&gt;Devamı Öykü Atölyesi'nde...&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-5992376735141949560?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/5992376735141949560/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=5992376735141949560&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5992376735141949560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5992376735141949560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2010/01/oyku-tamamlama-oyku-atolyedinden.html' title='Öykü Atölyesinden...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/S0JZga2231I/AAAAAAAAA4k/t3IGXPBJWVI/s72-c/ebru.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-5320866219755010183</id><published>2009-12-24T04:05:00.000-08:00</published><updated>2009-12-24T04:10:22.352-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>Kelime Oyunları - 2010</title><content type='html'>&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 10"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 10"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Comer%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman";} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 10"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 10"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Comer%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman";} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Sevgili 2009, seninle aramız orta şekerdi bildiğin gibi ne iyi ne kötü. İtiraf etmek ve yüzüne vurmak zorundayım ki gelecekte pek hatırlanmayacaksın. 1 Ocak tan beri hayatımda değişen ne oldu ki bana seni hatırlatacak ? Ah pardon duyamadım, evet duyulamayacak kadar fısıltıyla mırıldandığın gibi “Hiç bir şey!”&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Birbirinin aynı günler, aynı rutine bağlanmış iç çekişler, aman ne güzel, ne tatlı hatıralar.. Üzgünüm yada değilim bilemiyorum ama sana bir an evvel güle güle demekten kendimi alamıyorum… Yine de giderken hayatımın en unutulmaz yılı olmasan da bir yaş daha olgunlaştığım, kızımın bir yaş daha büyüdüğü ve hala sahip olduklarımızla mutlu olduğumuz bir yıl olduğun için minnettarım. Biraz daha içtenlikle “güle güle”.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Sevgili 2010, seninle aramız orta şeker bildiğin gibi, ne iyi ne kötü. Zira sana dair hiç bir beklentim yok, bana vaat ettiğin hiçbir şey olmadığı gibi. İtiraf etmek ve direk yüzüne söylemek zorundayım ki geriye doğru günleri sayıyor değilim. Hatta ayın kaçı olduğundan bile haberim yok, sana kaç gün kaldığını bile önemsemiyorum. Biliyorum pek sıcak bir karşılama değil ama ne yapalım, işin doğrusu da bu. Şimdi sen pek yakında gelip eski yılı tarihin tozlu sayfalarına kaldırıp, bir yıllık hükümdarlık koltuğuna kurulacaksın ya, lütfen biraz iyimser bir yıl ol. Neden bilmiyorum, hiçbir bilimsel dayanağı da yok ama sanki onlu yıllar daha iyi geçermiş gibi geliyor bana. Yada ben kendimi avutuyorum, yine de gelmek üzere yola çıkmışken sana diyeceğim, biraz yanında umut, heyecan, sevgi ve mutluluk tozları getir, üzerimize serp hepimiz payımıza düşeni alalım biraz umutlanalım… çok uzadı sana şimdiden içten bir hoş geldin.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Sevgili 2011, seninle aramız… yok yaa ;)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-5320866219755010183?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/5320866219755010183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=5320866219755010183&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5320866219755010183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5320866219755010183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/12/kelime-oyunlar-2010.html' title='Kelime Oyunları - 2010'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6661797350093520431</id><published>2009-12-03T07:49:00.000-08:00</published><updated>2009-12-03T07:53:41.719-08:00</updated><title type='text'>Neden ?</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hayat bazen yalnız adım yürümektir.&lt;br /&gt;Bazen el ele, bazen koşarak, bazen yalpalayarak.&lt;br /&gt;Bazen bir güneşin batışında anlamlar bulmaktır,&lt;br /&gt;ya da bunu hiç tanımadığınız bir yüzde aramak.&lt;br /&gt;Hayat bazen acıtan bir yara,&lt;br /&gt;bazen ağlatan bir şarkı,&lt;br /&gt;gülümseten bir öpücük,&lt;br /&gt;sessiz bir veda,&lt;br /&gt;hayat bazen yaşanası bir an,&lt;br /&gt;bazen sadece dinlemek,&lt;br /&gt;bazen sadece özlemek,&lt;br /&gt;bazen sadece ölmek,&lt;br /&gt;unutmak,&lt;br /&gt;ve&lt;br /&gt;bazen&lt;br /&gt;hayat&lt;br /&gt;sadece&lt;br /&gt;nefes almak kadar&lt;br /&gt;gerekli&lt;br /&gt;olan ruha,&lt;br /&gt;kaçınılmayan,&lt;br /&gt;o bir türlü anlatılmayandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu hikaye nefes kadar gerekli olan, o anlatılamayanın öyküsüdür...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırları neden yazdım, ne zaman yazdım, anlatılmayan o öyküyü niye yazmadım hiç bir fikrim yok tek bildiğim bu kadarını yazmışım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6661797350093520431?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6661797350093520431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6661797350093520431&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6661797350093520431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6661797350093520431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/12/neden.html' title='Neden ?'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-8810539367628100772</id><published>2009-11-18T15:43:00.001-08:00</published><updated>2009-11-18T15:50:28.907-08:00</updated><title type='text'>Son günlerde...</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İnsanın bir blogunun olması ama ona yazacak bir şeylerinin olmaması gerçekten kötü... Günlerdir okuyorum, okuyorum, okuyorum ama yazamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi sık sık bir boşlukta amaçsızca sallanır gibi düşünüyorum, günün her hangi bir anında, pat diye öylesine aklıma geliyor. Havada, olmayan iplerle asılı kalmışım ve sağa sola umarsızca sallanıyorum... her halde bunlarda olsa olsa bu ruh halimin yazıya dönüşmüş hali, şimdilik ben hala yerden biraz yukarda sallanmalardayım (bu da nasıl bir tanımsa)...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-8810539367628100772?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/8810539367628100772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=8810539367628100772&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8810539367628100772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8810539367628100772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/11/son-gunlerde.html' title='Son günlerde...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4010310460650761796</id><published>2009-10-14T08:55:00.000-07:00</published><updated>2009-10-24T02:43:34.171-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öyküler'/><title type='text'>İŞ HAYATIN DA HAYALLERİN GÜCÜ - FİNAL</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;(Öyküye isim verme konusunda yardımını esirgemeyen Aslan bey'e teşekkürlerle)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/09/henuz-adi-konmamis-bir-oyku-i-bolum.html"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/09/henuz-adi-konmamis-bir-oyku-i-bolum.html"&gt;I ve II Bölüm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/10/henuz-adi-konmamis-bir-oyku-iii-bolum.html"&gt;III. Bölüm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan bir an duyduklarını doğru anlayıp anlamadığını düşündü. Karşısındaki adam gerçekten de kendisine “yeğeni olduğunu mu söylüyordu” Mithat beyin yüzüne bakarken aklından geçen bu soru ifadesi yüzüne o kadar yansımış olmalıydı ki Mithat bey bir kez daha sözlerini onaylama ihtiyacı hissetmiş gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet Benan, sen kardeşimin kızısın” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Peki ama size bunu düşündürten nedir?” diyebildi Benan şaşkınlıkla. “Yani anlattığınız hikayeyle uyuşmayan o kadar çok şey var ki hayatımda. İnanın biri sizi benimle ilgili oldukça yanıltmış”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pekala o halde en baştan başlayalım. Sen sor bende cevaplayayım Benan”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan başını iki yana sallayıp hafifçe gülümserken. “Babam tanıdığım en sağlıklı insandır. Hayatı boyunca doktora gittiğini görmedim. Babaannemin adı Zeynep değil Nazan’dı ve kendisi doğma büyüme buralıdır. Ayrıca hikayenizin aksine benim bir ağabeyim ve bir de ablam var. Çok küçükken babamın tedavi için yurtdışına çıkıldığına dair tek bir söz bile duymadım ben. Bu öyle kolay kolay saklanacak bir şey değildir taktir edersiniz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan son sözleri söylerken Mithat beye meydan okuyor gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Baban, annenin mükemmel bakımı sayesinde bu gün sağlıklı bir hayat sürüyor doğru, buna itirazım yok. Annen, babanı eski çevresinden ve alışkanlıklarından uzak tutmak adına her şeye yeniden başladıkları yeni bir çevre edindi ve geçmişi adeta silercesine kendilerinden uzaklaştırdı. Ablan ve ağabeyinden bahsetmemem onların olmadıkları anlamına gelmiyor tabi ki varlardı. Ama bizim beraber olduğumuz süre içerisinde annen onları kendi ailesinin yanına bırakmıştı. Ayrıca babaannen olarak tanıdığın Nazan hanım, babanın üvey annesidir. Eğer babanın nüfus cüzdanındaki anne adı hanesine bakarsan orada anne adının Semahat olarak geçtiğini göreceksin ki bu da bizim annemizin nüfusa kayıtlı olduğu ama günlük hayatta kullanmadığı adıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan orta okula geçtiği yıl kaybettikleri ve babaannesi olarak tanıdığı o iyi kalpli müşfik sessiz sakin kadının gerçek adının Semahat olduğunu zannettiğini anımsadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Peki ama neden siz bu kadar zaman ortaya çıkmadınız? Ya da şöyle mi sormalıyım neden şimdi birden bire diye ortaya çıktınız ? Anlamıyorum, bana bunları anlatmanızın ne gibi bir sebebi var?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benan sana tüm bunları merak ettiğin açıklamalarıyla evime geldiğin akşam anlatacaktım. Ancak bazı yanlış anlaşılmalar sonucu hiçbir şey istediğim gibi gelişmedi. Şimdi bana bir şans daha vermeni istiyorum. Görmen gereken bazı şeyler var ancak o zaman sana kendimi doğru olarak ifade ettiğime inanacağım. Bir kez daha evime gelebilir misin?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu bu garip hikayeni sonuna götürecek her şeye sonuna kadar vardı elbette ama öncesinde yapması gereken çok önemli bir işi vardı Benan’ın. Kendisini evine götüren taksiye bindiğinde kafasını allak bullak eden yüzlerce düşüncenin arasında belli belirsiz bir hatıranın sisler arasından sıyrılıp belirginleşmeye başladığını fark ediyordu. Bir oyuncağı vardı çok küçükken, hayal meyal hatırladığı, hatta ileriki yaşlarında hep kafasında kurduğu bir hayalden ibaret olduğu iddia edilen bir oyuncak evi vardı. Neredeyse boyuna yaklaşan çatısı kıpkırmızı kiremit rengiydi, her iki tarafında çatı boyunca yükselen kuleleri vardı. O kadar güzel o kadar ihtişamlı ve alışılmadık bir oyuncaktı ki Benan’da yıllar sonra onun sadece hayal gücünün bir eseri olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştı. Ama işte şu an, şu dakikalarda o evin bir hayal ürünü olmadığına yüzde yüz emindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evine ulaşır ulaşmaz ilk işi annesini aramak oldu. Son beş yıldır Silivri yakınlarında denize yakın doğayla iç içe yaşamak arzularıyla yaptırdıkları evlerinde yaşıyorlardı. Annesi bir amcası olduğunu söyleyen biriyle tanıştığını duyduğuna pek şaşırmadı. Benan’ın yaşadıklarını sanki bu uzun zamandır beklediği bir habermiş gibi sessiz bir sükunetle önce dinledi ve sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tek söyleyebileceğim, Mithat beye güvenebilirisin kızım. Sana zarar verecek biri değildir. Baban bir karar verdi onu hayatından çıkarmayı tercih etti. Ama sen onu tanımayı seçersen sana kızgınlık duymayacaktır. Ayrıca senin onun hayatında özel bir yerin olduğunu tahmin edebiliyorum. onunla uzun bir zaman geçirdin ve sana çok bağlanmıştı” annesi bir süre durakladıktan sonra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Onu kıracak ve üzecek bir şey yapmamaya çalış o gerçekten iyi biriydi” diye ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan annesiyle yaptığı uzun konuşmanın sonunda tam telefonu kapatmak üzereydi ki aklına gelen son soruyu soramadan edemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O oyuncak evi bana o almıştı değil mi?”&lt;br /&gt;“Evet canım. Baban istemediği için onu malesef...”&lt;br /&gt;“Anne neden ? Neden hep sustunuz, hep yok varsayıldı tüm yaşananlar. Anlatmadan nasıl durabildin bu kadar sene?”&lt;br /&gt;“Amcan böyle olmasını istedi Benan. Yok varsayılmak onun tercihiydi”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan sonraki birkaç gün boyunca hep hayatıyla ilgili öğrendiği bu yeni bilgileri hazmetmeye çalıştı. Kendisini yaptığı işe tam olarak veremiyordu. Dönüp dolaşıp düşünceler hep aynı çıkmazda düğümleniyordu. Nihayet kararlaştırılan gün Benan, kendisini kapısının önünden alan yeni bir arabayla, amcasının görkemli evine gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amcası onu gördüğüne memnun bir ifade ile karşıladı. Birlikte oturup biraz sohbet ettiler. Mithat bey çaylarını bitirdiklerinde onu yerinden kaldırıp evin giriş salonunun alt katına inen merdivenlerin bitimindeki küçük bir koridorun sonunda kurulu küçük bir sinema salonunu andıran odasına götürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan en öndeki koyu kırmızı deri koltuklardan birine oturdu. Tam karşısındaki beyaz perdede bir hareketlilik oldu belli belirsiz bazı görüntüler belirdi, kayboldu ekranda. Sonra salonu küçük bir kız çocuğunun neşeli kahkahaları doldurdu. Beyaz perdede beliren yemyeşil çimenler üzerinde kat kat beyaz elbisesinin etekleri uçuşarak koşan kız çocuğuna hayretle baktı Benan. O yaşarda çekilmiş resimleriyle bire bir uyuşan aynı tombul beyaz çehresi, şakalarından omuzlarına dökülen bukle bukle saçlarıyla, boyu kadar oyuncak evin etrafında dolanıp kameraya gülümseyen görüntülerdeki kız kendisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük kız çocuğu o kadar neşeliydi ki. Sanki dünyada olmaktan en mutlu olduğu yerdeydi. Çocuksu kahkahaları salonun yüksek sesli amfisinde çınlarken bakışları ekranda beliren diğer bir yüze takıldı. Kameranın kendisine çevrildiği o birkaç saniyelik süre içerisinde inanılmaz bir sevgi ve şefkatle küçük kızı izleyen Mithat beyin duruşundaki ve bakışlarındaki sevgiyi sıcaklığı görmemek imkansızdı. Benan küçük kızın yani kendisinin yüzüne yaklaşan kameraya söylediklerine inanamıyordu. Eksik yarım yamalak kelimelerle kendisine sorulan sorulara cevap veren o küçük kız her seferinde bakışlarını amcasına çeviriyor ve ona bir öpücük yolluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Benan söyle bakalım sen en çok kimi seviyorsun?&lt;br /&gt;- Seni seviyooommmm!&lt;br /&gt;- Sen amcanın nesisin?&lt;br /&gt;- Peensesiiii!&lt;br /&gt;- Benan amcasından ne istiyormuş?&lt;br /&gt;- Şatoooo !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan arkasını döndüğünde kendisinden iki sıra arkada oturan Mithat beyle göz göze geldi. İkisinin de gözleri dolu doluydu. Benan artık neden hayatı boyunca hep bir hayal evi olduğunu biliyordu. Bu hayal evinin içinde hep kendisini şefkatle saran bir kucak vardı ve…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Benan hanım, sayfa baskıya gidecek sizi bekliyoruz diyen bir ses aniden Benan’ı daldığı bilgisayar ekranından ayırdı. Hızlı hareketlerle klavyenin üzerinde gidip gelen parmakları da aniden durmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen yanı başında bekleyen gencin kendisinden köşe yazısını beklediğini anladığında. “Ah evet ya, yazı” dedi. “&lt;em&gt;Hayalin karşı konulamaz gücü&lt;/em&gt;” başlıklı yazısı çoktan hazırdı. O sadece hala bir elinde tuttuğu DTY A.Ş.’nin gösterişli davetiyesine bakarken kendiliğinden gelip aklının bir köşesini işgal eden hayali bir öykünün son satırlarını yazmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak derin bir nefes alıp arkasına yaslandığında hemen yanı başındaki masada tüm dikkatini işin vermiş çalışan masa komşusu ekonomi editörü Serhat’a baktı. Aynı anda acelesi varmış gibi hızlı adımlarla önünden geçen Yazı İşleri Müdür Mithat beyle göz göze geldi, selamlaştılar. İyi bir yazar isim sıkıntısı çekmezdi şüphesiz ama Benan kahramanlarına gözüne ilk çarpan kişinin adını vermekten keyif alırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk başlarda bahsettiğimiz gibi yazarımız biraz farklıdır. Onu elindeki sıradan bir davetiyeye bakarken görürseniz eğer onun o günkü köşe yazısının konusundan yola çıkıp “hayal gücümü ne kadar zorlayabilirim” tarzı bir çalışmanın içine girip baş kahramanının kendisi olduğu bir öykü yazarken yakalayabilirsiniz. &lt;!--&lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_78"&gt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4010310460650761796?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4010310460650761796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4010310460650761796&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4010310460650761796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4010310460650761796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/10/henuz-adi-konmamis-bir-oyku-final.html' title='İŞ HAYATIN DA HAYALLERİN GÜCÜ - FİNAL'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-7597439566288634066</id><published>2009-10-12T14:55:00.000-07:00</published><updated>2009-11-04T01:58:58.420-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öyküler'/><title type='text'>HENÜZ ADI KONMAMIŞ BİR ÖYKÜ - III. BÖLÜM</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/09/henuz-adi-konmamis-bir-oyku-i-bolum.html"&gt;I. ve II. bölümler için tıklayın....&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;“Kardeşimin tedavisi yaklaşık üç buçuk ay sürdü. Hastaneden çıkıp yeniden evlerine döndüklerinde fiziksel olarak bir daha asla eski sağlığına tam olarak kavuşamayacak olsa da ruhsal anlamda kendisini daha iyi hissediyordu. Ama tüm bunlar aramızdaki buzları eritmeye yetmedi. Kardeşim, bana olan nefretinin üstüne bir de hayatını borçlu olduğu düşüncesiyle kendisini yiyip bitirmeye başlamıştı. Onun için bundan sonra yapabileceğim tek iyilik bir daha asla yüzümü göstermemekti. Ben de ona bu iyiliği yaptım ve bir daha bir birimizi görmedik”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mithat bey anlatacaklarının burada bittiğini ima etmek ister gibi oturduğu yerden hafifçe öne doğruldu ve ellerini iki yana açarak, başını aşağı yukarı salladı. Sonra arkasına yaslanıp, Benan’ı izlemeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan bir anda ortada asılı kalan sessizliği bozmak amacıyla bir şeyler söylemek gerekliliği hissetmişti. Laf olsun diye “Bana bütün bunları anlatmanızın bir nedeni olduğuna eminim ama inanın aklıma gelenler hiç akıl ve mantık sınırları dahilinde değil” dedi. “Eğer hayat hikayenizi kitaba dökecek bir yazar arayışındaysanız inanın ben doğru adres değilim. Evet henüz piyasaya çıkmış kişisel gezi notlarımdan oluşan bir kitabım hatta, kitap demek bile yersiz, olsa olsa bir kitapçığım var. Ama bir biyografi ya da roman inanın benim işim değil. Ünlü tanınmış bir markanın arka plandaki gizemli yüzünü ölümsüzleştirecek yazar olmayı çok isterdim ama ne yalan söyleyeyim kendimde o itikadı biraz da olsa görmüş olup "yürü kim tutar seni" desem bile bu beni hikayenin hakkını veremeyeceğim gerçeğinden kurtaramaz”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mithat beyin yüzüne yine sıcak ve sevecen sayılabilecek bir gülümseme yerleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Meraklanma Benan, senden böyle bir şey isteyecek değilim” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O halde neden buradayım ? Neden ben birden bire bu gece hayat hikayenizin muhatabı oldum?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sana sadece tek bir şey sormak istiyorum, sence ben ne yapmalıydım?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Nasıl yani? Anlamadım, hangi konuda ne yapmalıydınız?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Doğru olan kardeşimi kazanmak mıydı? Bu şekilde kaybetmek miydi?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eminim içinde bulunduğunuz şartlar içinde kendinize göre en doğrusunu yaptınız. Ama benim anlamadığım yıllar sonra benim vereceğim bir cevap neyi değiştirecek ?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Her zaman iki yol vardır değil mi? Mücadele etmek veya vazgeçmek. Ben vazgeçen taraf oldum”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Haddim hatta belki de hakkım olmayarak söylüyorum ama kardeşiniz de pek masum değil bu durumda. Yani size tek bir şans bile vermeyip sürekli reddettiyse kendinizi bu kadar suçlamayın derim”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ona tek bir gün bile neden diye sormadım. Belki hep sormamı istedi, bekledi, belki içindeki onu zehirleyen kinini kusabilseydi ikimizde ondan kurtulup yeni bir başlangıç yapabilecektik.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzünde tek tük yıldızların yanıp söndüğü, hafif esen rüzgarın bahçedeki çeşit çeşit çiçeklerin kokularını alıp burnuna kadar ulaştırdığı bu tuhaf gecede, Benan aklının alamayacağı kadar garip sorularla, yakından uzaktan ilgisi olmayan bir geçmişin, anlaşılmaz bir sorgusunun içine çekildiğini hissediyor ve kendini bu kaçınılmaz akıma kapılmaktan kurtaramayacağını hissediyordu. Bir an kendisini toplayarak acilen bir şeyler yapması gerektiğini düşündü,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mithat bey ben gerçekten bu akşam olanlarla ilgili son derece şaşkınım ve aklım had safhada karışık. Yani buraya geliş amacım çoktan yolunu şaşırdı. Dahası yaşadığım korku ve gerilimlerin neticesinde sizden duymayı umduğum akıllı ve mantıklı açıklamaların yerine hiç tanımadığım bir takım insanların hayat hikayelerini dinleyip üstüne üstlük bir de onlar için üzülüyorum”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan sanki nerede olduğunun daha yeni farkına varmış ani bir hareketle ayağa kalktı. Her zamankinin aksine bu sefer kendisinden emin olmayan, tereddütlü hatta ürkek sayılabilecek hareketlerle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben gerçekten gitmeliyim, lütfen bir an önce evime gitmemi sağlayabilir misiniz?” dedi. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesin yatarken perdeleri kapatmayı unutmuştu. Çünkü henüz açmadığı halde göz kapaklarından süzülüp, gözbebeklerini zorlayan gün ışığını hissedebiliyordu. Başını yastığa gömmek nefes almasını zorlaştırıyor, arkasını dönmek ya da başına yorganı çekmekte kalıcı bir çözüm sunmuyordu. Tek istediği biraz daha uyumaktı, huzurlu, tatlı, sessiz, derin bir uykunun kollarında birkaç saatçik daha. Bir ara gözlerini hiç açmadan yataktan kalkıp el yordamıyla koyu bordo renkli perdeleri kapamayı düşündü. Ama yataktan çıkmak fikrine bile dayanamıyordu. Hala rehavetini üzerinden atamadığı uykusuna sıkıca sarıldı, bölük pörçük rüyaların geride kalan hayali görüntülerine odaklanmaya çalıştı. Tek istediği uyanmamaktı nedenini henüz tam olarak bilemiyordu ama beyni kesinlikle uyuması ve uyanıp bir şeyleri hatırlamaması gerektiği komutunu veriyor gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak ne yaparsa yapsın uyanmıştı, ve aklına savaş atlıları gibi hücum eden düşüncelerden kendisini kurtaramıyordu. Dün gece sanki bir rüya gibiydi. Gerçekmiş hissi uyandıracak kadar korkutan bir rüya. Zihni, aynı anda hem her saniyesini hatırlayacak kadar keskin bir parlaklıkta açık hem de içinde bulunduğu anın geriliminde yaşananların gerçekliğini ayrımsayamayacak kadar bulanıktı. Daha fazla buna dayanamayacağını düşündüren bir sıkıntıyla yataktan fırladı. Gözüne ilk çarpan ayaklarının dibinde kıvrılmış, yumuşak temasını bileklerinde duyduğu kırmızı elbisesi oldu. Bir adım ilerisinde kırmızı ayakkabıları duruyordu. Aynı anda elini attığı şakağında parmak uçlarına dokunan bir bandaj, dün gece yaşananların bir rüya olmadığını fazlasıyla ispat nitelikteydi. Yorgun geçen her gecenin sabahında yaptığı şeyleri yapması gerektiğini düşündü. Sıcak suyun tüm sinirlerini gevşettiği uzun bir banyonun ardından, ıslak saçlarını kuruması için güneşe verdiği balkonunun köşesindeki salıncağa uzanmıştı. Hemen yanı başındaki küçük bir sehpada sıcak bir fincan çay ve kahvaltı tabağı vardı ve işte o an huzur gerçekten buydu. Benan bir süre gözlerini kapatıp kendini evinin bu sıcak köşesindeki tatlı rehavetine bırakmıştı ki çalan kapının sesiyle uyandırıldı. “Harika” diye homurdandı içinden, kapıyı açmaya giderken hala söyleniyordu. “Bana bir gün huzur yok değil mi? Tek bir gün rahat rahat yatayım şu salıncağımda ya!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelen elinde küçük bir kese kağıdıyla ablasıydı. “Sıcak simit aldım, çay var mı?” diye sorarak mutfağa gitti. Kendisine bir fincan çay aldıktan sonra açık balkon kapısına bir göz atıp, “Balkon keyfi ha?” diye mırıldandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan aklına estiği her an gelip kapısına dayanan ablasının hallerine alışıktı. Fazla umursamadan tekrar balkona gidip salıncağına oturdu. Bir öne bir arkaya yumuşak hareketlerle sallanmaya başladı. Birkaç dakika içinde yanına gelen ablasının tek eliyle kavradığı koca bir tabağa ve bir fincan çaya rağmen inanılmaz bir beceri ile tam karşısındaki bambu koltuğa hem de bağdaş kurarak oturmasını hayretle izledi. Günün uyanık geçirdiği her saniyesini mutlaka bir şeyler atıştırarak geçirmesine rağmen neredeyse kendisinin yarısı sayılabilecek incelikte bir fiziğe sahip olduğu gerçeğini ise bir kez daha bastıramadığı bir kıskançlık duygusuyla kabul etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne var ne yok tatlım dün gece nasıl geçti?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan, birden aklına gelmiş gibi ani bir hareketle yerinden doğruldu. “Abla bizim hiç uzun yıllar önce böbrek hastalığı geçirmiş bir yakınımız ya da bir tanıdığımız var mı? Bir süre yurt dışında hastanede tedavi gördüğünü duyduğun biri?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayır bildiğim kadarıyla yok. Neden sordun?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Abla bu gerçekten önemli, hafızanı zorla biraz. Bir kızları olması lazım. Zengin bir ağabey tarafından bir süre yurt dışına çıkarılarak tedavi görmüş”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bilmiyorum dedim ya, aklıma hiç öyle biri gelmiyor. Sen istersen bir de annemle babama sor. Hatta ağabeyimi ararsan daha iyi olur, hafızası süperdir iyidir bilirsin. Eğer öyle biri bizim civarlarımızda yaşamışsa ancak o bilir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan dün gece yaşlı adamın kendisiyle paylaştıklarının mutlaka henüz ne olduğunu çözemediği bir anlamı olması gerektiğini düşünmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Neden soruyorsun bunları merak ettim”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Abla bu cidden çok uzun bir mesele ve benim hiç anlatacak vaktim yok acilen çıkmam lazım”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece birkaç saniye içerisinde verdiği bu karar onu hem ablasının bitmek bilmeyen sorularından uzaklaştıracak hem de olanlar üzerine daha dikkatli düşünmesine yardımcı olacaktı. Hemen üzerine son derece sade bir kot pantolon ve beyaz bir tişört geçirdi, ablasının kendisini gereğinden fazla lafa tutmasını engellemek amacıyla acelesi varmış gibi davranarak kendisini dışarı attı. Hava oldukça güzeldi. Ağır adımlarla yürümeye başladı. Evinin alt sokağından başlayıp kendisini sahile ulaştıracak yola çıktığında denizden gelen esintiyle burnuna kadar ulaşan ferah havayı içine çekti. Adeta beyninin tüm hücrelerine kadar duyumsadığı oksijen sayesinde dün geceden beri tüm varlığını etkisi altına alan o tuhaf gerilim hissinden arınmaya başladığını hissediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık hava, etrafında kendisi gibi yürüyüşe çıkan insanların, telaşsız, tasasız gülümseyen yüzleri, önünden geçtiği çocuk parkından gelen neşeli bağırışlar ve daha belki farkına bile varmadan etkisi altında kaldığı pek çok sebepten dolayı birden bire kendisini kuş gibi hafiflemiş hissetmeye başlamıştı. Sahile uzanan yolun hemen başındaki banklardan birine oturdu, deniz hemen önünde nazlı nazlı dalgalanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedense dün geceki hali gözüne oldukça komik görünmeye başlamıştı. Sürekli tenkit eden bakışlarla etrafı ve o iki ne yapacağını bilmez adamı süzmesi. Kaçırıldığı ve başına kötü bir şeyler geleceği şüphesiyle evden kaçmaya çalışıp nerdeyse kafasını kırmasına ramak kalması. Panik ve korku halinin karşısındakileri de adam akıllı afallatıp ne yapacaklarını şaşırtması. Ellerini kollarının üzerinde birleştirerek denizin üzerinde tehlikeli dalışlar yaparak balık avına çıkan martılara gülümser gibi görünürken aslında kendi haline gülüyordu. Mithat bey ihtimal ki tehlikesiz, iyi niyetli ve kendisiyle ilgili henüz tam olarak ne olduğunu anlayamadığı bir takım amaçları olan bir adamdı. Ama karşısında kendi kendine kurduğu komplo teorileriyle her şeyi alt üst eden, buluttan nem kapan acemi bir gazeteci bulmuştu. Eğer dün gece soğukkanlılığını tamamen kaybetmiş bir aptal gibi davranmak yerine aslında bir gazeteci olduğunu hatırlamış olsaydı belki tüm o saçmalıklar yaşanmayacağı gibi Mithat bey’de kendisine güvenip başladığı işi bitirecek ve oraya gerçek çağırılma nedenini açıklayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklını çelip tüm iyimserliğini üzerinden sıyırmaya çalışan keşkeleri kafasından uzaklaştırmaya çalıştı Benan. Olup bitenin ardından ah vah çekmek artık bir fayda getirmeyeceği gibi sadece vakit kaybıydı. Önüne bakması ve zihnini fazlasıyla meşgule eden o garip hikayenin kendisine anlatılma nedenini bulması gerekliydi. Neden böyle bir hikayeye muhatap tutulduğu gerçekten tam bir muammaydı. Zira kendisinin anlatılan küçük kızla yakından uzaktan bir ilgisi olmadığı gün gibi apaçık ortadaydı.Yakınında bu yaşananlarla alakası olduğunu bildiği tek bir kişi bile yoktu. En azından eğer varsa bile Benan henüz bunu bilmiyordu. Aklına bir bir hücum eden bu soruların cevaplarını aramak için bildiği tek adrese başvuracaktı, Mithat bey’in ikinci bir ziyaret teklifini kabul edeceğini umarak cep telefonundan Serhat beyin adına kayıtlı telefon numarasını aradı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serhat bey neyse ki hala kibar bir adamdı ve hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı. Yeni bir görüşme talebini sanki önceden hazır bekliyormuş gibi hemen kabul etmiş hatta Benan’ın yarım ağızla dışarıda bir yerlerde görüşme isteğini anlayışla karşılamıştı. Mithat beyle ertesi gün öğleden sonra saat üçte Galata yakınlarında her iki tarafında bildiği Terrace Cafe’de buluşmak üzere sözleştiler. Benan bu sefer daha aklı başında davranmak için kendi kendine söz verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’un her zamanki sıkışık trafiğinde olabildiğince ağır ilerleyen taksi Benan’ı Terrace’in bulunduğu sokağın başına getirdiğinde saat üçü çeyrek geçiyordu. Beklemekten nefret ettiği kadar bekletmekten de nefret eden biri olarak oldukça canı sıkılmıştı bu duruma ama daha iyi bir seçeneği yoktu. Ağır aksak ilerleyen taksiye daha fazla dayanamayacağını düşünerek sokağın başında kendini dışarı attı. Yürüyerek daha hızlı ulaşacağı mesafedeydi nede olsa. Beyaz keten pantolonun altına giydiği spor ayakkabılar yokuş yukarı yolu hızlıca almasına yardımcı olmuştu. Benan, Terrace’in giriş kapısından girdiğinde kolundaki saat üçü yirmi bir dakika geçiyordu. Derin bir nefes alarak etrafı gözden geçirdi aynı anda havaya kalkan bir el onu bulundukları masaya davet ediyordu. Benan Serhat beyi hemen tanımıştı. Geniş terasın boğaz manzarasına hakim bir köşesinde oldukça ferah bir masa seçmişlerdi. Kendisini ayakta karşılayan iki adamla tokalaştıktan sonra Serhat bey her zamanki nezaketiyle izin isteyerek yanlarından ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan, Mithat beyle karşılıklı oturduktan sonra geç kaldığı için özür diledi. Mithat bey, kendilerinin de trafikten dolayı on dakika geç geldiklerini söylediğinde en azından biraz daha rahatlamış hissetti. Mithat bey, sanki Benan’ın söze nereden başlayacağını bilemediğini sezinlediğinden olsa gerek güncel konulardan söz açtı. Gazetelerde gündemi meşgul eden konulardan bahsettiler biraz. Sonra gazetecilik mesleğinin zorlukları ve cazibesi ile ilgili konuştular. Benan ikinci kahve siparişini verdiğinde kendisini rahatlamış hissediyordu. Şimdi tüm dikkatini kelimeleri tane tane seçerek ve son derece özenli kullandığını düşündüğü bu yaşlı ama yaşlı denemeyecek kadar dinç ve zinde görünümlü adama vermişti. Gözleri ve beyninin tamamen kendisinden bağımsız düşünen gizli bir tarafı onda bir şeyler arıyor gibiydi. Belki tanıdığı birine benziyordu, başını denize çevirip manzarayı izliyor gibi yaptığında usulca gözlerini yumdu. Sesinin ona birini hatırlatıp hatırlatmadığını anlamaya çalışıyor ama tanıdığı kimseyle bir bağlantı kuramıyordu. Sadece ona has bir tondu bu. Rüzgarın, denizin yumuşak kokusunu da beraberine katıp kendisine taşıdığı ses dalgaları tanıdık olmaktan fersah fersah uzaktı. Belki gözler dedi içinden bir ses. Mithat beyin griye çalan kirpiklerini çevrelediği kahverengi bakışlar için ancak keskin denilebilirdi. Kenarlarından şakaklarına doğru uzanan çizgilerin kısmen yumuşattığı keskin bakışlardı. Ama hiç tanıdık değil. Benan beyi aradığını bilmiyordu, kimi aradığını da. Ama bir ses, içinde onu rahat bırakmayan huzursuz bir ses ısrarla “belki de o tanıdığın biri” diyordu. Peki ama kim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki buraya havadan sudan sohbete etmek için gelmiş iki sıradan insan gibiydiler. Benan’ın ortalığı karıştıran iddialı yazılarından bir üzerinde fikir alış verişine başlamışlardı. Benan tüm bu gerçek amacından uzak konuşmalar süresince önceden programlanmış bir bilgisayar gibi kafasının içinde hummalı bir analiz çalışması yapıyordu. Mithat beye verdiği cevaplar, sorduğu sorular, hiçbiri üzerinde düşünülmeden söylenen sözlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yudumunu içtiği kahve fincanını masanın üzerine bıraktığında, vaktin geldiğini işaret bir sessizlik oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pekala” dedi Benan arkasına yaslanırken. “Neden beni evinize gerçeği pek te yansıtmadığını düşündüren sözde bir yıl dönümü kutlaması bahanesiyle çağırdınız ve bana hala nedenini anlamakta zorluk çektiğim o hikayeyi anlattınız?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkasına yaslanmış dikkatle kendisine yöneltilen soruyu dinleyen Mithat bey, Benan’ın sözlerini bitirmesini bekledikten sonra başını bir şeyi onaylıyormuş gibi aşağı yukarı salladı ve&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;“Çünkü Benan o kızın, yani yıllardır görmeyi arzu ettiğim yeğenimin sen olduğunu düşünüyorum” dedi. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;(devam edecek)&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/10/henuz-adi-konmamis-bir-oyku-final.html"&gt;&lt;br /&gt;FİNAL BÖLÜMÜ İÇİN tıklayın&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-7597439566288634066?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/7597439566288634066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=7597439566288634066&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7597439566288634066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7597439566288634066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/10/henuz-adi-konmamis-bir-oyku-iii-bolum.html' title='HENÜZ ADI KONMAMIŞ BİR ÖYKÜ - III. BÖLÜM'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4924661767800086293</id><published>2009-10-10T13:19:00.001-07:00</published><updated>2009-10-11T05:27:29.544-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap Kokusu'/><title type='text'>Kitap Kokusu ... "AŞK"</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çok küçükken kendimle ilgili bir tespitim vardı, bir anlık aklımdan geçen "ah keşke olsa" dediğim bazı şeyler bir süre sonra oluyordu. Bu çok nadir ve hatta oldukça basit bir oyuncak, hoşuma giden bir kıyefet, süslü bir kalem vs. gibi son derece eften püften şeyler için gerçekleşmiş olsa da her seferinde beni etkiliyor ve heyecanlandırıyordu. Sonra bir gün büyü bozuldu o kadar uzun zamandır hissetmedim ki bu duyguyu, varlığını bile unuttum neredeyse. Ancak bir süredir sanki yeniden duyumsar gibi oluyorum. Yine önemsiz bir şey için, yine basit ama beni mutlu eden küçük şeylerle tekrar yaşıyorum o anları. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda kafamın içinde, öteye beriye iliştirilmiş not kağıtlarıyla dolaşıyor gibiyim. Bunu asla unutmamalıyım, şunu illaki almalıyım, onu acilen yapmalıyım vs... İşte o notlardan biri daha bir ön plana çıkmaya başlamıştı "&lt;em&gt;Elif Şafak'ın Aşk'ını okumalıyım&lt;/em&gt;" fikri iri iri harfle yazılı bir afiş gibi gözümün önüne asılmış sürekli hatırlatıyordu bana kendini. Bir öğleden sonra, bizim eve doğru uzanan yolda konusunu hatırlayamadığım bir konuşmanın tam ortasında birden sesli olarak söyledim bu sözleri. "Dur" dedi arkadaşım, "bizde var kitap hemen vereyim sana" Bir saat sonra bahçedeki çardakta açtım ilk sayfasını ve bir kaç saat önce de kapadım kapağını. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;"AŞK" öylesine okunası bir kitapki, ne söylense az gelecek sanki. Üzerinde ne kadar düşünüldüğü ne kadar özenildiği, ne kadar önemsendiği, hissedildiği her haliden belli. Satır satır işlenmiş, seçilerek dizilmiş kelimeler. Baştan sona hiç bitmeyen bir merak ile, kendini suyun akışına bırakmış keyifli bir yaprak hafifliğinde, içime sindire sindire ama sonuna olan merakımdan istemesemde biraz aceleyle bitirdim kitabı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra, beni bekleyen sonun merakını üzerimden atmış olmanın rahatlığıyla defalarca daha okuyup, unutmak istemeyeceğim satırları hafızama kazandırmak ümidindeyim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;"AŞK" bir kez değil, pek çok kez okunacak, okundukça anlattıkları artacak bir kitap şu an nezdimde.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Henüz etkisi taze üzerimdeyken paylaşmak istedim... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Unutmadan bir not;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt; Ben bu kitabı Mevlana'nın/Şems-i Tebrizi'nin biyografisi, Mevleviliğin tarihçesi, Bire bir yaşanmış gerçeklerin yansıması vs. gibi olduğunu varsayarak okumadım aslında. Kurgu yanı ağır basan ve bu günle geçmişin iç içe geçirilerek sentezlenmesi fikrini çarpıcı ve ilginç bulduğum için tamamen ön yargılarımdan arınmış olarak okumaya çalıştım. &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Hakkında yapılan gerçekleri çarpıtmış, yok o iş aslında öyle değil böyle olmuş, yanlış bilgi vermiş vs.. tarzı pek çok eleştiriyi de okuduktan sonra hala fikrim değimedi. Ben yine de güzel bir kitap okuduğuma inanıyorum.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4924661767800086293?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4924661767800086293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4924661767800086293&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4924661767800086293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4924661767800086293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/10/kitap-kokusu-ask.html' title='Kitap Kokusu ... &quot;AŞK&quot;'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-304579377158151366</id><published>2009-10-02T06:30:00.000-07:00</published><updated>2009-10-11T05:11:38.513-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'>BENİM KÜÇÜK KADINLARIM</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Elif Şafak’ı &lt;a href="http://bianet.org/bianet/bianet/103857-elif-safak-son-kitabi-siyah-sutu-anlatti#"&gt;Siyah Süt &lt;/a&gt;romanıyla tanıdım. Oldukça geç kaldığımı, onu fena halde ıskaladığımı biliyorum ama geç olması hiç olmamasından iyidir diye kendimi avutabilirim en azından. Kitabı okuduğumda kızım zannediyorum bir yaşlarındaydı, dolayısıyla bu kitap olabilecek en mükemmel zamanlamayla elime geçmişti okunmak için. Sanırım kadınlar ilk çocuklarını dünyaya getirdiklerinde konuşmaktan bıkmayacakları yegane bir konu da edinmiş oluyorlar. Siyah Süt benim için o anlamıyla ne kadar doyurucu bir kitap olduysa da diğer bir yandan yazarıyla aramızdaki kısmen ortak bir noktayı keşfetmem için de önemli bir araç oldu. Okuyanlar mutlaka bilirler “içimden sesler korosunun” isimleri de kendileri kadar sempatik küçük parmak kadınlarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın küçük parmak kahramanları bana da kendi küçük kadınlarımı anımsattı ve onları bu güne kadar pek az paylaştığımı. Ama o kadar uzun zamandır birlikteyiz ki neredeyse bir aile gibi olduk. Onların bir kısmı bu blogda doğdu, burada yazıldı ama çok uzun zamandır benimle olan asıl dört küçük kadınım çok uzun zaman önce yazıldı ve hayatıma dahil oldular. Sanırım anladınız kimlerden bahsettiğimi, benim küçük kadınlarım da yazdığım öykülerimdeki kahramanlarım. Neden sadece küçük kadınlar diye sormayın, tabi ki sadece onlar değil ama elbette erkek kahramanlarımda var ama şimdilik ortaya çıkıp benimle diyaloga geçenler sadece küçük kadınlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk küçük kadınım, ilk ciddi öykü denememin kahramanı olan Ceren. Yazıldığı defterdeki kayıt tarihine göre 1996 yılına ait bir öykü, yani 13 yıl önce kaleme alınmış ve benim hayal dünyama dahil olmuş. Kendisi hala sonu yazılamayan bu öykünün içinde sabırla sonunun ne olacağını beklemekte. Ancak mizaç itibarıyla anlayışlı, alçak gönüllü ve çok duygusal bir karakter olduğu için bana fazla serzenişlenmeden ve hatta bu beklemeye ikimizde alışmış olduğumuz için sanki “artık bir sonu olmasa da olur” kabullenirliğinde dostluğumuzu sürdürüyoruz. Ceren, nadiren ortaya çıkar. Karamsar bir ruh haline sahip olduğundan fazla ortalarda görünmeyi sevmez, kara kara bulutların gök yüzünü sardığı yağmurlu, puslu, rehavetli havalarda kendini gösterip iç çekerek beni de bunaltmayı iyi becerir. (Bu öyküyü inanılmaz yağmurlu bir gecede, pencerenin kenarında dışarıyı izlerken yazmaya başlamıştım ) Ancak o benim en sadık ve en can dostumdur. İlk göz ağrım, ruhumun derinlerindeki karamsarlıklarımın en naif yansımasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci küçük kadınım ise Hicran, onu ne zaman yazmaya başladığımı kesinlikle çok iyi hatırlıyorum. 1997 yılıydı. Çalışmaya henüz başlamıştım. Boş vakitlerimde ise, o zamanlar henüz internet bu kadar yaygın olmadığından ve ben daha blog okumak gibi alışkanlık edinmemiş olduğumdan olsa gerek öteye beriye afili elbise modelleri çizer ve tarihi geçmiş fiyat listelerinin boş arka sayfalarına öykü denemeleri yazardım. “Hicran” isimli karakteriyle aynı adı taşıyan, uzunca bir öykü ya da kısacık bir roman diyebileceğim göz yaşartıcı denemem ise işte o günlerin ürünüdür. Hicran anlatılmaz ancak okunur bir duygu selidir. Şimdi uğraşsam hayatta yazamayacağım kadar hüzünlü, bir o kadar da dokunaklı bir ayrılık ya da zaten hiç birleşememe öyküsünün kahramanı en hassas yürekli kahramanım Hicran, sürekli dokunsan ağlayacak modda dolaştığından pek sohbeti de sevmez. Onunla genellikle, içimin sıkkın, her şeyin bana boş göründüğü, yaşamak bana haram tadında şarkılar eşliğinde yatağa gömülüp kendimi unutmak istediğim –neyseki bunlar oldukça nadirdir- zamanlarda bir araya gelir dertleşir ve bazen hayatın taşınamayacak kadar ağır bir yük olduğu fikrinde birleşiriz. “Hicran” uzun uğraşlarım sonucu, "bir son" yazabildiğim ilk öykümdür, özeldir, güzeldir. Severim hem de çok severim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü küçük kadınım. “Açelya” onu tam dört yıl boyunca yazdım. Kaç kere başladığımı, kaç sayfa yırttığımı hatırlamıyorum bile. Onlarca farklı versiyonu var ve ben umarım bir gün son yazdığım halinin hangisi olduğunu karıştırmam. 2001 senesinde bitirdiğimi not düşmüşüm son sayfasına ve o son sayfada nihayet gülümseyen bir küçük kadın bırakmışım. “Açelya” kesinlikle tam bir “ortaya karışık” yani, üç farklı okul defterinin kimi yerde ortasına, kimi yerde başında, kimi yerde sonuna yazılmış aslında karman çorman bir romancık. Aynen karakteri gibi, kötümser, mutsuz, insanlara güvensiz, kırılgan bir genç kızın hayatı üzerine uzun uzun düşünerek, gerilerine ittiği tüm olumsuzluklarını, hayal kırıklıklarını yeniden gündemine getirip onlarla yüzleşme ve barışma sürecini anlatıyor. Açelya, benim en iyi anlaştığım kahramanlarımdan biri aynı zamanda, tam bir şiir severdir, renklidir. Hayata gülümseyerek bakmanın değerini bilir. Onunla genellikle beni gülümseten bir şiirin mısraları arasında, yol kenarlarında göz kırpan papatyaların yanı başında karşılaşırız. O hep gülümser, daima umut verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu postun son konusu olacak olan, son kahramanıma gelince. Bu blogu açıldığından beri takip edenler varsa eğer belki hatırlayacaklardır. Benim yazamayan yazarım, diğerlerini kıskandıran en sevgili kahramanım. Hatta kızımla aynı adı taşıyan tek kahramanım Ela’m. Bu öykü’nün aslında bir adı yok, sadece o an için başlık olsun diye yazılmış bir isim “&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/08/bir-yazarn-gncesi.html"&gt;Bir Yazarın Güncesi&lt;/a&gt;” Ela’nın ilk küçük öyküsünü, Nisan-2005 tarihinde, uzun bir “hiçbir şey yazamama sürecinin” sonunda yazmıştım. Bu küçük öykücük adeta bir anahtar görevi görmüş ruhumun kelimelere kilitli kapılarını bir bir açmıştı. Ela belki de hiç bitmeyecek ve adı hiç konmayacak bir öykünün kahramanı, onu yaşadığım sürece hep yazmak istiyorum. Ela, bendeki yerinin özelliğini biliyor. O yüzden neyse ki onunda bitirilmek gibi bir kaygısı yok. Ela’yı diğer kahramanlarıma oranla daha çok görüyorum, şüphesiz onunla daha fazla vakit geçiriyor ve sonu belki de hiç gelmeyecek öyküsüyle daha fazla meşgul oluyorum. Ela, aynı zamanda kızımın da adaşı, benim sırdaşım, sessizliklerdeki tek fısıltım, o aslında hep benimle. Ne zaman bu klavyenin başına otursam hemen yanı başımda monitöre uzanan başını görüyorum. Tek elinin parmakları hep kulağının arkasına attığı saçlarıyla oynuyor. Elinden hiç düşürmediği fincanındaki tomurcuk kokulu çayını yudumluyor ve ara sıra bana dönüp tatlı bir gülümseyişle “Hadi” diyor “&lt;a href="http://www.izlesene.com/video/muzik-sukriye-tutkun-gucum-yetene-kadar/559492"&gt;Şu şarkıyı bir daha dinleyelim mi&lt;/a&gt;?” &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-304579377158151366?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/304579377158151366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=304579377158151366&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/304579377158151366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/304579377158151366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/10/benim-kucuk-kadinlarim.html' title='BENİM KÜÇÜK KADINLARIM'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4420774713575685803</id><published>2009-09-28T01:29:00.000-07:00</published><updated>2009-10-11T05:09:53.292-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğrafın Dili'/><title type='text'>Fotoğrafın Dili ( 17. Çalışma )</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SsB0gCz60nI/AAAAAAAAAq0/Fb544eiiFzk/s1600-h/KAYA.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386433248194384498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 241px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SsB0gCz60nI/AAAAAAAAAq0/Fb544eiiFzk/s320/KAYA.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tıpkı düşüncelerim gibi, üst üste yığılmışlar, basit bir meselenin üstüne bindirilmiş ağır bir yük gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tuhaf bir armonide, uyumsuz, olması imkansız, sadece bir göz yanılgısı ya da kandırmacası babında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama bu taşlar kadar ahenkli zaman zaman&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu taşlar gibi alt alta üst üste&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu taşlar kadar saçma bir duruşla hep beynimde&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hep benimle&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlamlı bir bütünlüğe taşırken beni,&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Vazgeçilmezim oluyorlar anlamsızlıkların içinde. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;* Aşağıdaki öykü devam edecek mi, edecek...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4420774713575685803?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4420774713575685803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4420774713575685803&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4420774713575685803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4420774713575685803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/09/fotografn-dili-17-calsma.html' title='Fotoğrafın Dili ( 17. Çalışma )'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SsB0gCz60nI/AAAAAAAAAq0/Fb544eiiFzk/s72-c/KAYA.png' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6585817160264976828</id><published>2009-09-05T12:27:00.001-07:00</published><updated>2009-10-12T15:00:43.665-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öyküler'/><title type='text'>HENÜZ ADI KONMAMIŞ BİR ÖYKÜ - I. BÖLÜM - II. BÖLÜM</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Bu Öykünün Öyküsü...&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Bir öykü fikri öylesine fütürsuzca geldi oturdu aklımın bir köşesine. Yazılmayı bekledi bir süre, vaktim yok, işim çok, aldırmıyor üstelik kahramanı da çok bilmiş, hatta sabırsız biraz da. Neyse ki sahura uzanan sessiz gecelerde başlandı satırlar kendi kendine yazılmaya. Bir sayfa, iki sayfa derken gelmedi sonu üstelik gelemiyor hala. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Sanki öykü benim değil, benden tamamen bağımsız akıp gidiyor iyi, kötü, olmuş, olmamış hesabı yapmayı da kestim artık yoruldum kovalamaktan peşini. Şimdi bekliyorum vakti gelince ellerim kendiliğinden klavyeye gidiyor zaten başlıyor kaldığı yerden devam etmeye. Bende meraktayım nereye varacak sonu ne olacak hali çok bilmiş kahramanımın... &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;------I. BÖLÜM-------&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Otuzlu yaşların henüz başlarında, ulusal gazetelerden birinde tanınmış bir köşe yazarı olmasının yanı sıra aynı zamanda oldukça da popüler bir kadındı. Adının geçtiği hemen her ortamda, mutlaka yazdığı yazılardan biri nedeniyle ufak çapta bir tartışma çıkması olasılığı vardı. İddialıydı, şaşırtıcı, radikal ve en yazılmayanı yazmaya cesaret edecek kadar cesur. Taraf olmadığı bir konuda kendi gazetesini, hatta komşu köşelerin sert bakışlı yazarlarını bile çatır çatır eleştirir, hızını alamazsa sert bir dille çıkışırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Camiada ne kadar sevilip sevilmediği tartışılır ama o kadar pozitif ve neşe dolu bir insandır ki onu görüp, gülümseyen gözleriyle karşılaşan en büyük düşmanı bile olsa anında yelkenleri suya indirir ve büyük bir ihtimalle kendisini on dakika sonra onun esprili bir dille anlattığı komik hikayelere gülerken yakalardı. Muhatabı birkaç gün sonra aklı başına gelip, yazarımızın köşesinde acımasız eleştiri oklarına tutulduğunu gördüğünde ne düşünür bilemeyiz ama o asla yazılması gerektiğine inandıklarını kendine saklamayı sevmez..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarımız aynı zamanlarda ekranların da sevilen yüzlerindendir. Onu sıklıkla televizyonda izlemeniz mümkündür. Ya sevimli yüzü, tatlı gülüşüyle bir yarışmanın jürisi konumunda oturmuş puan veriyordur. Ya da bir haber programında güncel olaylardan biri üzerine hararetli bir tartışmaya tutuşmuş haklılığından ödün vermemekte direndiği doğruları savunuyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada kendisi macera sever, gözü pek, hafifte inatçıdır. Mesela birkaç gün üst üste köşesinden ses çıkmadıysa, ilk yazısı motosiklet üzerinden iner inmez satırlara dökülmüş dumanı üstünde bir yol hikayesi olup, o sırada kendisi bir kıyı kentinde denize nazır küçük bir otelin bahçesinde yemek yiyor olabilir. Ya da bir bakmışsınız ki elinde, akıllara şaşkınlık veren bir pankartla gazetenin önündeki ana caddede bir protesto gösterisinin baş kahramanıdır ki o hafta boyunca boy boy resimleri birinci sayfaları süsleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları onu çok sever, ona hiçbir şeyi çok görmezler. Anlayışlı bir ses tonuyla, ondan gelen her şeyi bir derviş uysallığında kabul edip biraz da bulaşmaktan korktukları için olsa gerek. “Aman canım ne olacak yazmışsa yazmış” derler. Bazısı ise onu basbayağı hafife alıp, bebeksi gülüşüne aldanıp bir alt etme uğraşısıyla cevap vermeye yeltenirler. Böyle kalem çatışmalarında son sözü söyleyen kazanmış olarak kabul edilirse şayet, yazarımızın bu anlamda içi hep rahattır zira o bir kez bile tek kelimenin altında kalıp, aman yeter lanet olsun ben daha cevap vermeyeceğim anlamında savaş alanını terk etmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım yazarımızı üç aşağı beş yukarı tanımanız için bu kadar bilgi yeter. Şimdi onu kafanızda az çok hayal edebilir, kahramanımızın en azından nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu kestirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusunu isterseniz bu hanım efendiyi bu dünyada pek az şey gerçekten şaşırtabilir ve ilgisinin hafife alınmayacak ölçüde büyük bir miktarını üzerine toplayabilirdi. Her şey tam olarak aslında bir pazartesi sabahı gazeteye adım attıktan tam beş dakika sonra başlamıştı. Güvenlik görevlilerinden biri son derece memnuniyetsiz bir ifadeyle masasına gelmiş ve omzunun hemen üzerinden görünen bir genç adamı işaret ederek “Benan hanım bu kargocu sizi görmek istiyor, özel bir teslimat mıymış neymiş, illa size imzalatacakmış” diye neredeyse homurdanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada sizi yazarımızla da ismen tanıştırmış olduk. Benan, ya da tam adıyla Benan Akkardan, hafifçe yana eğilmek suretiyle “özel kurye” olduğunu iddia eden ama kendisinden tamamen bağımsız beden dilinin bunu fazlasıyla yalanladığı gence dikkatli bir bakış attı. Birkaç dakika içinde son derece seri hareketlerle imzası karşılığı eline bırakılan bir zarfla kurye gencin arkasından bakarken “Özür dilerim ama ben gerçekten bir kuryenin ayaklarında olamayacak kadar pahalıyım” diye serzenişleşen ayakkabılarının sesini duyar gibi hissetmişti kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan, elindeki son derece kaliteli, birinci sınıf hamur kağıttan yapılma gri renkli orta boyutlardaki zarfı açmadan önce gönderen kısmına baktı, DTY A.Ş. az önceki kurye gencin motosikletinin üzerinde şahane görüneceğinden hiç şüphe duymadığı kaliteli deri montunun cep hizasındaki iğreti EXT Kurye Hizmetleri logolu etiket kadar yabancı gelmişti. Yine de piyasaya tazecik çıkan küçük ama zengin içerikli “Benan’ın Gezi Notları” isimli kitabından sonra belki de böyle bir zarf almak hiçte olağan dışı değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olağan dışı olan zarftı, garip bir biçimde farklıydı, gereğinden fazla kaliteli, özenli ya da sıradan olması gerekenden fazla özellikliydi. Afili düğün davetiyesi zarflarına benzer kabartmalı desenler, anlaşılmaz bazı sembollerle doluydu. Fazla üzerinde durmamaya çalışarak içinden çıkan ikinci küçük ve bir öncekine göre daha zarif, aynı renk ve logolu zarfı aldı eline. İnce uzun ikinci zarfın üzerinde akıl almaz incelikte bir el yazısı ile “Benan Akkardan” yazıyordu. Zarfı açtı, içinden tek sayfalık bir davet mektubu çıkmıştı. Kısa , öz ve fazlasıyla onore ediciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kurumumuzun 50. kuruluş yıl dönümü nedeniyle verilecek özel bir resepsiyonda, kendisini ispatlamış, başarılı, güçlü, kariyer sahibi siz değerli yazarımızı aramızda görmek ve katılımlarından faydalanmak isteriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca henüz raflarda görmeye başladığımız kitabı ile ilgili küçük bir tanıtım yapmasından da memnunluk duyarız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye başlayan mektup bir takım ikna amaçlı rica minnet içeren sözlerle devam ettikten sonra kendilerine bu özel davetin özel misafirlerinden biri olma şerefinin bahşedilip bahşedilmeyeceği sorularak sona eriyordu. Benan, kahkahalarla gülmek ya da gururdan hindi gibi kabarmak arası tuhaf sayılabilecek bir ikilemde kaldığını hissediyor, her an dudaklarının arasından patlaması muhtemel kahkaları bastırmak için sağa sola aslında gereksiz küçük tebessümler gönderiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı anda klavye üzerinde hazır bekleyen parmakları internette arama motorlarından birini tuşlamaya başladı. DTY A.Ş. yazılıp arama noktasının tam üzerine tıklanan küçük ok yıldırım hızıyla bir sayfanın açılmasını sağladı. Ardı ardına dizili açıklamalar içinde tek bulabildiği DTY’nin açılımı olan Düşük Tansiyonu Yükseltmeye yardımcı ürünler satan bir site, ve Dış Ticaret Yönetimi üzerine eğitim ve bir sürü bilgilendirmeleriydi. Bir yerlerde eğer internette yoksan sende yoksun benzeri bir şeyler okuduğunu anımsıyordu. 50 yıllık DTY’nin neden bir kaydı olmadığını anlamasa da, aklına ilk geleni hemen yapma alışkanlığının verdiği bir kararlılıkla DTY A.Ş. antetli zarif kağıdın üzerindeki iletişim bilgilerindeki telefon numarasını aradı. Karşısına çıkan ses oldukça doğal bir ifadeyle “iyi günler, DTY” dedi. Benan kendisini tanıtıp, mektuptaki davetle ilgili konuşmak istediğini söyledikten hemen sonra ilgi kişiye iletileceği söylenerek beklemeye alındı. Neyse ki bir buçuk saniye kadar kısa süren bir beklemeydi ve yeni sesin sahibi kendilerini aramalarından son derece memnun bir ifadeyle açmıştı telefonu, adının Serhat olduğunu söylerken. Benan’ın hayatı boyunca anlayamayacağı kadar hızlı ve iradesi dışındaymış gibi gelişen görüşme ertesi akşam saat beş buçukta evinin önünden kendisini alacak limuzin tarafından davet alanına getirildiğinde karşılıklı tanışmak, ve görüşmekten duyulacak memnuniyetler üzerine fikir birliğine varılıp, veda edildikten sonra bitirilmişti. Telefonu kapattığında Benan yeni aldığı ve henüz hiç bir yerde giyme fırsatı bulamadığı kırmızı elbisesini giymeye çoktan karar vermişti bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle havalı bir şekilde omuzlarından hafif aşağı sarkan saçları, oldukça başarılı bir kıvrımla kıyafetiyle son derece son derece uyumlu ve ağırbaşlı sayılabilecek bir topuz yapılmıştı. Ayakkabıları, çantası, makyajı hepsi tamamdı, ah bir de omuzlarını yarı kapatan beyaz şalını unutmamalıydı. Tam belirlenen saatte aşağıdan gelen bir korna sesi, sanki bu seste bilindik kornalara da havadan bakan, kendinden emin bir “ben geldim” havası var gibi gelmişti. Ne de olsa o pırıl pırıl parlayan bir limuzine aitti. Benan birkaç saniye içinde rüm gerekli eşyalarını alıp kendisini uzun kuyruklu aracın rahat koltuklarından birine bıraktığında günün tüm yorgunluğunun da üzerinden silinip gittiğini hissetti. Ancak işte tam o sırada hatırladığı bir soruyu unutmamak üzere aklının bir köşesine, büyük harfler ve kalın puntolarla kocaman kocaman yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Neden DTY A.Ş. diye bir yer yok?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Limuzin, hiç bitmeyecekmiş gibi süren uzun ve dolambaçlı bir yolculuğun ardından nihayet durdu. Benan yol boyunca yapacağı konuşmaya odaklandığından geçtiği yollara hiç dikkat etmediğini fark etti. Geldikleri yer beklediği gibi bir otelin geceye özel ayarlanmış salonu değil basbayağı şehir dışında, kelimenin tam anlamıyla kırsalda inşa edilmiş tarihi İngiltere şatolarıyla süslü bir takvimden fırlayıp işte tam buraya kondurulmuş gibi duran devasa bir yapıydı. Ya da bir otel, ama varlığını daha önce hiç duymadığı, söyleseler burada inşa edilmiş olmasına ihtimal bile veremezdi. Alışılmadık tarzıyla aslında ait olduğu şatolarıyla ünlü ülkelerin birinden sökülüp hiç zarar verilmeden getirilmiş ve buraya bırakılıvermiş olmalıydı. Bu ikincisi daha ikna edici bir senaryo gibi gelmişti kendisine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan, hala üzerinden atamadığı bir şaşkınlıkla getirildiği yeri incelerken, limuzin şoförü çoktan gelmiş kapıyı açmış araçtan çıkmasına yardım etmişti aynı anda yaklaşan ayak sesleri birinin kendisini karşılamaya geldiğini haber veriyordu. Benan, başını kaldırıp omuzlarından düşmek üzere olan şalına çeki düzen vermişti ki “Hoş geldiniz Benan hanım ben Serhat” diyen orta boylu, gözlüklü, saçlarının üstü tamamen dökülmüş kırklı yaşlarda bir adamla burun buruna geldi. Serhat bey Benan’ın elindeki çantayı alıp onu eliyle önden yürümeye davet etti. Bir kaç dakika sonra görkemli binanın kendisine yakışır ebat ve gösterişteki kapısından içeri girmek üzereydi. Saat henüz sekiz civarlarıydı, hava hala aydınlık sayılırdı ancak giriş salonunun oldukça yüksek tavanından sarkan bir avizeden, gün ışığında boğulan zayıf kızıl pırıltılar dökülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giriş holü son derece sade sayılırdı. Kristal avizeden başka, siyah ve beyaz renklerin hakim olduğu oldukça çarpıcı desenleri olan bir yer döşemesi ve durulup uzun uzun incelenmesi gereken duvar gravürleri vardı. Benan tüm bunlara, sadece birkaç saniyelik duraksama süresinde bakabilmişti. Yanı başındaki refakatçisi Serhat bey tarafından yine kibar bir girişimle giriş holünü eve bağlayan küçük bir aralıktan sola doğru uzanan merdivenlere yönlendirilmişti. “Üst katta size bir oda hazırlattık, biraz dinlenmeniz ve akşama hazır olmanız için” dedi. Benan direk davete katılacağı düşüncesiyle saçından, ayakkabılarına kadar tas tamam hazır olduğu halde sesini çıkarmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzeri son derece parlak, ince kırmızı bir halıyla döşeli merdivenlerle ikinci kata çıktılar. Serhat bey koridorun başındaki ilk kapıyı açarak Benan’ı içeri davet etti. “Lütfen rahatınıza bakın, ben sizi davet başlayınca gelip alacağım o zamana kadar müsaadenizle” dedikten sonra kapıyı kapatıp gözden kayboldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan odayı ilk bakışta sıradan bir otel odasına benzetti. Giriş, iki kapılı küçük bir koridordan oluşuyordu. İlk açtığı kapı tahmin ettiği gibi banyoydu. Aynada kendisini inceleyip saçına başına çeki düzen verdikten sonra oldukça sade ama son derece zevkli eşyalarla dekore edilmiş geniş odayı gezmeye başladı. Üzerine altın sırma işlemeli koyu bordo renkli kadife yatak örtüsü serilmiş geniş bir yatak. Pastel tonlarda, yine kadife kaplı koltuklar. Antika görünümlü cilası pırıl pırıl parlayan bir yazı masası. Duvarlardaki aplikler, küçük sehpalarda ki abajur ve çeşitli süs objeleri. Yeri boydan boya saran antika olması muhtemel dikkat çekici kalitede halılar. Benan, omzundaki şalı çıkarıp çantasının durduğu koltuğa bıraktı, bu dinlenmekte nerden çıkmıştı anlamıyordu. Pencereden dışarıyı izlemeye koyuldu, hava kararmak üzereydi. Bulunduğu oda evin arka cephesine bakıyor olmalıydı, çünkü ağaçlarla çevrili bir bahçeden başka bir şey görünmüyordu. Benan içi sıkılmış olarak daha fazla beklemeye tahammülü kalmadığı düşüncesiyle, kendisini rahat görünümlü koltuklardan birine bıraktı. Eğer şu Serhat bey bir an önce gelmezse kendisini dışarı atması an meselesiydi. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sanki aklından geçenler doğruca Serhat beye aktarılmış gibi hafif bir kapı tıkırtısının ardından içeri girdi, kendisini beklettikleri için bir kaç özür cümlesi sarf etti. Benan önemli değil der gibi başını sallayıp yerinden kalktı, gitmeye hazır olduğunu belirte bir ifade ile kapıya yöneldi. Bu sefer geldikleri merdivenden değil uzun koridorun sonundan kıvrılarak aşağı inen bir merdivene kadar yürüdüler. Benan içinde bulunduğu durumu garipsemekle birlikte eğlenceli bulmaya başlamıştı. Sanki etrafta yönetmen ve set ekibinin bulunmadığı bir film çekiminde gibiydi. Tüm bunlar bir filmin dekoru kadar gerçek hayatla alakasız duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onları oldukça geniş ve olağan üstü gösterişli bir salona indiren mermer merdivenlerin son basamağına geldiğinde Benan başını kaldırıp daha önce görmediği büyüklük ve gösterişte bir salonda olduğunu fark etti. Kendisini hala ait olmadığı bir kültürün kendine has tarzıyla döşenmiş, hemen her santimetre karesi özenle dekore edilmiş, tek kelimeyle nefes kesici bir renk ve dekor uyumunun sergilendiği bir odada olduğunu düşündü. Ancak Serhat beyin bu duraklama karşısındaki, “Lütfen devam edelim” bakışları Benan’ın gözlemlerini kısa kesmesine neden oluyordu. Oysaki tekrar görme şansı olmaması ihtimaline karşı bu salonu daha sonrada hatırlayabileceği şekilde hafızasına yerleştirebilmeyi istemişti. Pek seçme şansı olmadığını kabullenerek Serhat beyin peşinden yürümeye devam etti. Salonun sol köşesinden açılan bir kapıdan girdikleri oda hemen hemen bir öncekiyle yakın büyüklükte ve tam ortasında ancak fantastik filmlerde görülebilecek abartıda gösterişli bir masası bulunan yemek odasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masa, beyaz bir örtü, pırıl pırıl parlayan gümüş şamdanlar, etrafa baygın kokular yayan renkli çiçekler, kristal bardaklar, gösterişli porselen yemek takımları, aynı derecede göz alıcı parlaklıktaki gümüş çatal bıçak takımlarıyla bezenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak olması gerekenden fazla fazla özenli bu masa sadece ve sadece iki kişilikti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan şaşkın hem de oldukça şaşkın bir yüzle Serhat beye döndü. Aralarındaki nezaket gereği kendisine hakim olma gayreti göstererek “Ne demek oluyor tüm bunlar?” diye kelimelerin üzerine tek tek basa basa, olabilecek en hoşgörülü haliyle sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serhat bey, yüzünde Benan’a son derece zorlama gelen bir gülümsemeyle, “Size gerekli açıklama ilgili kişi tarafından yapılacak” dedi. Daha sonra her zamanki centilmen tavırlarıyla masanın başındaki koltuğu çekerek oturması için Benan’ı davet etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan, soğukkanlılığını koruması gerektiğini düşünerek kendisine gösterilen yere oturdu. Aslında evi görene kadar klasik bir üst düzey şirket resepsiyonunda olacağını ve bir gazeteci olarak yaşadığı elit geceyi kaleme alıp güzel bir reklamla taçlandırmasının isteneceğini düşünmüştü. Ancak evi gördüğü andan itibaren fikirleri tamamen bambaşka bir yöne kaymış durumdaydı. Buranın henüz adı konmamış, tanıtımı yapılmamış bir otel olarak inşa edildiğine neredeyse emindi. Plan basitti, basın dünyasından bir kaç önemli isime daha kendisininkine benzer zarflar gönderilmişti. Hemen hepsini tavlayacak birkaç küçük detay mutlaka bulunacaktı. Mesela yeni kitabının tanıtımı kendisi için başarılı bir yemdi. Halbuki zerre kadar bile ihtiyacı yokken, neden bu tuzağa düşmüştü ki. “Şu hale bak” diye söylenmeye başladı kendi kendine sözde bir şirket yemeği, yada yıl dönümü kutlaması artık her ne haltsa, tıpkı bir şaka gibi, İstanbul’un artık bilemediği alakasız bir yerine monte edilir gibi getirilip kondurulmuş şatodan bozma bir evin, süslü bir hangara bezeyen yemek salonunda oturmuş başına ne tür bir çorap örüldüğünden habersiz, kurbanlık bir koyun gibi olacakları bekliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan, kendisini esir alan sadece bir kaç dakikalık o bekleme süresinde, nerdeyse hiçbir şey düşünmeden sadece içinde bulunduğu anın akışında kaybolup gittiği fark etti. Onu kendisine getiren neydi bilemiyordu ama birden bire yerinden ok gibi fırladı. Kim olduğunu bile bilmediği kibarlık budalası bir adamın, söylediği her şeyi yerine getirilmesi zorunlu talimatlar gibi algılayıp, tıpkı bir robot gibi uygulayarak bu noktaya nasıl geldiğine inanamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatının hemen her önemli karar verme aşamalarında olduğu gibi yine aklından ışık hızıyla geçen “neler yapması gerektiğine dair acil durum planını” hiç düşünmeyip tartmadan aynı hızla uygulamaya geçti. İlk işi şalını ve çantasını kontrol etmek oldu. Tamam hepsi yanındaydı. Şimdi yapması gereken tüm dikkatini geldiği yollara verip aynı yoldan geri çıkmaktı. İçeri girdiği kapıdan hızla dışarı çıktığında, gözünü kamaştıran salona çıktı tekrar. Eğer geldiği yolu takip ederse, merdivenlerde vakit kaybetmesi gerekecekti ki tekrar üst kata çıkmak hiç istemiyordu. O nedende güçlü yön duygusuna güvenerek kendisini dış kapıyla salon arasındaki küçük koridora ulaştıracağına inandığı yöne doğru neredeyse koşarcasına yürümeye başladı. Attığı her adımda bir sonraki hamle kafasında kendiliğinden oluşuyordu. Neyse ki çok geçmeden, dış kapıya ulaştı, içinde yükselen bastıramadığı panik duygundan olsa gerek siyah beyaz yer döşemelerinin birbirine geçmiş çarpık desenleri gözlerinin önünde dans ediyor gibiydi. Bin bir güçlükle kapıyı açtı. Dışarı çıkar çıkmaz yüzünü yalayan rüzgar ferahlık verir gibi oldu en azından son bir kaç saniyede hızla yükselen adrenalin biraz yatışmış gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak çok acil bir B planı bulması gerektiğini yüksek demir parmaklıklı ve sımsıkı kilitli demir bahçe kapısına götüren araba yoluna girdiğinde anladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saniyeler bir biri ardına hızla geçerken, Benan neden ve neyden kaçtığını hala tam olarak bilemediği gerçeğiyle yüzleşti. Tek bildiği ve kendisine yeter bulduğu ise işin içinde bir “yalan” olmasıydı. Bu gece bir davet, yıl dönümü kutlaması falan olmayacaktı buna adı gibi emindi. Çünkü sürekli terleyen ve gözleri, ağzı kadar iyi yalan söyleyemeyen Serhat bey ve iki kişilik masa Benan’a “kaç” emri vermeye yetecek kadar sağlam kanıtlardı. Benan, nerdeyse üç metre yüksekliğindeki sivri uçlu demir parmaklıkları aşamayacağına yüzde yüz emindi.Aynı yükseklikteki kalın duvarlardan atlamaya çalışmakta tehlikeli bir girişim olacaktı. Üstelik sivri uçlu, yüksek ökçeli kırmızı ayakkabıları, kırmızı şık saten elbisesi ve yapılı saçlarıyla kendisini o halde hayal bile etmek istemedi. Aklına gelen ikinci yol ise odanın penceresinden gördüğü bahçeydi. Oradan bir çıkış bulma ihtimali olabilirdi. Demir parmaklıklı sıkıca örtülmüş araba kapısından başka alınmış bir önlem yok gibiydi. Ne bir kamera, ne de elektrik akımı verilmiş dikenli teller görünmüyordu. Ayakkabılarının elverdiği ölçüde hızlı davranmaya gayret ederek ve araba yolunun iki yanını saran ağaçların kalın gövdelerinin arasına saklanmak suretiyle evin arkasındaki uzayıp giden sık ağaçlarla çevrili bahçesine girdi. Bu arada hava oldukça kararmış olduğundan ister istemez korkmaya başlamıştı Benan ne de olsa hiç birlemediği bir yerdeydi. Ne gibi tehlikelerle karşı karşıya olduğunu bilmiyordu ama artık hiçbir güç onu o eve tekrar sokmaya yetmeyecekti. Bir an bir ağacın altına çöküp kendisine düşünmek için birkaç saniye verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklı ve mantığı daha fazla devam etmemesi yönünde bastırıyor gibiydi, git gide sıklaşan ağaçlar sanki sonu görünmeyen bir koruya uzanıyor gibiydi. Diğer taraftan orada hiç aklına gelmeyecek türden belalara da bulaşabilirdi. En mantıklısı eve dönmek, Serhat denen adama bir an önce gitmek istediğini söylemekti. Üstelik bu yolun onu nereye çıkaracağı belli olmadığı gibi, bir araç bulma ihtimali de meçhuldü. Benan eve geri dönme ve yola devam etme ikileminde ne yapacağını bilemez bir halde beklerken tam arkasında neredeyse ensesinde duyduğu korkunç bir hırlama sesiyle olduğu yerde dondu kaldı. Ses o kadar yakınından ve o kadar dehşetli bir tonda gelmişti ki nasıl olup ta korkudan kalp krizi geçirmediğine hayret etti. İkinci hırlama sesiyle refleks olarak kendisini hızla öne atması bir oldu o anda emin olduğu tek bir şey vardı, bu sesin sahibi her ne ise ki bu gözünde canlanan dev boyutlardaki bir köpekti kesinlikle sırtına atlamasına ramak kalmıştı. O yüzden hızlı olmalıydı hem de çok hızlı. Ama keşke ayaklarındaki o sersem, kırmızı, sivri uçlu, incecik topuklu ayakkabıları da kendisiyle aynı fikirde olsaydı. Benan, olduğu yerden kalktığı andan itibaren, yere değen her iki dengesiz adımından da anladığı gibi feci bir şekilde düşeceğini biliyordu, bu o kadar kaçınılmazdı ki o an saniyeden daha kısa bir süre içerisinde istediği tek şey en az hasarla kurtulmak olmuştu. Sol ayağı son kez yere değdiğinde bileğini burkarak tüm dengesini alt üst eden ve başının sol tarafında patlayan acıyla kendisini yere düşüren son hamlesini de yapmış oldu. Başındaki acı ilk andaki şiddetini kaybettiğinde Benan anlaşılmaz bir halde olduğunu düşünüyordu. varlıkla yokluk arasında gibiydi, bir an her şeyden soyutlanıyor tatlı bir uyku mahmurluğunda sanki havada uçan bir tüy kadar hafifliyordu. Sonra birden korkunç bir acıyla sızlayan başının acısını duyuyor ve kendisini sarsan ellerin varlığını ayrımsıyordu. Bir ses uzaklardan, çok uzaklardan ona bağırıyordu, “Benan hanım, uyanın, kendinize gelin..” diyordu. Ama ansızın onu bu gerçeklikten çekip alan o tuhaf hafiflik duygusu kendini gösteriyor, Benan yeniden kendisini bu tatlı huzura bırakmak istiyordu. Eğer bayılmak böyle bir şeyse insan böyle bir şeyden hiç uyanmak istemezdi. Ondan sonraki dakikalar boyunca Benan bilinci bir gelip bir gider halde az çok etrafında neler olduğunu anlıyor gibiydi. Kafasının sol tarafı deli gibi zonklarken, iki güçlü el tarafından yerden kaldırıldığını hayal meyal fark etti. Sonrası ise derin bir boşluğa çekiliyor hissiyle tüm seslerin kendisinden fersah fersah uzaklaşması ve artık kafasındaki dayanılmaz acıyı duymaması olarak tanımlanabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan, kendisine gelmek üzereyken kendisini çağıran yumuşak bir ses duydu, “Benan hanım uyanın, lütfen gözlerinizi açın, çok korkuttunuz bizi…” diyordu bu ses. O kadar tatlı bir ısrarla sarsıyordu ki beynini, Benan gücünü nerdeyse iki katı zorlayarak araladı gözlerini. Hemen yanı başında, son derece üzgün bir ifadeyle yüzüne bakan Serhat bey’di. Benan’ın gözlerini açtığını görünce derin bir nefes aldı, rahatlamış olduğu her halinden belliydi. Hatta neredeyse pişman ve perişan bir görüntüsü vardı. Dudaklarından arasından çıkmasa da gözlerine yansıyan “Özür dilerim, lütfen beni affedin” diyen bakışlarını görmemek mümkün değildi. Benan, kalmaya yeltendiği anda başının sol yanındaki hala devam eden acıyı hissetti. Serhat bey tek eliyle başını tutup tekrar yatmasını rica etti “Lütfen bizden korkmayın Benan hanım, size bir kötülük yapmak gibi bir düşüncemiz yok” dedi güven vermeye çalışan, uysal bir sesle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Beni neden buraya getirdiniz, benden ne istiyorsunuz diye mırıldandı” Benan aynı anda başının sol yanına uzanan eli bir bandaja takılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Size her şeyi açıklayacağız merak etmeyin. Ama şimdilik sadece biraz dinlenin, kötü yaralandınız. Böyle bir şeye sebep olduğumuz için çok üzgünüz, bizi affedin. Ama emin olun size her şeyi açıkladığımızda nedenlerimizi anlayacaksınız” dedi.&lt;br /&gt;Benan tekrar yataktan kalkmak için bir hamle daha yaptı, tek isteği buradan bir an önce çıkmaktı. Kafası ortadan ikiye bile ayrılsa umurunda değildi artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan hanım, lütfen bu halde bir yere gidemezsiniz, biraz yatın, kendinize gelin söz veriyorum sizi kendi ellerimle evinize götüreceğim… Lütfen Benan hanım, yap…yapmayın.. rica.. ederim….” Serhat bey’in hiçte ikna ediciliği olmayan ısrarları Benan’ı durduracağı yerde daha fazla tetikliyordu. Yataktan kalkıp çantasını aramaya koyulduğu sırada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tamam Serhat, ben Benan hanımla konuşurum, sen ona bir bardak su getir sadece” diyen bir ses duyuldu, bu odanın kapısına yaslanmış orta yaşın üstünde diye tanımlanabilecek kır saçlı bir adamdı. Benan aynı anda sesin sahibine dönüp, ellerini iyiden iyiye ağrımaya başlayan şakaklarına bastırdı. Onu tanımıyordu bundan emindi. Kim olduğu hakkında hiç bir fikri yoktu. Ancak son bir kaç saattir yaşadıklarının mantıklı bir açıklaması varsa birinin bunu bir an önce yapmasında fayda vardı ki aksi taktirde Benan’ın gerçekten son raddeye gelen sabrı taşmak üzereydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam, yavaş hareketlerle odanın ortasına doğru geldi. Yüzünden yaşını kestirmenin mümkün olmadığını düşündü Benan ilk anda. Uzun boyluydu, geniş ve dik omuzlarıyla oldukça dinç bir görünümü vardı bu haliyle ancak altmışların başında olduğu düşünülebilirdi. Diğer taraftan yüzündeki derin çizgiler, ona yaşlılık görüntüsü vermekten çok bilgece bir görünüm kazandırmış gibi duruyordu. Benan garip bir dikkatle inceliyordu bu hayatında ilk kez gördüğüne emin olduğu ama aynı zamanda sanki yıllardır tanıyormuş gibi güven duyabileceğini hissettiği bu yabancı adamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kendini daha iyi hissediyorsan, şöyle oturalım” diyerek karşılıklı duran koltuklardan birini işaret etti adam. Hiç bir şey söylemeden gösterilen yere oturdu Benan. Adam da oturduktan sonra. Derin bir nefes alıp Benan’a çevirdi bakışlarını. Dudaklarında belli belirsiz görünen bir gülümseyiş kendini açığa çıkarmaktan korkarcasına çarçabuk kayboldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benim adım, Mithat Andar” dedi. Sonra bir kaç saniyelik bekleme süresinin ardından ekledi, “Bu isim sana bir şey ifade ediyor mu?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayır” dedi başını iki yana sallayarak. Hiçbir şey ifade etmiyordu. Ama Benan aslında o saniyelerde tamamıyla neden onun kendisine bu kadar rahat bir şekilde “sen” diye hitap ettiğine takılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Öncelikle seni buraya getirme şeklimizle ilgili bazı yanlış düşüncelere sevk ettiğimizin farkındayım. Ama bilmen gereken şu ki bu gün benim şirketimin gerçekten ellinci kuruluş yıldönümü”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hala sen diyor” diye düşündü Benan, ardı ardına dizilen diğer kelimelerin bir araya getirdiği anlam hiç umurunda değilmiş gibi. Ama aynı anda derinlerde bir yerde kendi kendisini otomatik olarak kurgulayan savunma ve koruma mekanizması çoktan harekete geçmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mithat bey” diye söze başladı “bey” kelimesini özellikle vurgulayarak” Hayatı boyunca lafı uzatmayı sevmemişti o yüzden direk konuya girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Neden buradayım, benden ne istiyorsunuz?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bana masal dinlerken de dayanamayıp, sürekli sonunu soran sabırsız bir kızı hatırlatıyorsun”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anlaşılan önemli bir ortak noktamız varmış, ikimiz de bir an önce sadede gelmeyi seviyor muşuz”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mithat bey, anlayışlı sayılabilecek bir ifadeyle tebessüm etti. “Haklısın, bu gün senin için yeterince uzun oldu” dedi. “Peki o halde hazırsan sana anlatacaklarıma başlıyorum” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan başını aşağı yukarı keskin hareketlerle salladıktan sonra kısık bir sesle “lütfen” diye mırıldandı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;----II.BÖLÜM-----&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;“Sana ilk olarak annemden bahsetmek istiyorum. İsmi Zeynep’ti. Bir Anadolu şehrinin ücra sayılabilecek küçük kasabasında dünyaya gelmiş. Pek çok yaşıtları gibi o da on beşine bastığında vakti geldiğine kanaat getirilerek hemen evlendirilmiş. Ancak o akranlarını kıskandıracak kadar talihli olduğu sanılan bir evlilik yapmış. Kasabaya kısa bir süreliğine hava değişimi için gelen İstanbullu zengin bir ailenin tek oğullarına istenmiş ve neredeyse yıldırım hızıyla nikahlanarak kendisini yabancısı olduğu bir şehirde, yabancısı olduğu bir aile hayatının içinde buluvermiş. Kocası, yani babam evliliğinden çok kısa bir süre sonra eğitimi için yurt dışına çıkmış. Ben bu evliliğin ikinci yılında dünyaya gelmişim. Ancak babam ben bir yaşındayken annemden boşanıp, okulda tanıştığı bir kadınla ikinci evliliğini yapmış. O sıralarda henüz çok genç olan annemin bu durumu gerek babamın, gerekse annemin ailesini zor durumda bırakmış. Boşanmış bir kadın olarak babamın ailesinin yanında kalması hoş görülmemiş, o nedenle tekrar ailesinin yanına yani o küçük kasabaya getirilmiş. Ancak beni yanında götürmek gibi bir seçenek kendisine o günün şartlarında sunulmamış bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem, yeniden küçük kasabaya döndüğünde kendisine eskisinden daha çok kısmet çıkmaya başlamış ancak o yıllarda asla dikkate alınmayan hatta adı bile konmayan bir hastalığın pençesinde yıllar sürecek bir mücadeleye girmiş annem. Şimdi olsa bir hekimin kolaylıkla “depresyon” diyeceği bu ileri düzeydeki içe kapanıklık hali annemi ne yazık ki aklını kaybetmiş, yarı deli bir kadın konumuna sokmuş ve bu durumdan tamamen olamasa da yeniden normale yakın bir hale dönmesi neredeyse on yıl sürmüş. Ben onu, ilk kez on bir yaşımdayken iyileşme sürecine girme dönemlerinde gördüm. O sıralarda dedem ve babaannemin yanında İstanbul’da kalıyordum. Annem, tamamen iyileştiğine inanıldığı dönemde yani babamdan boşandıktan tam on beş yıl sonra artık yaşlanan anne ve babasının ısrarlarına dayanamayarak kendisini bir kez daha İstanbul’a getirecek olan ikinci evliliğini yaptı. Annemin ikinci kocası kendine göre iyi bir insandı, her şeyden önce annemi hiç incitmiyor, onu el üstünde tutuyordu, ancak bazı kuralları var ki bunlar ona da belki geçmişten gelen aile yapısının ön gördüğü yazılı olmayan kanunlar gereği dayatılıyordu benim annemle alenen görüşmeme müsaade etmiyordu. Bu evliliğin devamı için tek şartı buydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ama bu acımasızca bir haksızlık!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan, dudaklarının arasından fırlayan bu sözlerin ardından, Mithat beyin konuşmasını yarım bırakıp kendisine bakması üzerine başını iki yana sallayarak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Özür dilerim ama ben gerçekten böylesi bir haksızlığa karşı kendimi tutamazdım. Ayrıca nasıl bir anne evlilik için böyle bir şartı kabul edebilir ki !” Hiç tanımadığı bu kadına karşı anlaşılmaz bir öfkeyle söylenmiş laflardı bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Annem farklı bir kadındı. Bana olan sevgisini pek fazla göstermezdi ama değer verdiğini hep hissettirirdi. Aramızda kimselerin anlayamayacağı gizli bir bağ, çok özel bir iletişim vardı. Onun İstanbul’a bu kadar acımasızca görünen bir şartı kabul ederek gelmesinin tek nedeni, o güne kadar İstanbul’dan çıkan tek talibinin bu kişi olmasıydı. Annemi İstanbul’a yani benim yaşadığım şehre getirecek tek şansı bu olabilirdi, bu fırsatı kaçırma riskini göze alamadı ve kabul etti. Bu adam elbette göründüğü kadar acımasız değildi. Babaannemle gittiğimiz çay bahçelerinde, hafta sonları boğaz gezilerinde, bir ada vapurunda ve daha pek çok üstü kapalı, resmiyete dökülmemiş vesilelerle annemi ayda en az iki üç kez görürdüm. Dediğim gibi onunla aramızdaki özel bir şeyler vardı, sanki açıktan söyleyemediklerini gizliden kulağıma fısıldardı. Aslında hep bilirdim, bunu nasıl yapardı bilmiyorum ama onun sırf benimle aynı şehrin havasını solumak için, İstanbul’a geldiğini, bunun bile ona yettiğini anlardım”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan, hiç tanımadığı bu iki insanın, kendisine neden anlatıldığı hakkında hiçbir fikri olmadığı bu garip ama hüzünlü hikayesinden ister istemez çok etkilenmişti. Bunda şüphesiz Mithat beyin anlatımındaki sesinin her tınısına yansıyan yaşanmışlıklarının duygusal etkisi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Annemin bu evlilikten bir oğlu daha oldu. Yani üvey erkek kardeşim dünyaya geldi. Gerek annemin gerekse babasının ileri sayılabilecek yaşlarında dünyaya gelmesi nedeniyle çok sevilen, el üstünde tutulan ve ister istemez şımartılan bir çocuktu. Yaş itibarıyla ondan hayli büyük olduğum için büyüme aşamalarında onu sıkça gözlemler ve hep babama benzetirdim. Sanki hep onun kadar umarsız ve başına buyruk gelirdi gözüme. Bu bir hatamıydı bilmiyorum ama bu iki özellik bana hep annemin mutsuzluğunu ve sessiz karamsarlığını çağrıştırırdı. Kardeşimle aramda hiçbir zaman özel bir diyalog gelişmedi. Her şeyden önce ben o aile için resmiyette yasaklıydım. Aramızda on beş yaş kadar bir fark vardı ki bu olası bir iletişimi zaten zorlaştırıyordu. Daha da önemlisi kardeşim bazı şeylerin farkına varmaya başladığında beni kendisi için bir tehdit, rahatsız edici bir unsur olarak görmeye başlamıştı. Ben onun annesinin geçmişinden gelen karanlık bir gölge gibiydim. Bir görünüp bir kaybolan, hayatımızın ortak merkezine oturttuğumuz bir kadının gizli bir kalp ağrısı gibiydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşimle zaten bölük pörçük olan görüşmelerimiz, babaannemin ve dedemin ölümünden sonra babamın yanına yurt dışına gitmem nedeniyle tamamen kesildi. Yılda birkaç kez gelir, annemle görüşür tekrar geri dönerdim. Kardeşim bu görüşmelere genellikle katılmaz, beni tanımak isteği duymadığını açıkça belli ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem, kardeşim yirmili yaşlarının başındayken anide rahatsızlandı. Belki daha erken bir teşhis, daha donanımlı bir tedavi onu kurtarabilirdi ancak kardeşimin babasının maddi durumu tüm bunları karşılamaya yeterli gelmediği ve bana da müdahale ve yardım izni verilmediği için onu acılar içinde kıvrana kıvrana kaybettik. Ölürken yanındaydım, son isteği ben olmuştum. Ben, kardeşim ve kocası hayatının son anlarını yaşadığı hastane odasındaydık. Kardeşimin ve benim ellerimi ellerinin arasına alarak ve bakışlarıyla onu bana emanet ederek öldü”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eğer yorulduysan daha sonra devam edebiliriz Benan, seni sıkmak istemem” dedi Mithat bey. Buna sebep, Benan’ın ara sıra hiç farkında olmadan şakaklarını üzerine bastırdığı elleriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayır, hayır sorun yok. Lütfen devam edin” dedi Benan. “Her ne kadar dinlemek için ne gibi bir gerekçem olduğunu bilmesem de öykünüzün devamını merak ettiğimi söylemek zorundayım”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Annem öldükten sonra kardeşim, yüzümü bir daha görmek istemediğini söyledi. Nedenini bilmediğim bir öfke, bana karşı önünü alamadığı bir nefret duyuyor gibiydi. Babası bile bana karşı daima daha ılımlı hatta annemin ölümünden sonra önceki tavırlarından dolayı neredeyse pişman gibi görünüyordu. Ancak kardeşim onunla bütün iletişim ve yakınlaşma girişimlerimi şiddetle reddetti. Bu olayın üzerine bende bazı şeyleri oluruna bırakmak, ona zaman tanımak için yeniden yurt dışına çıktım. Tekrar döndüğümde, dedemin kurduğu ve tüm haklarını bana devrettiği şirketimin başına geçtim. Adı o yıllarda DTY A.Ş. di. Ancak çeşitli revizyonlar ve yeni ortaklarla yapılan girişimler neticesinde bugünkü tanınan adıyla WES-TY olarak değişime uğradı ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan bir an karşısındaki adamın, adını gayet iyi bildiği dünyaca ünlü elektronik markası WES-TY’ den mi bahsediliyor diye merak etti. Eğer arada bir yazılış farkı yoksa, bu WES-TY adının büyük harflerle sağa yatık, turkuvaz fon üzerine koyu lacivert yazılışıyla o pek bilindik bilgisayar kasalarından, dev ekran televizyonlara kadar hemen her yerde gözüne çarpan bir markaydı. Benan, şüphesiz Mithat bey’ e o kadar inanamaz gözlerle bakmıştı ki yaşlı adam aslında son derece mütevazı sayılabilecek bir ifadeyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet” demişti. “Aklınızdan geçen, yani o bildiğiniz WES-TY”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Neden bu kadar şaşırıyorum ki, ne de olsa ancak WES-TY nin ortaklarından biri, böylesine bir şatoyu getirip işte tam buraya kondurabilirdi” diye düşündü Benan. Ama aklından geçenleri dile getirecek kadar rahat hissetmemişti kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“DTY Girişimcilik yavaş yavaş WEST-TY olurken beraberinde oldukça ağır sorumluluklar getirdi bana hemen her şeyden soyutlandım, kedimi tamamen işime vermiştim, kardeşimi zaman zaman hatırlıyor, neler yaptığını merak ediyordum. Ama onun beni istemediğine dair o kararlı ve kesin tavrı gözlerimin önünden gitmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece, yağmurlu, soğuk bir Kasım gecesi, İstanbul’daki evimdeydim. Genç bir kadın çaldı kapımı, sırılsıklam ıslanmış, kucağında iki yaşlarında küçücük bir kız çocuğuyla. O kadar masum yüzlü, gencecik, zayıf, mutsuz bakışlı bir yüz ki hala unutamam. Mahcup, çaresiz ama tek ümidinin ben olduğuma inanmış bir kadıncağız. Kardeşimin karısı olduğunu öğrendim o gece onun. Kucağındaki melek yüzlü güzellikte benim yeğenim, kardeşimin kızıymış. Sabaha kadar, oturduk, konuştuk, anlattık dinledik birbirimizi. Evliliklerini, çaresizliklerini, kardeşimin alkole yenilen bedeninin ve ruhunun günden güne eriyip gidişi karşısında yapacakları hiç bir şey kalmadığı için sarsılan hayatlarının ellerinin arasından kayıp gidişini izleyişlerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir umut olarak gelmişti bana, kocasından habersiz. Artık gidecek hiçbir kapısı olmadığını, eğer bende onları geri çevirirsem sokaklara kadar düşeceklerini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşimin benden gelecek hiçbir yardımı kabul etmeyeceğini zannediyordum ama karısı bu konuda kesin tavrını koydu. Hep beraber, İsviçre’de özel bir kliniğe gittik, klinik yakınlarında bir ev tuttuk kardeşimin karısı evde kızıyla kalıyordu. Ben de yakınlarda bir otelde. Hemen her gün hep beraber hastaneye gidiyorduk. Kardeşim beni görmek istemiyordu, küçüğü de içeri almıyorlardı o nedenle biz hep yeğenimle yakındaki bir parkta oyalanıyorduk. Git gide bir birimize alışmaya başlamıştık. Hayatıma giren ilk küçük insandı o, her sözü her hareketi ile beni hayretlere düşüren minicik bir varlık. Aklım almıyordu onu, sürekli beni taklit edişi, her gün benden yeni bir kelime öğrenişi. Ellerini boynuma dolayıp, başını göğsüme gömerek, sağ elinin baş parmağını ağzına alıp uyuyakalışı. Bana yepyeni bir dünyanın kapılarını açan bir melek gibiydi. İçinde hiçbir kötülüğün, hiçbir art niyetin olmadığı bir kalbi ilk kez görüyordum. Altın gibi saf, tertemiz bir sevgiyle beni küçücük yüreğine kabul eden bir insan yavrusuydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşimin tedavisi uzun ve zor bir süreç gerektiriyordu. Üstelik manen inanılmaz işkenceler ettiği halde yanı başından bir an bile ayrılmasına dayanamayacak kadar çok istiyordu karısının ilgi ve alakasını. Küçüğüm ve ben annesinin uzun süren hastane ziyaretlerinde hiç farkında olmadan bağlandık birimize. Ancak bu şekilde devam edemeyeceğimiz de ortadaydı, annesi iki arada tek kelimeyle perişan oluyordu. O zaman bende başka bir çare aramaya başladım, küçüğüme güvenilir bir bakıcı tutup onu Londra’daki evime götürdüm. Böylece annesinin aklı bizde kalmayacak kendini tamamen kocasına adayabilecekti. O günün şartlarıyla çok kolay olmasa da hemen her gün kızıyla telefonda konuşmasını sağlayarak kısmen de olsa katlanılabilir kıldım belki bu ayrılığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse kırk yaşına dayanmış bir adam olan ben ve henüz ikisini birkaç ay geçmiş küçük meleğim ülkenin hemen her yerini gezdik. İskoçya, İrlanda, Paris ve akla gelebilecek her güzel şehir. İki yaşında küçücük bir kız bunlardan ne anlar diyebilirsin ama onunla birlikte seyahat etmek hayatım boyunca yaptığım tek anlamlı hareketti diyebilirim”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mithat bey birden durakladı, dikkatle Benan’a bakıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Parmakla gösterilecek kadar güzel olan bir kız” dedi bu sefer saklamakta pek acele etmediği bir gülümseyişle. Benan’a değil de önündeki bir boşluğa karşı konuşuyor gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu sözlerinizin adımın bir anlamıyla bir ilgisi var mı? Yoksa hala küçük prensesinizi mi konuşuyoruz?” dedi Benan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benan, beni şu ana kadar sabırla dinlediğin için teşekkür ederim. Sana istemeden yaşattığımız korkuya rağmen gerçekten cesur davrandın. Tıpkı annesini ve babasını arkasında bırakıp giderken elimi sıkıca tutan ve her şeye rağmen bana güvenmeyi seçen o küçük kız çocuğu kadar yürekliydin”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benan tüm içtenliğiyle güldü. Kendisine anlatılan bu hikayenin sonunun ulaştığı nokta başlangıcı kadar belirsizliklerle doluydu. Bir kere öyküdeki hiçbir karakterin adı yoktu. Sadece Mithat bey ve anne, baba, kardeş gibi tanımlanan diğerlerinden ibaretti. Garip diye düşündü ama bir başkasının hayatının bu kadar kendisinden uzak detaylarının üzerinde gereğinden fazla durmaya da niyeti yoktu. Aslında bastıramadığı merakı öykünün bir an önce sonunun nereye bağlanacağını şiddetle merak etmesine rağmen vaktin hayli ilerlemiş olmasının da sıkıntısını duymaya başlamıştı. Huzursuz kıpırdanmaları, belki istem dışı sağa sola ve saatine bakışları Mithat beyin dikkatinden kaçmamış onu rahatlatmak için olsa gerek terasa çıkmayı teklif etmişti. Bu arada Benan’ın kendisine bile pek belli etmese de derinlerinde içini kemiren bir şüphesini de gün ışığına çıkartarak en azından bertaraf etmeye yetecek kadar ikna eden bir açıklamayı da ekleyerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Meraklanma limuzinin şu an kapıda ve en zaman istersen seni götürmek için hazır bekliyor”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oh neyse ki burası bir kabuslar evi olmaktan çıkmaya başlamıştı. Evin önüne bakan geniş terasın kenarından aşağı bakınca kapının önünde park etmiş limuzini ve hemen yanı başında sigarasını tüttüren şoförü gördü. Mithat beye yeniden güvenmeye başlamıştı. Açık ve temiz havanın verdiği bir ferahlıkla kendisine gösterilen daha önce hiç görmediği türde son derece rahat, estetik görünümlü bir ahşap koltuğa oturdu. Mithat bey kaldığı yerde anlatmaya devam etti. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/10/henuz-adi-konmamis-bir-oyku-iii-bolum.html"&gt;III Bölüm için tıklayın...&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6585817160264976828?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6585817160264976828/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6585817160264976828&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6585817160264976828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6585817160264976828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/09/henuz-adi-konmamis-bir-oyku-i-bolum.html' title='HENÜZ ADI KONMAMIŞ BİR ÖYKÜ - I. BÖLÜM - II. BÖLÜM'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-7824018187948071673</id><published>2009-08-17T02:17:00.000-07:00</published><updated>2009-10-11T05:12:04.965-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap Kokusu'/><title type='text'>TAAŞUK-U TALAT VE FİTNAT</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu tamamen Klasik Türk Romanları üzerine bir yazı olacak. Hemen herkesin zihninde ortaokul lise dönemlerine dair Türkçe-Edebiyat yazılı sınav sorularını canlandırdığını tahmin ettiğim bu sözcüklerin bendeki ilk çağrışımı ise sadece "ilk Türk bir şey romanıydı ama neydi" tarzında bir debelenmeye sebep olmuş neyseki her zor durumda imdadımıza koşan google bu sorunun da cevabını vererek beni rahatlatmıştır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;"&lt;em&gt;Eski geleneğin kimi kalıplarını sürdürmekle birlikte, &lt;/em&gt;&lt;a href="http://kitap.antoloji.com/taassuk-u-tal-at-ve-fitnat-kitabi/"&gt;&lt;em&gt;Taaşşuk’u Tal’at ve Fitnat (Talât ve Fitnat’ın Aşkı) &lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;, yazınımızda Batılı yöntemle yazılmış roman türünün ilk örneği olarak kabul edilmektedir&lt;/em&gt;" diye geçmiş kaynaklara.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Artık tavşanın suyunun suyu misali, her ne kadar orjinalini bilmesemde özetinin özeti olduğu her halinden belli olan kitabı en azından bir göz gezdirmek maksadıyla elime aldıktan sonra bitirene kadar bırakamadığımı söylemeliyim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kesinlikle çok sürükleyici, zaman zaman rutine düşen aklın alamayacağı kadar alakasız tesadüflerin bir araya getirdiği veya ayırdığı aşklar/aşıklarla dolu olsa da okumaktan çok keyif aldım. Aslında biraz klasik Türk filmi kıvamında sonunun nereye gideceği belli ama beni hemen her anında ( ikinci yarısını ara vermek istemediğimden arabada da okumaya devam ettiğim) gerçekten güldürüp sonuyla ciddi anlamda hüzünlendiren bir kitap oldu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Edebiyat tarihimiz açısından önemli bir yere sahip olan bu sıradan görünümlü, belki son derece tanıdık klişelerle dolu romanı yine de her şeye rağmen okuyun derim ben. Dönemin İstanbul'unu, yaşam tarzını, diyaloglarını bana göre başarılı bir şekilde aktaran yazar &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eemseddin_Sami"&gt;Şemsettin Sami (1850-1905)&lt;/a&gt; ayrıca ansiklopedi ve sözlük yazarıymış. Taaşuk-u Talat ve Fitnat yazdığı tek roman. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://http//tr.wikipedia.org/wiki/Nabiz%C3%A2de_N%C3%A2z%C4%B1m"&gt;ZEHRA - NABİZADE NAZIM&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İkinci okuduğum kitap olan "Zehra" ise tek kelimeyle alıp götüren ve kıskançlık duygusunun insana neler yaptırabileceğine dair neredeyse uç noktalara doğru sürüklenen bir roman. Kocasını severek evlenen Zehra'nın dizginleyemediği kıskançlığıyla dallanıp budaklanan ve kendisiyle birlikte kocasını da felakete sürükleyen hezeyanlarının tasvirleriyle önemli bir yere sahip olması gerektiğine kesinlikle inandığım bir roman oldu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yine edindiğim bilgilere göre &lt;em&gt;"Eserde kullanılan aşırı karakter analizleri nedeniyle romana ilk psikolojik tahlil romanı da denilebilir" &lt;/em&gt;şeklinde tanımlanmış. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kıskançlığın ne kadar ölümcül olabileceğini görmek mi istiyorsunuz öyleyse bu kitabı ıskalamayın derim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Mithat_Efendi"&gt;DÜRDANE HANIM - AHMET MİTHAT EFENDİ&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ben bu Ahmet mithat Efendi'yi cidden çok sevdim. O ne anlatım, o ne akıcılık, o ne hikayedir öyle. Su gibi ellerimden kayıp gitti diyebilirim. Ben eğer bir kitabı yere serilip halının üzerinde okuyorsam çok sevmişim demektir. Hatta aynı anda kızımın üstümde tepinmesine bile aldırmadan okuduğum satırlara gülebiliyorsam o kitap gerçekten beni içine çekmiş, alıp sayfalarının arasına hapsederek her şeyden soyutlayabilmiştir. İşte aynen bu şekilde okudum "Dürdane Hanım'ı" hani azıcık macera/polisiye sever bir yanım da olduğu için daha bir sardı beni sanırım. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ancak şu küçük kişisel notumu da eklemeden geçemeyeceğim Ahmet Mithat Efendi'nin anlatımında, yakın zamanda okuduğum için aklımda taze kalmış olan Victor Hugo'nun bana göre en güzel eserlerinden biri olan &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Notre_Dame%27%C4%B1n_Kamburu"&gt;Notre Dame'ın Kamburu &lt;/a&gt;romanındaki anlatıma yakın bir tat bulduğumu da söylemeliyim. Bire bir olmasa da bazı noktalarda benzer bir üslupla okuyucuya direk hitabeden ve benim gerçekten çok sevdiğim bir tarzın ortak kullanımını anımsattı bana. (Ancak bu benim son derece şahsi düşüncemdir her hangi bir bilimsel kanıta dayanmaz ) &lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;Dürdane Hanım, cidden sürükleyici, macera dolu ve gülümseten anlatımıyla okunmaya değer bir Ahmet Mithat Efendi eseridir. Aynı zamanda bana da "Tez yazarın diğer eserleri de bulunacak ve okunacak" fermanını verdirmiştir. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ayrıca "&lt;em&gt;Ahmed Midhat Efendi'nin Dürdane Hanım adlı romanı 'Tercüman-ı Hakikat' gazetesinde tefri ka edildikten sonra kitap olarak ilk defa 1299 (1882) yılında yayınlanır. Fennipolisiye ya da macera romanı sayılabilecek bu eser, vak'a kuruluşu, aksiyonu, şahıslar kadrosu: ayrıca aşk ve adalet duygularındaki derinliğiyle dikkat çekicidir" &lt;/em&gt;denmiş hakkında...&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.edebiyatsanat.com/serveti-funun-edebiyati/782-saffet-nezihi.html"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ZAVALLI NECDET - SAFFET NEZİHİ&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Açık konuşmak gerekirse adı "Zavallı Necdet" olan bir kitap bende kolay kolay okunma isteği uyandırmaz ancak gözlerimi kapatıp rasgele seçim yöntemiyle okuduğum bu klasik roman da pek fena değildi. Ama ben de öylesine yoğun bir acıklı Türk filmi izlemişim hissi bıraktı ki sormayın. Kahramanımız Necdet , yazarımıza göre anlattıklarının çoğu uydurma olsada iflah olmaz bir hovarda. Ancak pat diye öyle bir aşka düşüyorki bir kaç günde yatak döşek hasta, ve bir daha da hiç düzelmeyecek zavallı, kalbi yaralı bir aşık. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Büyük sevdası Meliha anlaşılmaz bir hatun, önce hüyalı hülyalı bakıp adamın aklını başından alıyor, sonrada onun en yakın arkadaşıyla hop diye bir izdivaç yapıyor. Sonrası daha vahim, Meliha kovalıyor Necdet kaçıyor, Allah var adam kendini kadının şerrinden korumak için elinden geleni yapıyor ama nafile. Necdet'i her gördüğü yerde sürekli sarılıp göğsüne bastıran Melihâ'nın kocası da ayrı bir zavallı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse belki okumak isteyenler olur diye burada bırakıyorum ama öylesine duygusal, öylesine acıklı, romantik tasvirlerle insanın havaya, suya, gökyüzüne, gün batımlarına, mezarlıklara bakışını değiştirecek bir roman.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ben okuduğuma pişman değilim, her halükarda bir zamanların rüya gibi pembe köşklerle çevrili İstanbul'unu anlatan satırlar için bile okunmaya değerdi. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Şu an elimde &lt;a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/serguzest.htm"&gt;Samipaşazade Sezai'nin Sergüzeşt&lt;/a&gt;'i var. Henüz ikinci yarısına geçtim, bitmedi. Ancak şu ana kadar olan kısmı beni cidden çok fazla etkiledi. Ben pek öyle her kitaba ağlayan tiplerden değilim aslında ama zaman zaman bazı satırlarda içim gerçekten dolu dolu oldu. Konu kölelik, zulüm ve atalarımın topraklarına kadar uzanan bir çaresizliğin anlatımı olunca daha fazla dayanamadım bir günlük ara verip öyle devam edeceğim. Bittiğinde daha uzun bir post konusu olacağını zannediyorum.. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu arada eğer yazıyı buraya kadar okuduysanız ve ilginizi çektiyse merak etmeyin elimdeki klasikler bitene kadar okuduklarım hakkında yazmaya devam edeceğim... bu konu burada bitmedi anlayacağınız. devamında görüşmek üzere, şimdilik bana müsaade. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Özel Bir Not:&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; Bir vakitler bloguma Poll.yan.na ile ilgili yazdığım bir yazı neticesinde Google'in vesilesi ile Poll.yan.na'nın Türkiye temsilcisi gibi bir hal almıştım. Sayfama uğrayıp ta bana yorum yada mail yazmadan geçen varmı bilmiyorum ama varsa ayıp etmişler buradan söyleyeyim. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak şimdi benzer bir duruma "Taaşuk-u Talat ve Fitnat" romanı ve diğerleriyle düşme tehlikesine karşı buradan peşinen söyleyeyim. Bu kitaplar hakkında yazdıklarım benim son derece kişisel düşüncelerim olup, bu yazı tamamen tavsiye amaçlı bir yazıdır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-7824018187948071673?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/7824018187948071673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=7824018187948071673&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7824018187948071673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7824018187948071673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/08/taasuk-u-talat-ve-fitnat.html' title='TAAŞUK-U TALAT VE FİTNAT'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6268964315356873634</id><published>2009-07-25T09:41:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T15:50:28.337-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'>Ekmek ve Tereyağı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;-&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Uzun zaman olmuş uğramayalı buralara sayfam yine tozlanmaya yüz tutmuş, biraz üzerinden üflemek için geldim. Son günlere dair yazılacak ne var diye düşünürken aklımdan geçen onlarca şeye, etrafta olup bitenlere, ötemizde berimizde değişenlere rağmen zihnimde en ağır basanı bu başlık oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iki aydır beni tanıyanların mecburen öğrenmek zorunda kaldıkları bir hikayesi var aslında bu iki kelimenin. Mesela bana şu an en romantik bulduğum kelimeleri sorsalar hiç tereddüt etmeden “ekmek ve tereyağı” gibi olmak derim şüphesiz. Bilenlerin belki anlayıp, gülümseyecekleri hatta onaylayacakları, bilmeyenlerin şaşırıp, biraz da bana şüpheyle bakacakları iki kelime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bir düşünün o kadar farklısınız ki, dünyadaki herkesten sizi ayıracak düzeyde olağanüstü bir zekanız, olağandışı davranışlarınız, garip alışkanlıklarınız ve sayısı yüze ulaşmış korkularınız var. Ama tüm bunların arasında size elini uzatmış ve sizi olduğunuz gibi kabul etmiş mükemmel bir eşe sahipsiniz. O sizin dünyayla aranızdaki tek bağ, hayatınızın yegane denge unsuru. Sizi insanların gözünde garip yapan tüm davranış ve alışkanlıklarınızı görünmez kılan bir kalkan ve o mükemmel kadın bir sabah arabasına bindiği anda patlayan bir bombayla hayata veda ediyor ve son sözleri “ekmek ve tereyağı” oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamını sadece kahramanımızın bildiği bu iki kelime bölüm sonuna kadar gizemini sürdürüyor ve en sonunda öğreniyoruz ki onlar ne zaman el ele yolda yürüseler aralarına bir engel girip elleri ayrıldığında karısı hep “ekmek ve tereyağı” dermiş. Anlamı ise açık, biz seninle ekmek ve tereyağı gibiyiz, fazla ayrı kalamayız eninde sonunda yeniden kavuşacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanım &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0312172/"&gt;Mr. Monk,&lt;/a&gt; tanıyanlar için zannediyorum ki benim kadar vazgeçilmez. Karısı Trudy’e olan sevgisi bence her anında göz yaşartıcı, bu anlattıklarım sadece bir dizi senaryosu ve beni niye bu kadar etkiliyor bilemiyorum... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6268964315356873634?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6268964315356873634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6268964315356873634&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6268964315356873634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6268964315356873634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/07/ekmek-ve-tereyag.html' title='Ekmek ve Tereyağı'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4837284471759747494</id><published>2009-06-24T16:39:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T15:50:47.491-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğrafın Dili'/><title type='text'>Fotoğrafın Dili (15. Çalışma )</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SkK6LHaNLXI/AAAAAAAAAqU/BR5DshQ8BMM/s1600-h/didem1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351044007399861618" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SkK6LHaNLXI/AAAAAAAAAqU/BR5DshQ8BMM/s320/didem1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Fotoğraf: Didem BİLGİÇ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sana,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Belki bir gün…” der gibi bakıyorsun,&lt;br /&gt;Uzak hayallere dalmış gözlerinde hala bir umut mu var?&lt;br /&gt;Yoksa "imkansızlara duyulan özlem" hastalığına mı tutuldun?&lt;br /&gt;Biliyor musun bu kötü bir teselli olacak belki ama,&lt;br /&gt;Hani bir sızısı vardır ya bu derdin, hep derinlerde,&lt;br /&gt;Ruhu yağmalayan istilacılar gibi hep bir saldırı halinde.&lt;br /&gt;İşte o geçecek elbet, hiçbir acı sonsuza kadar sürmez.&lt;br /&gt;Sen şimdilik istersen sadece dinle, bitene kadar bekle.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonra bir sabah uyandığında duymayacaksın o sesi,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hep içini kemiren hasretini yokluğunun, acıyacaksın, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Arayacaksın hatta alıştığın ince sızılarını,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bulamayacaksın...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İşte bana bunları anlattı bakışların ama kim bilir neler var daha bilinmeyenlerinde ve hiç bilemeyeceklerimizde.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4837284471759747494?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4837284471759747494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4837284471759747494&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4837284471759747494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4837284471759747494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/06/fotografn-dili-15-calsma.html' title='Fotoğrafın Dili (15. Çalışma )'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SkK6LHaNLXI/AAAAAAAAAqU/BR5DshQ8BMM/s72-c/didem1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4647164623030594634</id><published>2009-05-31T08:32:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T15:51:15.224-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'>384+803 Sayfa Anna Karenina...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/"&gt;Anna Karenina&lt;/a&gt; nihayet bitti. Ama gerek okurken gerekse şu an düşünüp tekrar gözden geçirdiğimde kitap sanki Anna Karenina'dan çok diğer karakterlerden Levin'in daha ağır basan hikayesi gibi geliyor bana. Levin karakterinin, yazarı &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lev_Tolstoy"&gt;Tolstoy&lt;/a&gt;'un gerçek hayatıyla benzerlikler taşıdığını da göz ardı etmemek gerekiyor bu bağlamda sanırım haklı bir ağırlığı var Levin'in.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ancak kesinlikle çok sürükleyici ve insanı sarıp sarmalayan bir anlatımla gerçekten hak ettiği değeri taşıyan bir kitap olduğuna şüphe yok. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Anna Kerenina'yı okurken aklımdan daha önce okuduğum ihanet eden kadınlar üzerine yazılmış iki kitap daha geçti "&lt;a href="http://www.netkitap.com/kitap/97/therese_raquin.htm"&gt;Therese Raquin&lt;/a&gt;" ve "&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Madame_Bovary_(roman)"&gt;Madam Bovary&lt;/a&gt;" Bu üç farklı yazarın kaleminden çıkma benzer konuyu işleyen eserlerin bana kalırsa en önemli ortak noktaları ihanet eden kadına layık görülen acı son olmuş.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kitapta geçen döneme ait uzun anlatımlar, betimlemeler, siyaset ve sosyeteye dair tüm detaylar belki başka şartlar altında sıkıcı bulacağım mevzular olsa dahi bu kalemden okunulur bir tat kazanmış. Ayrıca karakterlerin olaylara karşı verdikleri tepkileri son derece olası ve gerçekçi bulduğumu da söylemeliyim. Bu nedenle hiç sıkılmadan ve hatta biteceğine üzülerek, günlerce, uyurken bile etkisinde kalarak okudum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda okuduğum üçüncü en sürükleyici roman olarak aklımın bir köşesine not ediyorum (1.Rüzgar Gibi Geçti 2. Notre Dame'in Kamburu ) &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kitapta aklımda kalan, altını çizdiğim cümlelerden bir de Anna Karenina'nın "Nasıl kafa sayısı kadar düşünce türü varsa, kalp sayısı kadar da aşk türü vardır" tarzı bir cümlesiydi.&lt;br /&gt;Keza Levin'in iç dünyasını yansıtan her anlatımda ayrı olarak aklımda yer etti.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ayrıca içinde bu kadar çok karakterlerin olduğu başka bir roman okumuşmuydum hatırlamıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;ve merak eden herkese tavsiye ediyorum -okuyun-&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Son olarak an itibarı ile masamın üzerinde duran yeni kitabım "Gülün Adı" na başlamak üzereyim. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4647164623030594634?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4647164623030594634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4647164623030594634&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4647164623030594634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4647164623030594634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/05/384803-sayfa-anna-karenina.html' title='384+803 Sayfa Anna Karenina...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-1788904094090315450</id><published>2009-05-29T09:31:00.001-07:00</published><updated>2009-08-24T15:44:34.741-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'>Son Günlerde...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Neler yapıyorum, Anna Karenina'yı okuyorum iki koca cilt ve ikinci cildin ortalarındayım. Uykumdan feragat etmek ve geceleri kızımın elinden kurtarabildiğim yegane saatlere sığdırmak gayretiyle... Uzun zaman önce yarım yamalak izlediğim filminden tek bir sahneyi bile hatırlayamama rağmen gözümün önünde canlanan o sahneler Tostoy'un şahane yazım tarzından kaynaklanıyor olsa gerek. (Hakkında yazacaklarım henüz bitmedi kitap bitince devam edecek) &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hayatımda ilk defa elime saksı ve toprak aldım, evde vicdanıma terk edilmiş üç zavallı çiçeğim var aslında ama su vermeyi unutmamak için beni uğraştırmaktan başka işime yaramıyorlar. Buna karşın balkonda fena halde domates, salatalık, maydonoz, nane ve türevi bir şeyler yetiştirmeye merak sardık. Bir saksı domateslerimiz telef olsa da diğer saksıdan hala umut var. Sonucun ne olacağını bilmiyorum ama dilerim saksı saksı ektiğim tohumlardan bir kaç küçük yeşillikte olsa çıkıp beni mahçup etmezler.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik bu kadar...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-1788904094090315450?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/1788904094090315450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=1788904094090315450&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1788904094090315450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1788904094090315450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/05/son-gunlerde.html' title='Son Günlerde...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-7615565447724201852</id><published>2009-05-11T14:48:00.000-07:00</published><updated>2009-05-11T14:51:10.511-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öyküler'/><title type='text'>Pembe İpliğin Hikayesi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Birkaç yıl önce çalıştığım iplik firmasının dört duvarındaki raflarında rengarenk iplerin dizili olduğu showroom odasında otururken aklımdan geçmişti bu hikaye. Basit hatta çocukça belki ama o rengarenk, göz alıcı ipliklerinde bir hikayeleri vardır mutlaka diye düşündüğümü anımsıyorum, sonrasında satırlara dökülen bu basit öyküyü yazmıştım. Uzun zamandır ıssız duran sayfama biraz renk getirmesi ümidiyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;PEMBE İPLİĞİN HİKAYESİ&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; Pembe iplik raftaki yerini aldığında sevinçten içi içine sığmıyordu. Şehrin en büyük dükkânında olmanın gururuyla sağına soluna bakındı tüm gözler üzerine dikilmişti. Tezgâhtar kızlar tek tek onu eline alıyor, okşuyor ne kadar yumuşak olduğunu her fırsatta dile getiriyorlardı. Pembe iplik için ilk gün elden ele dolaşmakla geçti. Üzerine iliştirilen etikette yazan fiyatı onun diğer iplerle arasında olan farkı açıkça ortaya koyuyordu. Özel bir üretimdi, katlarının arasındaki ince simler hem değerini arttırıyor hem de görüntüsünü daha alımlı kılıyordu, hemen yanı başındaki kahverengi tiftik iplik neredeyse yarı fiyatınaydı üstelik oldukça solgun görünüyordu. Dükkânın sahibi onu hatırı sayılır müşterilere sunarken tüm özelliklerini bir bir sıralıyor üretimindeki titizlik ve hassasiyetin üzerinde ayrıca duruyordu. Pembe iplik genişçe bir rafın spot ışıklarını en iyi alan kısmına özenle yerleştirilmişti.&lt;br /&gt; “Şunda ki kendini beğenmişliğe bak”  dedi alt raflardaki yeşil renkli sentetik iplik, tüm ışıklar sönmüş pembe ipliğin üzerindeki hayranlık dolu bakışlar çekilmişti, yanındaki mor yünlü iplikte “evet” diye onayladı sentetik yeşil ipliği. Ama için için kıskançlık duymuyor da değillerdi  pembe ipliğe karşı. Gün boyunca her kes onun hakkında konuşmuş, anlata anlata bitirememişlerdi pembe ipliğin güzelliğini. Hatta tezgâhtar kızlar bile kendi aralarında pembe ipliği alıp ondan örülecek pembe kazakları giyeme hayalleri kurmuşlardı. Pembe iplikte yorgundu uzun bir üretim sürecinden geçmiş, eğrilmiş, bükülmüş, boyanmış, sarılmış, zarif bir yumak haline getirildikten sonra ambalajlanarak kilometrelerce yol kat etmiş ve raftaki yerine gelene kadar epey bir zahmet çekmişti. Hala heyecanlıydı, etrafındaki diğer iplerin  alelade görünümlerinin yanında o kadar göz alıcı duruyordu ki tüm ilginin ve bakışların üzerinde toplanmasına şaşırmamak lazımdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün yoğun bir gündü, pembe iplik birçok kereler raftan alınmış sayamadığı kadar çok ellerin arasında dolaşmış en sonunda genç bir hanım tarafından satın alınarak yeni hayatına doğru yola çıkmıştı. Birkaç gün model kitaplarıyla birlikte bir bebek odasında bekletildi ve en sonunda ne yapılacağına karar verildi. Pembe iplik dünya tatlısı bir bebeğin ilk kıyafetleri olmak üzere beyaz saçlı bir hanım tarafından özenle örülmeye başlandı. Defalarca bebeğin üzerine ölçüldü, biçildi bir iki kere söküldü tekrar örüldü ve tüm ailenin katıldığı neşeli bir akşam yemeğinde bebeğin üzerine giydirildi. Avizelerden dökülen parlak ışıkların aydınlattığı odanın ortasında mutlu annenin kolları arasındaki şirin bebeğin güzel pembe giysisi çok ama çok beğenildi. Birkaç ay sonra minik bebeğin pembe giysisiyle çekindiği bir resmi odanın duvarlarından birini süsledi. Ancak minik bebek kısa bir süre içerisinde artık pembe giysisinin içine sığmamaya başladı. Annenin üzgün bakışları arasında katlanarak bebeğe küçük gelen diğer kıyafetlerle birlikte sarılıp sarmalanıp bir dolaba kaldırıldı. Pembe iplik oldukça mahzundu. O kullanılmak için üretilmiş, giyilmek için örülmüştü ve bu mutluluk bu kadar kısa mı sürecekti? Bir gün dolabın aralanan kapağından güneş ışıkları doldu içeriye, neşeli sesin sahibi küçük bebeğin annesiydi. Pembe ipliğin örüldüğü güzel bebek giysisi özenle alındı katlandı ve kocaman bir koliye koyulduktan sonra yeni bir yolculuğa çıktı. İçerisine koyulduğu koli açılır açılmaz içerisindeki tüm eşyalar etrafına dizili anneler tarafından paylaşılmaya başlandı ancak paylaşılamayan tek eşya pembe iplikten örülmüş bebek giysisi olmuştu. Annelerin çoğu onu almak istiyordu. Bunun üzerine kura çekilerek şanslı bebek belirlendi. Pembe iplik mutlulukla yeni sahibine gitmek üzere eski görünümlü bir çantanın içine özenle yerleştirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni evi eskisine göre biraz daha mütevazı görünümlüydü, pek az eşya olmasına rağmen temiz pak bir evdi. Anne heyecanla onu çantadan çıkarıp mavi gözlü, etrafına hep gülücükler atan tatlı bebeğine giydirdi. Pembe iplik bu evde de el üstünde tutuldu, hep özenildi ancak çok geçmeden yine sahibine küçük gelmeye başlamıştı. Ancak bu seferki anne marifetliydi, bu güzel ipliği elden çıkarmaya gönlü razı olmadığından onu söküp, yanına tatlı bir mavi iplikte ekleyerek büyümeye başlayan kızına uzunca bir zaman giyilecek boyda bir hırka ördü. Pembe iplik küçük kıza ve ondan sonra dünyaya gelen kız kardeşine de yarenlik etti. Ancak zamanın karşı koyulamaz yıpratma gücünden nasibini alıp eskimeye, tatlı pembesi nihayetinde solmaya başlamıştı. Artık kullanılmayacak hale gelip eskilerin arasına bırakıldığında her şeye rağmen güzeldi diye düşünmüştü, varolmak her şeye rağmen güzeldi… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-7615565447724201852?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/7615565447724201852/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=7615565447724201852&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7615565447724201852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7615565447724201852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/05/pembe-ipligin-hikayesi.html' title='Pembe İpliğin Hikayesi'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-440222170279251322</id><published>2009-04-11T02:00:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T15:51:31.434-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'>Boş Oda</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Kafamın içinde, derinlerinde bu sayfaya yazılacakların beklediği bir oda vardı sanki. Aklımın ucundan geçenler, geçer geçmez hemen o odanın sıcak, güvenli kollarına teslim edilir, vakti saati geldiğinde kendiliğinden süzülürdü bu sayfalara... Ancak bir süredir bu odanın hiç misafiri yok. Ne gelen ne giden, boş, tozlanmaya yüz tutmuş ama hala beklemekten umutlu. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir süre daha yokum buralarda, gözü takılan, acaba nerede diye merak etmesi olası tüm blogger dostlarım, bir süre daha uzaktan izleyiciniz olamaya devam edeceğim galiba..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Herkese sevgiler.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-440222170279251322?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/440222170279251322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=440222170279251322&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/440222170279251322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/440222170279251322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/04/bos-oda.html' title='Boş Oda'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-7008913199832108561</id><published>2009-03-14T09:45:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T15:51:42.990-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'>Ruh Halim...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SbvkcLQ0OlI/AAAAAAAAApU/pVmyc4k_96c/s1600-h/ads%C4%B1z.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313091358124423762" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 145px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SbvkcLQ0OlI/AAAAAAAAApU/pVmyc4k_96c/s320/ads%C4%B1z.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SbvgRcoxbtI/AAAAAAAAApE/1Lmkp9rDjek/s1600-h/imghb1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Sadece bir kez daha dinlemek, hatırlamak, düşünmek için...&lt;br /&gt;&lt;div style="WIDTH: 300px"&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="110" width="300"&gt;&lt;param name="movie" value="http://media.imeem.com/m/GNQVjDrBWS/aus=false/"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://media.imeem.com/m/GNQVjDrBWS/aus=false/" type="application/x-shockwave-flash" width="300" height="110" wmode="transparent"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="PADDING-RIGHT: 1px; PADDING-LEFT: 1px; PADDING-BOTTOM: 1px; PADDING-TOP: 1px; BACKGROUND-COLOR: #e6e6e6"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="PADDING-RIGHT: 4px; PADDING-LEFT: 0px; FLOAT: left; PADDING-BOTTOM: 0px; PADDING-TOP: 4px"&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/embedsearch/E6E6E6/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;form style="PADDING-RIGHT: 0px; PADDING-LEFT: 0px; PADDING-BOTTOM: 0px; MARGIN: 0px; PADDING-TOP: 0px" action="http://www.imeem.com/embedsearch/" method="post"&gt;&lt;input name="EmbedSearchBox"&gt;&lt;input style="FONT-SIZE: 12px" type="submit" value="Search"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="PADDING-TOP: 3px"&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=0&amp;amp;ek=GNQVjDrBWS" rel="nofollow"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/ads/bannerad/152/10/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=1&amp;amp;ek=GNQVjDrBWS" rel="nofollow"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/ads/bannerad/153/10/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=2&amp;amp;ek=GNQVjDrBWS" rel="nofollow"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/ads/bannerad/154/10/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=3&amp;amp;ek=GNQVjDrBWS" rel="nofollow"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/ads/bannerad/155/10/GNQVjDrBWS/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/form&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/liquid-dreams/music/_tVG46P-/notre-dame-de-paris-belle/"&gt;Belle - Notre Dame De Paris&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-7008913199832108561?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/7008913199832108561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=7008913199832108561&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7008913199832108561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7008913199832108561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/03/ruh-halim.html' title='Ruh Halim...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SbvkcLQ0OlI/AAAAAAAAApU/pVmyc4k_96c/s72-c/ads%C4%B1z.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6439790404791612359</id><published>2009-02-10T16:58:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T15:52:14.502-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğrafın Dili'/><title type='text'>KARDA YÜRÜYEN YALNIZ ADAM</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SZIi1XZ_foI/AAAAAAAAAoE/1O84UrlCTlg/s1600-h/mevsimler%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5301338011579940482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 125px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SZIi1XZ_foI/AAAAAAAAAoE/1O84UrlCTlg/s200/mevsimler%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Karda yürüyen yalnız adam, gri bir sessizliğin tam ortasında, yalnızlığın şarkısını mırıldanan bir duruşun var, sözlerini sadece benim duyduğum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar soluk ki, geçmişten geleceğe uzanan o müphem kararsızlıkta kaybolup gitmeye yüz tutmuş, eski anılar kadar silik nedenlerin, sadece bana duyurduğun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen, giden olmayı seçtiğin için bu yalnızlık şarkısının sözlerindeki kaybolan, geride kalan son birkaç adımsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen, saklamayı unuttuğun için hatıralar sandığını, artık unutulan olmaya mahkumsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;Öykü Atölyesi - Fotoğrafın Dili (12.Çalışma)&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6439790404791612359?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6439790404791612359/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6439790404791612359&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6439790404791612359'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6439790404791612359'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/02/karda-yuruyen-yalniz-adam.html' title='KARDA YÜRÜYEN YALNIZ ADAM'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SZIi1XZ_foI/AAAAAAAAAoE/1O84UrlCTlg/s72-c/mevsimler%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-3111610035019464943</id><published>2009-02-06T15:24:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T15:52:26.572-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sobe'/><title type='text'>İstanbul'dan Ne Gitsin, Ne Gelsin? ----- MİM ----</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SYzR6H4xjkI/AAAAAAAAAn8/fZzv_MB8iWU/s1600-h/istanbul_kizkulesi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299841657988025922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 203px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SYzR6H4xjkI/AAAAAAAAAn8/fZzv_MB8iWU/s320/istanbul_kizkulesi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Uzun bir aradan sonra sevgili arkadaşım &lt;a href="http://www.gevezekalem.com/"&gt;Geveze Kalem'in&lt;/a&gt; İstanbul.... pasıyla yeniden buradayım. Yazmayı cidden özlemişim ama bu kadar uzun bir ara verince satırlar arasında sanki bir acemilik bir yabancılık hissi duymaktan kendimi alamıyorum. Bu yazı bir anlamda sayfama "ısınma turu" olur umarım benim için. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Konu, başlıktan da anlaşılacağı üzere İstanbul'dan Ne Gitsin, Ne Kalsın. Yaklaşık üçbuçuk yıldır "tam zamanlı" yaşıyorum bu şehirde. Daha öncesi hep kısa süreli gidiş gelişlerden ibaretti. Genellikle alış veriş, sinema, akraba ziyaretleri ya da biraz gezmek için çoğunluğu trenle yapılan en uzunu bir iki saatlik yolculuklar... çocukluğumdan beri hep tren ya da otobüs camlarından izledim bu şehri, hala da devam ediyor bu rutin aslında. Yollar boyu hep düşünüyorum neden bu kadar "karamsar" görünüyor gözüme bu şehir ? Sorun her biri ayrı renk ve biçimsizlikteki çarpık yapılanmanın İstanbul'u çevreleyen ruhsuz silueti mı? Yoksa benim içimdeki bu aidiyetsizlik hissi mi? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;En iyisi ben bu şekilde uzayıp gideceği muhtemel cevapsız sorularımı bir kenara bırakıp asıl konuya geleyim. Ben İstanbul'u en çok geceleri seviyorum, günün son ışıkları da ağır ağır çekilirken şehrin üzerinden önce tatlı bir alaca karanlığa boyar ya şehri. Hiç üşenmeden gece gri, renksiz, hissiz binaların üzerine parlak kadife siyah bir örtü çeker usulca. Sonra bir bir yanar sokak lambaları, kızıl solgun ışıklarında neredeyse görünmez olur kusurları İstanbul'un. Bir yanıp bir sönen pırıltılar, boğazın akıp giden sularında daha bir gizemli daha bir büyülü gelir sanki, aldatır gözleri. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Aldatır İstanbul, ama vazgeçilemez, bırakılamaz kolay kolay, tutar görünmeyen elleri hep ellerinizi... Gitmesini istediğim her şey gittiğinde ürkütücü bir boşluk kalacak sanki geriye o yüzden korkutucu geliyor "hepsi gitsin" demek ama zamanında ihtişamla yaşanan bir tarihin ellerimizin arasından kayıp giden güzelliklerine en azından sahip çıkabilmek ve geleceğe aktarabilme bilinci gelsin istiyorum ve bu günü daha anlamlı yaşayıp bu "ruhsuz" görünümünden sıyrılmasını umuyorum "sevdiğim, sevemediğim, en büyük çelişkim" güzel şehrimin. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Herkese Sevgiler...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-3111610035019464943?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/3111610035019464943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=3111610035019464943&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3111610035019464943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3111610035019464943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2009/02/istanbuldan-ne-gitsin-ne-gelsin-mim.html' title='İstanbul&apos;dan Ne Gitsin, Ne Gelsin? ----- MİM ----'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SYzR6H4xjkI/AAAAAAAAAn8/fZzv_MB8iWU/s72-c/istanbul_kizkulesi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-5346429985880285097</id><published>2008-12-30T16:24:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T15:53:40.337-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öyküler'/><title type='text'>Yeni bir yıla girerken...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;em&gt;Bugüne özel bir şeyler yazmak isterken aklıma kelime oyunlarına ilk başladığımız günlerde yazdığım bu öykü geldi. Oldukça gerilerde kaldığı tozlu arşiv sayfalarından çıkarıp üzerini üfleyerek eklemek istedim bu güne istinaden. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;em&gt;Her yeni yılın belleklerde güzel hatıralar bırakması dileğiyle.&lt;br /&gt;Herkese mutlu yıllar. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;HEYECANIMI KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR !&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;1984 yılının 31 Aralık gecesi yeni yıla bir kaç saat kala tek eğlencemiz olan siyah beyaz televiyonumuzun önüne kurulmuş heyecanla akşam haberlerinin bitmesini bekliyorduk. Annem mısır patlatmıştı, ablam gündüzden aldığı bir kaç çeşit kuruyemişi tabaklara koymuş ortadaki sehpaya dizmiş, başına gardiyan gibi dikilmek suretiyle eğlence programı başlamadan kimseye elini sürdürmemeye kararlı, sürekli bir kaç leblebi için yalvaran kardeşimle kavga ediyordu. Babam o yıllarda hemen her babanın giydiği çizgili pijamalarını çoktan üzerine çekmiş “uyursam, beni saat onikide mutlaka uyandırın” diye ısrarlı ricalarda bulunuyor, sanki kaçırırsa bütün yıl üzüntüsünden uyuyamayacakmış gibi ciddi ciddi bunu kendine dert ediniyordu. Ben ise hala bitiremediğim fen ödevim için endişeliydim. Aklımda sadece fen bilgisi dersi varken kendimi yılbaşı eğlencesine verememenin ayrı bir sıkıntısını duyuyordum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Annem nefis kokusu odaya yayılan mısırı ortaya getirmişti, ablam vitrinden çıkardığı su bardaklarına adeta resmi tören eşliğinde kola doldururken, babam hala “uyursam beni dürt” diye anneme telkinlerde bulunuyordu. Kardeşim, ablama çaktırmadan ağzına attığı bir kaç leblebiyi çiğnemeden yutamamanın sıkıntısıyla kıvranıyor ben ise hala fen bilgisi ödevimi yapmadığım için kendimle çatışıyordum. İşte tam bu sırada tek yılbaşı eğlencesi televizyon izlemek olan biz ortadirek ailesi için başa gelebilecek en talihsiz şey oldu. Elektrikler şak diye kesildi. Ablamın son derece içten gelen “aahhhhhh” feryadını babamın “tühhhh” annemin “ayyyyy” kardeşimin “hihihiiihhh” leri takip ettikten sonra odada duyulan tek ses sobada yanan odunun çıkardığı çıtırtılar olmuştu. Bir kaç sessiz saniyenin ardından annem mum, ablam pencereden ışıkları yanan ev, kardeşim sehpadaki tabaklardan Allah ne verirse, babam sigarasını aranmaya çıktılar. Ben ise elimde fen defterim, içimde yüreğimi sıkan bir demir bir mengene varmış hissiyle kalakalmıştım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yaklaşık bir saatlik umutlu, ha geldi ha gelecek, dur şimdi gelir bekleyişimiz git gide yok artık gelmez, bu saatten sonra ıııhhh, artık gelse de istemeyizlere dönüşmeye başlamıştı ki, annem, sanırım en fazla da bu duruma en çok bozulan ablamın ve gözünü kuruyemişlerden ayıramayan kardeşimin haline acıdığından “Hadi, dedi üzülmeyin canım bu kadar eskiden televizyon mu vardı sanki gelin, oturun bakim şu sehpanın etrafına, mumumuz var, mısırımız, meyvelerimiz, kuruyemişlerimiz var. Dahası sıcacık sobamızın yanında hep beraberiz” Ablam hala somurtmaya devam ediyor sanki elektriği kesen bizmişiz gibi surat asıyordu. Kardeşim bu tatlı çağrı üzerine hemen divandan atlamış annemin önüne oturup dirseklerini bağdaş kurduğu dizlerine dayayarak çenesini ellerinin arasına alıp gözü sehpadaki kuruyemişlerde beklemeye başlamıştı. Babam bile uzandığı yerden doğrulmuş “bir koka kola içeyim bari" diyerek yere çömelmişti. Yanımıza gelmemekte direnen ablam kollarını göğsünün üzerinde birleştirmiş, başını dayadığı pencereden karanlık sokakları seyrediyordu. Bunun üzerine annem “Dinle kızım, şimdi senin yokluğuna birkaç saat bile tahammül edemediğin şu elektrikle biz tanıştığımda otuz yaşındaydık. Her gece, senin beğenmediğin şu mumun ışığı kadar bile aydınlık vermeyen idare lambalarıyla oturduk biz, yeri geldi, ders çalıştık, yeri geldi iğne ile nakış işledik onun cılız ışığında, ama hiçbir zaman annemize babamıza neden diye yerinmedik. Şimdi sen en fazla iki üç saat sonra yeniden kavuşacağın aydınlığının acısını bizden çıkarıyorsun” dedi. O sıralarda on beş yaşında olan ve her şeye alınan ablam suçlu suçlu başını önüne eğdikten sonra ağır adımlarla yanımıza sokulup, yarım yamalak özür diledi, daha sonra sehpadaki çerez tabağını kardeşime uzatıp “Hadi başla, zaten zor duruyorsun" diye kardeşimin gönlünü almaya çalıştı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;O gece annem ve babam bize kendi çocukluk anılarını, annelerini, babalarını, okul hayatlarını, arkadaşlarını anlattılar. Biz o gece çok güldük, çok eğlendik saat on ikiye yaklaşırken uyuklamaya başlayan babamı kaldırıp ona sıkı sıkı sarıldık. O gece ablam hayranı olduğu Erol Evgin’in “Bir de bana sor”, ben Sezen Aksu’nun “İkinci Bahar” kardeşim ise Barış Manço’nun “Arkadaşım Eşşek” şarkılarını söyledik. Annemle babam bizi alkışladılar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;O gece benim hayatımın en güzel yılbaşı gecesiydi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Patlamış mısırın odadaki ılık kokusu, sobada yanan odunların çıtırtısı, ortamızdaki sehpanın üzerinde yanan mumun kızıl hareler halinde bir alçalıp bir yükselen ışığı, babamın gevrek kahkahaları, annemin gözlerinde parlayan mutlu bakışları, ablamın pişmanlık dolu sırnaşması, kardeşimin her şeyi geç anlamaktaki ısrarı ve ailemizin bir arada olmasının içimdeki huzuru hala aklımda. Ama arayıp bulamadığım hala kayıp bir şey var yüreğimde, her yılbaşı ne kutlama mesajları atarken cep telefonundan, ne de okurken elektronik postaları bilgisayar ekranında, o yılbaşı gecesinin tatlı heyecanını hissetmiyorum artık.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Evet, heyecanımı kaybettim, hükümsüzdür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;-------------------------------------------------------&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-5346429985880285097?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/5346429985880285097/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=5346429985880285097&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5346429985880285097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5346429985880285097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/12/yeni-bir-yla-girerken.html' title='Yeni bir yıla girerken...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6946557591300900549</id><published>2008-12-27T12:55:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T15:54:13.188-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'>Hayal...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SVaW53An5hI/AAAAAAAAAms/uuU1NogLORw/s1600-h/trtr.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284577133529130514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 163px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SVaW53An5hI/AAAAAAAAAms/uuU1NogLORw/s200/trtr.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kar yağıyor ya arada inceden, gündüzleri pencerenin önüne oturup uzun uzun izlemek istiyorum. Sıcak, sütlü kahvemi yudumlarken, tatlı hayaller eşliğinde gökyüzünden süzülen beyaz kristal taneciklerine dalsın bakışlarım. Küçük prensesim de o sırada yerdeki minderlerin üzerinde uzanmış, tatlı bir uykuya bırakmış olsun oynamaktan yorgun düşmüş bedenini. Lakin bu hayalimi gerçekleştirecek beyazlıkta, iri taneler halinde yağmadı kar henüz. Üstelik yorulmak bilmeyen kızım da bir kere bile kendini o minderlerin üstüne bırakmış değil. Yine de hayal kurmaktan vazgeçmeyen inatçı yanım hala gözlerimi kapatıp kendimi bu haldeymiş gibi düşünmekten alıkoyamıyor kendini. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;-------------------&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6946557591300900549?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6946557591300900549/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6946557591300900549&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6946557591300900549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6946557591300900549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/12/hayal.html' title='Hayal...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SVaW53An5hI/AAAAAAAAAms/uuU1NogLORw/s72-c/trtr.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-9202364416665000548</id><published>2008-12-03T16:02:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T15:54:29.219-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sobe'/><title type='text'>TAKINTILARIM VE BEN</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;En yeni blogger dostlarımızdan sevgili &lt;a href="http://cadilarkampi.blogspot.com/"&gt;Belgin&lt;/a&gt; mimlemiş, teşekkür ediyorum ve hemen yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, onlarla uzun zamandır yaşıyorum ve artık kabul ettim, alıştım, benimsedik birbirimizi. Ne onlar benden vazgeçiyor ne ben onlarsız olabiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışma masam konusunda takıntılıydım iş yaşamımda, illaki her şey benim koyduğum yerde duracak, gözlerim kapalıyken bile bulmam lazım aradığımı, keza bu durum şu an mutfağım içinde geçerli. Bir de iş arkadaşlarımı şaşırtan ve bana tuhaf bir ifade ile bakmalarını sağlayan bir takıntım vardı ki yazıp yazmamak konusunda tereddütlüyüm şu an. Bilgisayarımdaki sanal klasörlerimin ve içindeki numaralandırılmış word dosyalarının diziliş sıraları tam karşımdaki evrak dolabında duran hepsi mavi renkli, aynı ebatlardaki klasörlerim ve içindeki A4 kâğıdına dökülmüş yazışmalarımla birebir aynı düzende ve sırada olmak zorundaydı, tam masamın karşısında kalan dolaplarımın kapakları da daima açık olurdu. Dolap kapaklarının niye hep açık durmasını istediğimi henüz bende açıklayabilmiş değilim ama her gelip geçişinde marifetmiş gibi kapamayı kendisine görev edinenlerle sıkça tartışmışlığım vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer çalışma masam veya evim dağınıksa kafam da dağınıktır, yoğunluktan fırsat bulup toplayamamışsam sinirli olurum ve sürekli asabi takılırım. Bu arada evet ben bir başak burcuyum. Bir de perde takıntım var ki çok gereksiz buluyorum aklıma geldikçe ama ne yapayım ki kurtulamıyorum, başkasının evinde bile olsam açık ve düzensiz duran bir perde, tül vs. beni yer bitirir. Unutmadan diş fırçalama takıntım da vardır meşhur, bir leblebi bile yesem dişlerimi fırçalayamazsam eğer huzursuzluktan ölürüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada mümkün olduğunca artık yeni takıntılar edinmemeye gayret ediyorum çünkü hayatı zorlaştırmaktan başka bir işe yaramıyorlar. An itibari ile aklıma gelmeyen diğer takıntılarımı da hatırlayıp yeniden kendime kazandırmamak adına malum konuya son veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuyla ilgili olarak eğer daha önce yazmadıysa ben de sevgili &lt;a href="http://www.benimgizlibahcem.blogspot.com/"&gt;Tabiat Ana’ya &lt;/a&gt;sormak istiyorum varmı takıntıları acaba ?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;-------------------&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-9202364416665000548?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/9202364416665000548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=9202364416665000548&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/9202364416665000548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/9202364416665000548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/12/takintilarim-ve-ben.html' title='TAKINTILARIM VE BEN'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-8424740495968646300</id><published>2008-11-16T15:36:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T15:54:50.802-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'>Biraz benden...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SSDDB0CHifI/AAAAAAAAAdw/Qv_n4DL0BUA/s1600-h/hgh.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5269425999938292210" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 147px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SSDDB0CHifI/AAAAAAAAAdw/Qv_n4DL0BUA/s200/hgh.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Son zamanlarda aklımın bir köşesine gelip yerleşen ve beni kendisini yazmam için zorlayan bir "öykü" yok maalesef. O nedenle blogum beni bile sıkacak derecede rutin bir bekleyiş içinde, biraz bunun dışına çıkmak üzere oturdum bilgisayarımın başına bakalım bu yazı nereye gidecek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Arşiv yazılarıma bir göz attığımda kızım dünyaya geldikten sonra aldığım ve &lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/08/ta-ky.html"&gt;burada bahsettiğim&lt;/a&gt; ilk kitaptan sonra sonra toplam yirmi beş adet kitap daha almışım, bunu kendi adıma gerçekten büyük bir başarı olarak görüyorum. Çünkü kızıma rağmen bunların hepsini okumuş olduğuma ben bile inanamıyorum. Ancak biliyorum ki yıllar sonra bir gün bu kitaplardan birini elime aldığımda içi yazılanların dışında bizden hatırları da saklıyor olacak. Küçük hanımla çekiştirdiğimiz bir sayfanın kıvrılıp buruşan çizgilerinde canlanacak bu günlerin anıları. Kenarından azıcık yırtılmış bir sayfayı gösterip "İşte bak bu senin eserin" diyeceğim ve kimbilir belki beraberce güleceğiz elimizdeki kitabın sayfalarına dalarken bakışlarımız. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Bilemiyorum diğer anneler neler hayal eder çocuklarıyla yapacağı ama nedense benim hayallerimin başında hep beraber kitap okumak ve okuduğumuz kitaplar hakkında konuşmak geliyor. Mesela kızıma büyüdüğü zaman ilk okuldan beri sakladığım hikaye kitaplarımı vermek istiyorum, üzerine sinmiş çocukluğumu hissetsin, yamuk yumuk yazdığım adım ve soyadımla süslü ilk sayfalarında annesinin geçmişinden izler bulabilsin diye ve en önemlisi bunu önemseyen biri olabilsin istiyorum. Çok mu abartıyorum ? Ama hayali hayal yapanda biraz bunlar değil mi zaten.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Kitap okumadığım, Ela ile evcilik oynayıp onun ısrarla yüzüme uzattığı fincanlarla yalandan çay içmediğim ve resimli "İlk 100 sözcük" kitabındaki kedilere, köpeklere ve bıcı bıcı yapan bebeklere bakıp kızıma söyleyebildiği her kelime için alkış tutmadığım zamanlarda ise ucundan kıyısından hayatı yakalamaya çalışıyorum. Oturduğumuz semtte bana en güzel gelen iki şeyin tadını sonuna kadar çıkarmak istiyorum. Oldukça yüksek binalarla çevrili olmasına karşın arada bırakılmış geniş mesafeler sayesinde gökyüzünü geniş açılardan görebildiğim alanlarda yürümek ve henüz tam anlamıyla kirletilmemiş ferah havasını içime çekmek. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Bir de iki film var şu sıralar hep aklımı meşgul eden, aslında izlemekte geç kaldığım iki film diyebilirim. Birincisi "&lt;a href="http://www.film.gen.tr/film.cfm?fid=886"&gt;50 First Dates - 50 İlk öpücük&lt;/a&gt;" filmin tüm komedi unsurlarını ve diğer detaylarını bir kenara bırakıyorum ve hep gerçekte bu şekilde yaşamak nasıldır diye düşünüyorum. Zor, kesinlikle zor olmalı. "&lt;em&gt;Her gece hafızasının silinmesine yol açan ender bir nörolojik rahatsızlığa sahip&lt;/em&gt;" biriyle yaşamanın zorluklarına göğüs gerebilmek için bir film kahramanı kadar cesur olabilmek mi lazım acaba? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir film de yıllardır hep izlemek istediğim ve nihayet seyredebildiğim "&lt;a href="http://www.film.gen.tr/film.cfm?fid=2174"&gt;Edward Scissorhands - Makas Eller"&lt;/a&gt; Üzerine yazılacak çok şey olmasına karşın tek söyleyebileceğim masalsı anlatımı ve hüzünlü sonuyla unutulmazlarım arasına girdiğidir. artık her kar yağdığında Edwar'dın makas elleriyle şekillendirdiği buzdan heykeller gözümün önüne gelecek.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; Bu arada film tercihleri genellikle "korku veya psikolojik gerilim" olan biriyimdir ama neden bu kadar duygusal filmlere takıldığımı bende anlamadım...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Her neyse, şimdilik inzivaya çekilmiş öykü kahramanlarım ortada olmadığı için yazacaklarım bunlardan ibaret. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Herkese sevgiler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;--------------&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-8424740495968646300?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/8424740495968646300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=8424740495968646300&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8424740495968646300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8424740495968646300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/11/iki-film.html' title='Biraz benden...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SSDDB0CHifI/AAAAAAAAAdw/Qv_n4DL0BUA/s72-c/hgh.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6555694616140935768</id><published>2008-11-12T16:57:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T15:55:04.140-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'>Neden Bilmiyorum...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Neden bilmiyorum belki kopuk düşünceler, benden kayıp giden tutamadığım sözcükler dökülüyor sayfalara, bir araya gelişlerdeki o ahenksiz bütünlükte arıyorum nedenini… Hala bilemiyorum bir gece vakti, siyah sessizliklere üflediğim serzenişlerim mi geri dönüp çarpıyor benliğimi çevreleyen saydam duvarlara? Kulaklarımda uğuldayan seslerin karmaşasında hep ayrımsadıklarım onlar olduğu için mi sürekli bu “aynılıkta” kalma hissi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, gülüyorum, bana da anlamsız geliyor yazdıklarım, çünkü saçmalıyorum ama bazen “salıvermek lazım” diye fısıldıyor içimden bilmiş bir ses. Sanki bana ait değilmiş gibi yabancı bir tonlamada hatta ukalaca devam ediyor sonra. “Hadi korkma yaz bunları sonra koy bir şişenin içine ve at denize, bulan alır okur beğenir ya da beğenmez atar geriye” Elimdeki tek denizim uçsuz bucaksız, engin sularını dalga dalga izlemeyi sevdiğim “İnternet Okyanusu” olduğuna göre, sayfamdan bir şişe icat edip, bir post konusu halinde kıvırıp koyuyorum içine. Sonra bırakıyorum, gecenin sessizliğine dalmış okyanusumun sonsuz derinliklerine...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;---------&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6555694616140935768?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6555694616140935768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6555694616140935768&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6555694616140935768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6555694616140935768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/11/neden-bilmiyorum.html' title='Neden Bilmiyorum...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-3966281613459574977</id><published>2008-11-04T14:55:00.000-08:00</published><updated>2008-11-05T08:55:06.221-08:00</updated><title type='text'>Dostluk Ödülü</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SRDU_rjnfzI/AAAAAAAAAcY/a33ckMUGVvI/s1600-h/dostluk.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264942154885070642" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 187px; CURSOR: hand; HEIGHT: 148px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SRDU_rjnfzI/AAAAAAAAAcY/a33ckMUGVvI/s320/dostluk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Dostlara..&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Nihayet yeniden buradayım. Sevdiğim yerde, paylaşmanın anlamını güzelleştiren dostlukları bulduğum yerde, yeniden birlikte olmanın sevinciyle. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Bu güzel ve anlamlı mesajı sitesinde ilk gördüğüm sevgili &lt;a href="http://www.benimgizlibahcem.blogspot.com/"&gt;Tabiat Ana&lt;/a&gt; ve Can dostum, kalem arkadaşım sevgili &lt;a href="http://www.gevezekalem.com/"&gt;Geveze Kalem'e &lt;/a&gt; ve geç te olsa gördüğüm sevgili &lt;a href="http://a-s-sez.blogspot.com/"&gt;SS&lt;/a&gt;'ye beni de unutmadıkları için çok teşekkür ederim. Hatırlanmak bir kez daha mutlu etti beni.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Pek çoğu sitelerinde paylaştı bu ödülü ama biliyorum ki bu sayfaya uğradıklarında kendileri için bir tane daha olduğunu görecekler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;İyi ki varsınız &lt;a href="http://www.gevezekalem.com/"&gt;Geveze Kalem&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://fikriminincegulleri.blogspot.com/"&gt;İncegül&lt;/a&gt;,&lt;a href="http://www.benimgizlibahcem.blogspot.com/"&gt;Tabiat Ana&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.zevzekzevzek.blogspot.com/"&gt;Ebru&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.yasaminkiyisinda.blogspot.com/"&gt;Yaşamın Kıysında&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.cinardan.blogspot.com/"&gt;Çınar&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://biranneningunlugu.blogspot.com/"&gt;Bir Anne&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://a-s-sez.blogspot.com/"&gt;SS&lt;/a&gt; ve tüm adını anamadığım ama t&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;anıdığıma çok mutlu olduğum, güzel satırlarıyla beni kendilerine bağlayan tüm blogger dostlarım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-------&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-3966281613459574977?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/3966281613459574977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=3966281613459574977&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3966281613459574977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3966281613459574977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/11/dostluk-dl.html' title='Dostluk Ödülü'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SRDU_rjnfzI/AAAAAAAAAcY/a33ckMUGVvI/s72-c/dostluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6861236887366089762</id><published>2008-10-06T03:38:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T15:55:50.665-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bir şeyler yazmak istiyorum kısa bir öykü, anlamlı ya da anlamsız bir hikaye, anı veya her hangi bir şey fark etmez ancak kelimelerle köşe kapmaca oynuyoruz adeta ben neredeysem onlar benden fersah fersah uzaklarda... Fazla zorlama diyorum kendime zamanı geldiğinde kelimeler zaten gelir bulurlar seni... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Ancak bu da uzak bir ihtimal görünüyor zira kucağımda kızımla yazmayı becerdiğim gün olacak bir şey bu. Şu satırları yazarken bile Ela sayamadığım kadar çok monitörün kapatma düğmesine bastı. Klavyeye uzanan küçük parmakların kelime aralarına kattığı alakasız harflerin haddi hesabı yok. Eğer bütün bunlardan sıkıldıysa bilgisayar masasının üzerine oturmak istiyor, eğer izin verilmişse oturup sevinmek yerine o çoktan yeni bir hedef belirlemiş oluyor. Yanı başımızdaki telefonu kapmak, rasgele düğmelerine basmak, masanın üzerindeki tüm kağıtları dağıtıp yırtmak tehlikesiz oldukları için artık o kadar cazip değil. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Mesela duvardaki mantar panonun üzerinde duran raptiyelerden bir kaçını kaşla göz arasında aşırıp ağıza atmaktan daha heyecan verici ne olabilir ki!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kesinlikle on sekiz aylık bir çocukla işiniz zor biz bunu fazlasıyla tecrübe etmiş bulunmaktayız. Bu satırları yazmak için kızımın bir kaç dakikalığına -artık nasıl olduysa- ilgisini üzerine toplayan oyuncak telefonuna minnettarım. Şu an kendisi yoğun bir "alo alo alo" trafiğinde.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kelimeler yine benden uzaklarda, şimdilik bu kadar diyelim... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6861236887366089762?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6861236887366089762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6861236887366089762&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6861236887366089762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6861236887366089762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/10/bir-eyler-yazmak-istiyorum-ksa-bir-yk.html' title=''/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-3131477613092916475</id><published>2008-09-14T13:51:00.000-07:00</published><updated>2008-09-14T14:01:00.510-07:00</updated><title type='text'>"Alışkanlık" üzerine bir yazı...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Belgin Hanım &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Öykü Atölyesinin &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;okuyucularından biri. Kelime oyunlarının bir önceki konusu &lt;/span&gt;&lt;a href="http://oykuatolyesi.blogspot.com/2008/08/yeni-kelime-alkanlk.html"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"Alışkanlık"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; için kaleme almış bu yazıyı. Kendisinin bir blogu olmadığı için ben yayınlamak istedim sitemde. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Bu paylaşımı için teşekkür ederim kendisine...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alışkanlık&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hatırladığım kadarıyla bir Bahar günüydü, benden üç yas küçük olan kardeşim daha bir kaç aylıktı. Bir odalı evimizin kutu kadar avlusunda komsu çocuklarıyla oynuyorduk.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu annemin çalışmaya gitmediği seyrek günlerden biriydi. O gün hava cok güzeldi ve Annem o zamanlar evimizin en değerli eşyası olan Grundig marka radyomuzu da avluya çıkarmıştı. Komsumuz Ayşe teyzeyle annem oturmuş hem bize göz, kulak oluyorlar hem de radyo dinleyip sohbet ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sokak kapısı acildi ve içeriye babam girdi, biz babamızdan cok korkardık, çünkü babam her olur olmaz sebepten ya &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;annemi döverdi ya da bizi. Ama o gün babam neşeliydi, Ayşe Teyzeyle selamlaştıktan sonra anneme dönüp:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;—Ben bu Radyoyu bir tamirciye gösterip geleyim, bu cok cızırtı yapıyor, diyerek Radyoyu alıp evden gitmişti.&lt;br /&gt;Annem de arkasından acı acı gülmüştü. Ayşe Teyze anneme neden böyle güldüğünü sormuştu, Annemde:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;—Ah Ayşe, bu Radyonun hiçbir şeyi yok, o simdi Radyoyu götürüp satacak ve Parası bitene kadar da eve dönmeyecek, çünkü bu Adam, havada bulup, tavada yemeye alışmış demişti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ve Babam o günden sonra aylarca eve gelmemişti ve bu alışkanlığını daha yıllarca sürdürmüştü. Babam bahar aylarında kaybolur, yaz bitiminde de geri dönerdi. Anlamadığım annemin bu adamı her defasında eve geri almasıydı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Simdi 41 yasındayım, annem on üç yıl önce rahmetli oldu, babam hala hayatta ama ne alışkanlıklarından ne de huysuzluklarından vazgeçmedi. Şimdide ikinci esine eziyet ediyor ve o da aynen annem gibi bu adama katlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadınları ömrüm boyunca anlamadım ve anlamayacağım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-3131477613092916475?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/3131477613092916475/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=3131477613092916475&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3131477613092916475'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3131477613092916475'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/09/alkanlk-zerine-bir-yaz.html' title='&quot;Alışkanlık&quot; üzerine bir yazı...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-690172421210724621</id><published>2008-09-11T14:10:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T15:57:27.064-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğrafın Dili'/><title type='text'>Fotoğrafın Dili - IŞIK</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SMmJi8s5zoI/AAAAAAAAAYw/OMX601wJfjo/s1600-h/e71a52cc7b15e2b5222364947b0bbdba.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244874474552675970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SMmJi8s5zoI/AAAAAAAAAYw/OMX601wJfjo/s200/e71a52cc7b15e2b5222364947b0bbdba.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; - Hadi bir kibrit çak bu karanlığa çak ki aydınlansın ortalık görelim artık birbirimizi, görünmeyen yüzlerimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çaktım, bir kibritin cılız ışığında baktık birbirimize. Bir alçalıp bir yükselen kızıl hareler gözbebeklerimizde ince ışıklarla yanıp sönerken saklamak ne kolay gerçekleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Affettin değil mi beni?&lt;br /&gt;- Evet affettim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken aslında yalanların en büyüğünü söylemiyor muyduk birbirimize. Bak ne kadar kısa sürdü. Bir kibrit boyu aydınlıkta söyledik yalanlarımızı, inandık sahte tesellimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir kibrit daha çak, henüz bitmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çaktım bir kibrit daha, aydınlandı yüzlerimiz ama kaçarken birbirinden gözlerimiz, duvara yaslanan huzursuz gölgelerimiz kadar karanlık değil miyiz hala?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yakayım mı bir kibrit daha?&lt;br /&gt;- Artık yakma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlıkta daha kolay değil mi itiraf etmek suçları. “Evet, ben bir yalancıyım. Affedemedim seni. Kolay mı sanıyorsun sen? Bu kadar kolay mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben de her gün seninle aynı acıları çekiyorum.&lt;br /&gt;- Evet, ama sen sadece sızlayan bir vicdanın acısını, oysa ben ışığa bakamamanın, renkleri unutmanın acısını çekiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir kibrit kaldı kutuda son bir kez daha yakıp, bir kibrit boyu ışıkta bakalım mı gerçeklere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Korkuyorum artık yüzleşmekten dur yakma,&lt;br /&gt;- Hadi son bir kez daha,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cızz edişi yanarken, tıpkı içimin hiç bitmeyen senfonisi gibi. Evet, sevgili kardeşim ışığımı yok edişinin yedinci yıl dönümü bu gün. Sen yarın sabah gözlerini yeni doğan bir güne daha açacaksın. Sonra odama uğrayacaksın yanağıma bir öpücük, masama bir kahvaltı tabağı bırakacaksın. Dikkatli olmamı hatırlatıp, beni çok sevdiğini söyledikten sonra evden çıkacaksın. O kapıdan çıktığın andan itibaren seni sarıp sarmalayan ışıklı dünyanın içinde kaybolacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ise açılmamış bir kutu kibrit daha atacağım hayalimin gizli çekmecelerinden birine sekizinci yılda bir daha yakmak, bir daha hesaplaşmak üzere seninle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece gündüz hiç durmadan bakarken karanlığa, hep seni sevdiğimi ve bunun senin suçun olmadığı yalanını söyleyeceğim ancak her yıl bir kibrit ışığı süresi itiraf edeceğim karanlığa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işığımı sen aldın!&lt;br /&gt;Işığımı sen aldın!&lt;br /&gt;Işığımı sen aldın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değer miydi bir &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;kırmızı ışık&lt;/span&gt; uğruna?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;a href="http://www.oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;Öykü Atölyesi "Fotoğrafın Dili" çalışması içindir.&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-690172421210724621?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/690172421210724621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=690172421210724621&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/690172421210724621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/690172421210724621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/09/fotorafn-dili-8alma.html' title='Fotoğrafın Dili - IŞIK'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SMmJi8s5zoI/AAAAAAAAAYw/OMX601wJfjo/s72-c/e71a52cc7b15e2b5222364947b0bbdba.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-3674514962942963073</id><published>2008-09-04T17:27:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T15:57:50.983-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öyküler'/><title type='text'>Sil Baştan</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yeniden ilkokula gitmek isteğim depreşiyor durup dururken hatta ilk gün ilk derse gideyim, taze açılmış kurşun kalem kokulu sınıfta önden ikinci sırada oturayım, kırmızı çantamı tekrar o masaya koyayım defterimi açayım ve ilk günün ilk dersi olan sağa sola yatık çizgilerle yeniden başlayayım hayata ama bu sefer şimdiki aklımla. Ne kadar düzgün çizerdim, hiç kaymazdı elim, titremezdi korkuyla, terleyen avuçlarımı acemice sürüp sayfalara kirletmezdim o bembeyaz başlangıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sonra birden bire tereddüt sarıyor içimi. Diyorum ya şimdiki aklımla, bilmek tüm yaşanacakları baştan sona. Kaldırabilir mi çocuk ruhum, bakarken gözlerine kaybedeceklerimi bildiklerimin gün be gün saat be saat aklımda, dayanabilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha çok sarılırım onlara diye düşünüyorum bu kez, daha iyi davranırım hepsine ama ya gözleri gözlerime değerse. Dayanamam! Bile bile acıları, zevk alamam bir daha yaşanacak mutluluklardan. İkinci sınıfta gözlerimde yaşlarla ayrılacağım arkadaşlarımdan, bir başka mahallede bir başka okula giderken hep onları özleyeceğimi bilirken ne kadar düz çizebilirim o çizgileri?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiğim sokaklarda yeniden yürürken, yıldızlı gecelerde gökyüzüne bakarken, yağmur sonrası toprak kokusunu içime çekerken daha anlamlı gelecek her şey ama her veda saati aklımdayken nasıl tadını duyacağım? Her ayrılığın acısı daha yaşanmadan içime çökerken nasıl katlanacağım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyisi şimdiki aklımla olmadan döneyim başa o ilk güne, ilk derse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ne çare…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmayacak ne değişecek ki çizgiler yine eğik, çizgiler yine acemice.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-3674514962942963073?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/3674514962942963073/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=3674514962942963073&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3674514962942963073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3674514962942963073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/09/sil-batan.html' title='Sil Baştan'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-5430021865574026342</id><published>2008-08-31T06:32:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T15:58:23.519-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'>TAŞ KÖY</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SLqdwoOAUCI/AAAAAAAAAYM/kbZLzUW-k14/s1600-h/9944-420-00-X.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5240674575154434082" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SLqdwoOAUCI/AAAAAAAAAYM/kbZLzUW-k14/s320/9944-420-00-X.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sürekli alışveriş yaptığım marketin kitap reyonunda bakınırken dikkatimi çekti bu kitap. Bir an için gözümde canlanan okumak içim elime aldığım zaman -o sırada market arabasında son derece masum bir ifadeyle bana bakan- Elanur’un mızmızlanarak sürekli kitabı kapmak isteyip, hatta bunu başardığı bir anda sayfaları yırtmak üzere olduğu hayalini aklımdan zorla uzaklaştırdım. Eğer on yedi ayık bir çocuğunuz varsa ve sürekli etrafınızda dönüp ilgi duyduğunuz her şeye karşı kıskançlıkla saldırıyorsa hayatta en değer verdiğiniz kitaplarınızı mümkün olduğunca kitaplığınızın üst raflarında saklamak ve en azından bir süre için onlara uzaktan bakmaya alışmak zorundasınız. Ancak şunu da itiraf etmek zorundayım ki bir elimde sıkı sıkı tuttuğum kitap, diğer elimde etraftakileri karıştırmaması için zapt etmeye çalıştığım kızımın yaramaz eli varken, bahane bulma mekanizmamı hiçe sayan arsız bir “soru tümcesi” tüm savunma duvarlarımı yıkarak adeta zafer kazanmış bir kumandan ifadesiyle gelip başköşeye kuruldu. Son derece vakur bir ifade ile&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu kadar az kitap okumanın bahanesi şu küçücük çocuk öylemi? Dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz cevap bile vermemiştim ki hemen arkasından imalı bir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yazık yazık...” geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de bu arkasına sığındığım bir bahane mi yoksa işin gerçeği mi? Hala karar verebilmiş değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç dakika sonra kasaya dizdiğim bilumum yiyecek ve içeceklerin arasında sırasını bekleyen kitabım kasiyer kızın da ilgisini çekti. Kız, kitabı eline alıp önce kapağına bir göz gezdirdi sonra arkasındaki yorumları okudu o sırada ben ısrarla dışarı kaçmaya çalışan Elanur’u yanımda tutmaya uğraştığım için kasadaki bu bekletme iki taraf içinde sorun edilmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap gerçekten çok sürükleyici ilk satırdan itibaren insanı içine alıp çeken bir anlatımı var. Yazar “Xidolu Guo&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;” olayları son derece basit bir dille anlatmış, kesinlikle yormuyor ama kelimeleri tıpkı bir fırça gibi kullanıp adeta resimlerini çiziyor gerçekten kendimi tarif edilen mekânları sinema perdesinde izler gibi hissettiğimi söylemeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyküde olaylar geçmiş ve bugün arasında gidip gelen hatırların anlatımıyla aktarılmış. Şu an genç bir kadın olan Mercan, neyse ki isimlerin çoğu telaffuzu imkânsız Çince halleriyle değil direk Türkçe anlamlarıyla veriliyor kendisine gelen ve kimin gönderdiğini bilmediği bir hediye ile düşünmeye başlıyor. Mercan, Taş Köy isminde küçük bir balıkçı köyünde doğmuş ve orada geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarına dair hatırlarını bir bir kendisine hatırlatan bu tuhaf hediyenin kokusu onu sürekli geçmişin acı tatlı hatıralarına sürüklüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta bana ilginç gelen iki şey var. Birincisi Taş Köy’de küçük çocuklara oldukça çirkin göbek adları veriliyor çünkü Deniz Şeytanının özellikle ismi güzel çocukları alıp götüreceği inancı var. Mercan’ın da bir göbek adı var, şanslı bir isim olarak kabul edilen “Küçük Köpek”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir konuda filmlerde ya da resimlerde görülen Çinlilerin devasa yüksek katlı apartmanlarındaki insanların yaşamlarına dair küçük detaylar. Okudukça, bizden çok uzak bir coğrafyadaki insanların değerlerine, inançlarına ve ortak kaygılarına dair fikirler edinmek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazlasını anlatmayacağım çünkü okumak isteyenlerin şevkini kırmak istemem. Ama bir okuyan varsa o hediyeyi kimin gönderdiğine dair tahminimi paylaşmak isterim. Belki de çok açık ortada ama ben yine de emin olmak için birinden “evet bence de oydu” onayını duymak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada kitabı kelimenin tam anlamıyla kızımla köşe kapmaca oynayarak okudum desem yeridir. Eline işe yaramaz kabilinden ne kadar kitap defter verdiysem de o ısrarla yırtmak için “Taş Köy” ü istedi durdu. Neyse ki kitap herhangi bir zayiata uğramadan çoktan kitaplığın güvenli üst raflarından birine yerleşti ve daha sakin bir zamanda yeniden okunmayı bekliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Şimdilik bizden bu kadar.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-5430021865574026342?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/5430021865574026342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=5430021865574026342&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5430021865574026342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5430021865574026342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/08/ta-ky.html' title='TAŞ KÖY'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SLqdwoOAUCI/AAAAAAAAAYM/kbZLzUW-k14/s72-c/9944-420-00-X.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6129046712695799609</id><published>2008-08-28T16:42:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T15:50:16.055-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>KELİME OYUNLARI * ALIŞMAK *</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bu kelimeyle kendimi geçmişte bir günde buluyorum. Kapalı, puslu bir iş gününün ilk dakikaları, bizi iş yerimize ulaştıracak servisteyim. Rüzgârın önüne kattığı incecik yağmur damlaları hızla çarptıkları otobüsün camlarından tane tane aşağı süzülüyor. Birbirinin o kadar aynı ki günler dünde oradaydım önceki ve hatta bir önceki günde. Göz açıp kapayıncaya kadar artık aşinası olduğum yollardan geçerek ulaşıyoruz sarı boyalı binamıza. Çantamı odamdaki masama bırakıyorum ve bir kat yukarıdaki mutfağa gitmek üzere merdivenlere yöneliyorum hemen arkamdan gelen ayak seslerinden diğerlerinin de geldiğini anlamak zor değil. Buluşma noktamız hiç değişmez, hepimiz o küçücük mutfakta sıkış tıkış akşamdan temizce yıkanarak rafa dizilmiş kupalarımızı almak derdindeyiz. Ocakta fokurdayan çayın kokusunun bana nadiren o kadar güzel geldiği anlar. Çayımızı alır almaz alt katın fazla kullanılmayan geniş bekleme salonuna iniyoruz ve elinde sabah simitleriyle merdivenlerin başında bekliyor Gülşah’ım. En küçüğümüz olduğu için mi hep ona kalıyordu bu görev, yoksa kendi mi görev edinmişti bunu kendisine bilemiyorum, diğer elimdeki çay dolu fincanını ona uzattığımda bana her zamanki içtenliğiyle teşekkürler ediyor. Pencere önünde çaylarımızı yudumlarken bazen bir iki, bazen beş on kişi oluyoruz. İşe başlamanın bu üç beş dakika öncesi benim için şu an bile o kadar özel ki, hala düşünüyorum soğuk, puslu, yağmurlu bir günün pencereden süzülen kasvetli gri havasını üfleyerek dağıtan sıcak bir sohbet miydi bu kadar unutulmaz kılan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bu yüzden artık ‘alışmak’ sinsice yerleştiği derinlerde inceden sızlayan bir kesik gibi…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6129046712695799609?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6129046712695799609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6129046712695799609&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6129046712695799609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6129046712695799609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/08/kelime-oyunlari-alimak.html' title='KELİME OYUNLARI * ALIŞMAK *'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-5799160184129312349</id><published>2008-08-24T17:04:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T15:58:50.428-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğrafın Dili'/><title type='text'>FOTOGRAFIN DİLİ - YOLCULUK</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SLH4j6vZ0JI/AAAAAAAAAXU/PHbafGsAaxc/s1600-h/1928541-lg.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238241137555787922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SLH4j6vZ0JI/AAAAAAAAAXU/PHbafGsAaxc/s320/1928541-lg.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;“Sadece küçücük bir yolculuk” diye tekrar ediyorum içimden kalın sicimi belime bağlarken. Avucumdaki iki anahtara bakıyorum ve diğer elime solgun ışığıyla bana yol gösterme görevini üstlenen feneri alıyorum. Hazırım. Çok düşünmeden bırakıyorum kendimi içimin derin boşluklarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıma ilk çıkan koyu gri tonlarda, kasvetli, devasa boyutlarda bir kapı. Avucumdaki anahtarları kapıya doğru yaklaştırdığımda birinin diğerine göre daha parlak olduğunu fark ediyorum. Sanki bir işaret verir gibi hiç tereddüt etmeden onu tercih ediyorum. Kapı kilidinin açılma sesiyle yavaşça aralanıyor. Elimdeki fenerin ince ışığının yardımıyla içeri giriyorum. Burası geniş sayılmayacak bir oda. Ortada bir masa, duvarlarda içleri tıka basa dolu raflar var. Fenerin ortalığı pek de aydınlatmayan cılız ışığına rağmen nerede olduğumu anlamakta gecikmiyorum burası benim pişmanlıklar odam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odanın uzak sayılabilecek bir köşesindeki zemine yakın raflardan birine kayıyor ilk gözlerim. Orada neredeyse unutulmuşçasına bir köşede duran benim en eski pişmanlıklarımdan biri. Onunla yüzleşmek sadece birazcık içimi burkacak fazlası yok o nedenle korkusuzca gidiyorum yanına. Ortaokul son sınıfta güzel sanatlar lisesine gitmek için doldurup teslim etmediğim bir form bu. Hayatımda neyi ne kadar değiştirecekti bilmiyorum, bugün olduğum yerden ne kadar farklı bir yerde olmama sebep olacaktı onu da bilmiyorum ama resim yapmanın anlamı çok daha farklı olacaktı orası kesin. Bu zararsız ve beni çok fazla yaralamayacak pişmanlığımı neredeyse şefkatle yerine bırakırken arkamı dönmeye ve odadaki raflara dizili irili ufaklı pişmanlıklarımla yüz yüze gelmeye korktuğumu fark ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oda sanki soğuk ve rehavetli, nefes almamı zorlaştıran ağır bir havası var. Dört bir yanımı saran pişmanlıklarımın içimi sızlatacağı korkusunu duyuyorum. Ama tüm cesaretimi toplayıp buraya geldim artık sonuna kadar gitmek zaruri oluyor. Huzursuz bir silkinmeyle sağıma soluma bakınıyorum, işte orada göz hizasında bir rafta bana bakan pişmanlıklarımdan biriyle karşı karşıya kalıyorum. En zor kararın bir sonucu olarak oldukça hüzünlü görünüyor gözüme. Öyle ki yıllardan beri aklımdan geçişinde arka arkaya sıraladığım kendimce çok haklı nedenlerim bile bir anda tüm inandırıcılığını yitiriyor. Ancak zamanın çok gerisinde kalmış olmasının çaresizliğinde şimdi birbirimize bakıp, içinde bulunduğumuz anın karşı konulmaz akışında bir kabullenme hissiyle dolduğumu hissediyorum. Artık içimi acıtan bir pişmanlıktan ziyade üzeri kabuk bağladığı için artık canımı yakmayan bir yara olmaya başlıyor. Hatta öyle ki ara sıra içime bastırıp azıcık sızısını bile duymaktan zevk alacağım eski bir yara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuhaf, bu odaya karşı hislerim değişmeye başladı. Yanıp sönen ışıklar gibi bir görünüp bir kaybolan, belli belirsiz hayallerle bana kendini hatırlatan pişmanlıklarım adeta resmigeçit yapıyor karşımda hepsiyle tek tek yüzleşiyorum. Kimini çok haklı kimini çok saçma buluyorum. Mesela yıllar önce almadığım bir çocuk kitabı için üzüldüğüm kadar vefasızca hayatımdan silip attığım gerçek bir dost için üzülmediğimi fark ediyorum. Bu kapıdan çıktığımda değiştirmem gereken o kadar çok şey var ki artık hayatımda. Pişmanlıklar odasının izbe karanlığını kısık ışığıyla aydınlatmaya çalışan fenerimi elime aldığımda son bir kez daha bakıyorum ardıma ve biliyorum istesem de istemesem de onlara yenilerini ekleyeceğim yaşadığım sürece ama bu sefer en azından hesapsızca fırlatıp atmamak gayretiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimde kalan son bir anahtarla yeni bir kapının önünde buluyorum kendimi yine büyük boyutlarda devasa sayılabilecek bir kapı, elimdeki anahtar adeta bir kuş hafifliğinde açıyor kilidi ve ben daha elimi bile uzatmadan kendiliğinden aralanıyor aralarından yer yer ince ışıklar sızan beyaz kapı. Baştan beri cılız ışığında sağımı solumu seçmeye çalıştığım fenerim odanın içine girerken adeta bir gün ışığı aydınlığı veriyor, ortada yine aynı masa dört bir duvarı kaplayan rengârenk raflar. Nerede olduğumu çok düşünmeye gerek yok burası da benim umutlarımı içinde barındıran odam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar aydınlık, bu kadar ferah, bu kadar cıvıl cıvıl olmasına seviniyorum. Kendimden hiç beklemediğim kadar sıcak, pozitif enerji veren bir havası var. Bu sefer gözüm tavana yakın sayılabilecek en üst raflardan birine kayıyor ne aradığımı bilmeden bakınıyorum, ancak o kadar yukarılardaki ona ulaşmam nerdeyse imkânsız, tıpkı gerçek hayattaki gibi. Hep uzaklarda en ulaşılmaz hayallerim, hep bulutlara yüklüyorum imkânsız düşlerimi ve bilinmez iklimlere yolluyorum umarsızca. Sanki sadece umut edilmek için varlar, gerçekleşip gerçekleşmemeleri hiç önemli değil. Sadece bir anın ümitsiz çaresizliğine sürülmüş acı dindirici merhemler gibiler. Ruhum tarafından hızla emilerek bana biraz teselli verdikten sonra hızla buhar olup uçarak bulutlara karışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ışıl ışıl odanın kat kat raflarında dizili bekleyen umutların ne kadarı gerçekleşecek acaba diye düşünüyorum. Ya da şöyle mi demeli ben ne kadarını gerçekten hayata geçirmek istiyorum? Pencereden uzayıp giden gökyüzüne bakarken düşlediğim, olmasını tasavvur ettiğim tüm hayallerimi, planlarımı, beklentilerimi cicili bicili parlak hediye kâğıtlarına sarıp, göz alıcı paketler halinde bu odanın raflarına dizerek ne kadarını gerçekleştirebilirim ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört yanımı saran ve hayatın akıp giden yollarında bana güç veren varlıklarından asla vazgeçemeyeceğim tüm bu umutlarımla yaşamayı hala seviyorum orası kesin. Ancak içlerinden bazılarını bu raflarda beklemekten kurtarmam gerektiğini de biliyorum. Sadece biraz daha inanç ve güvenle onları içimin karanlık dehlizlerinden çıkarıp gün ışığına kavuşturmam neden mümkün olmasın ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldiğim yoldan geri dönerken yanımda taşıdığım iki yeni kararım avucumdaki iki anahtarın yerini alıyor. Belimi sıkıca sarıp beni içimin derinlerinden yukarı çeken kalın sicimi ve ışığı ince kızıl hareler halinde bir alçalıp bir yükselen fenerimi yerine bırakıyorum. Yaşam denen bu yolda yürürken bir gün mutlaka yeniden ineceğimi biliyorum o derinlere ve yeni yüzleşmelere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şimdi geri dönmek ve kaldığım yerden devam etmek zamanı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-5799160184129312349?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/5799160184129312349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=5799160184129312349&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5799160184129312349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5799160184129312349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/08/fotografin-dili-yolculuk.html' title='FOTOGRAFIN DİLİ - YOLCULUK'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SLH4j6vZ0JI/AAAAAAAAAXU/PHbafGsAaxc/s72-c/1928541-lg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4105706599410453947</id><published>2008-08-01T06:28:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T15:59:12.016-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sobe'/><title type='text'>Sobe - Sevgi Sözcükleri</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Gevezem beni &lt;a href="http://www.barisligunler.blogspot.com/"&gt;tatlı Barış'ın&lt;/a&gt; sitesinden sobelemiş uzun zamandır sobelenmiyorduk iyi oldu hem biraz değişiklik hem de yazmak için bahane ;) Buraya yazmayı tercih ettim çünkü Ela'nın sitesi fotoğraf albümü gibi bir şey oldu üstelik güncellenmeyen türünden. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Neyse gelelim bizim minik hanımı severken söylediğim sözlere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben öyle bebesini kucağın alıp uzun uzun canım, cicim, ölürüm, biterim sana tarzı konuşmalar yapan annelerden olamadım bir türlü, aslında görünce imrenmiyor değilim ama olmayınca da olmuyor ne yapalım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle Ela'cığın benden duyup duyacağı en fazla bu sözler oluyor "meleğim, kuzucuk, kuzuş, tatlişkom, canımın içi, eloşum, elocanım, elotim, minik starım, minik kuşum, bebetom..." &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Aklıma gelenler bunlar. Ancak her geçen gün büyüyen, büyürken bizi hayretler içinde bırakan minik prensesime ne söylesem az gelecek biliyorum, onu dile getiremediğim kelimlerin çok ötesinde anlamlarla yüklü bir kalple sevdiğimi bilsin yeter. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;(Kendi sitesinde bol bol resmi olduğu için kaldırmayı tercih ettim)&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Malum konu küçük hanım olunca bir de resim iliştirelim dedik, bu sobeye iştirak etmeyen kim kaldı bilmiyorum ama yazmayanlardan biri eğer üstüne alınıp katılırsa sevinirim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Sevgiler...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4105706599410453947?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4105706599410453947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4105706599410453947&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4105706599410453947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4105706599410453947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/08/sobe-sevgi-szckleri.html' title='Sobe - Sevgi Sözcükleri'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6029703651058193509</id><published>2008-07-31T02:34:00.000-07:00</published><updated>2008-07-31T02:59:43.387-07:00</updated><title type='text'>Bende kalan...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Döndük nihayet, evdeyiz. Geride kalan onbeş güne dair önemi olan tüm yaşanmışlıklar hafızamdaki "hatıralar" sandığına çoktan kaldırıldı. İhtimalki gün gelecek hatırlanacak, anılacak, yargılanacak, tartışılacak... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Ama unutulmayan benimle kalan bana kalan sadece "yıldıza boyalı" geceler vardı. Yaşadığım şehirde üç beş tanesiyle avunmaya çalıştığım "yarenlerim" milyonlarcasıyla bu onbeş gün boyunca bana her gece göz kırptı. Seyretmeye doyamadım herhalde hiç bir zaman da doyamayacağım, evde olmanın tarifsiz huzuruna rağmen hala bir kaç parıltısı için gözüm pencereye kayıyor ama çok uzaklardaki soluk bir kaç ışıltı beni hiç açmıyor. Yine de her şeye rağmen görünmeyen uzaklarda da olsalar parladıklarını biliyorum, böyle anlarda düşlerime benziyorlar nede olsa uzaklar, çok uzaklar ama bana umut veren ışıkları hala yanıyor..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6029703651058193509?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6029703651058193509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6029703651058193509&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6029703651058193509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6029703651058193509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/07/bende-kalan.html' title='Bende kalan...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-952311574896347175</id><published>2008-07-15T07:12:00.000-07:00</published><updated>2008-07-15T07:15:18.959-07:00</updated><title type='text'>Gidiyoruz...</title><content type='html'>Her şey hazır yola çıkmaya dakikalar kaldı... Gidiyoruz 15 gün sonra yenilenmiş, tazelenmiş olarak buluşmak dileğiyle... Herkese sevgiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-952311574896347175?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/952311574896347175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=952311574896347175&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/952311574896347175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/952311574896347175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/07/gidiyoruz.html' title='Gidiyoruz...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-7169356401416920868</id><published>2008-07-06T06:49:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T16:03:25.936-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öyküler'/><title type='text'>HUYSUZ</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kadın, o sabah erkenden uyandı ve kendisine hafif bir kahvaltı hazırladı. Tabağın bir köşesine haşlanmış yumurtasını, diğer köşesine dilimlenmiş bir domates, beş tane zeytin ve iki küçük parça yağsız peyniri dizdikten sonra bir ince dilim kepek ekmeği ve şekersiz çayını alıp mutfak masasına oturdu. Önündeki reçel kavanozuna dayadığı kitabını okurken çayını içiyor, ekmeğinden kopardığı küçük lokmalarını yumurta, peynir, zeytin ya da domates dilimleriyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok komik. Sen şimdi buna “aklı başında bir öykü girişi” mi diyorsun. Ben ancak gülerim buna. Hah hah hahh”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pardon ama sana ne! Neden işime burnunu sokmayı bir kenara bırakıp, kepek ekmeğinin üzerine koyduğun o koca peynir dilimini yutmuyorsun”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tamam, kabul ediyorum klavyeyi kullanan sensin ve bana o zevksiz kahvaltıyı yaptırma hakkında var ama işte burada ben de tüm gücümle itiraz ediyorum bayan yazar”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bak, bütün kahramanlarım içinde en huysuzu sensin. Tam biraz vakit buluyorum, heyecanla bilgisayarın başına oturuyorum, iyi ya da kötü ama bir şeyler yazacağım sonra sen pat diye ortaya çıkıyorsun ve bana diklenmeye başlıyorsun”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Özür dilerim ama o berbat tabağı yemeyi kabul etmeyeceğim! Çok meraklıysanız siz yiyebilirsiniz ama ben hayır! Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen klavyenizin sağ tarafındaki “delete” tuşunu kullanarak öykünün başına gidin ve şu tabağa doğru düzgün bir şeyler koyarak bana güzel bir ikramda bulunun. Bir öykü kahramanı olabilirim ama benimde bir damak tadım var ve hayalinizde canlandırdığınız kadar ince ve zarif bir vücuda sahibim. Zayıflamaya da hiç ihtiyacım yok. O tatsız tuzsuz kepek ekmeğini de yemeği şiddetle reddediyorum”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sen bana bunu “&lt;strong&gt;&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/11/kelime-oyunlari-hayal.html"&gt;Hayal Odasında&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;” da yapmıştın evet. Hatırlıyorum o öyküde de ortaya çıkıp öykünün sonunda yine itirazlar etmiştin. Zevk mi alıyorsun bundan? Pardon ama hatırlatmak isterim ki sen bir hayal kahramanısın, ancak benim öykülerimde can buluyorsun ve ben ne istersem onu yer, onu içer ve onu giyersin. Hatta istediği an seni yüz kiloluk bir obez bile yapabilirim”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kesinlikle bu işin bir yasal dayanağı olmak zorunda, yeter artık canım bizi canınızın istediği gibi yıpratma hakkınız yok bayan çokbilmiş yazar! Ah bu arada üzgünüm tabi ben en favori kahramanınız &lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/08/bir-yazarn-gncesi.html"&gt;Ela Hanım &lt;/a&gt;değilim. Ne de olsa o sizin tarafınızdan bir dağın başına atılmaya ses çıkarmamış, hatta durumu son derece safiyane bir sükûnetle kabul etmişti”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şimdi de diğer öykü kahramanlarını mı kıskanmaya başladın? Hiç yakışmıyor ama sana.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tabiî ki hayır neden kıskanayım ki onları. Yani siz beni yanlış anlıyorsunuz, ben sadece örnek olarak diyordum…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pekala, tamam konumuza dönelim, sen bu öykünün kahramanısın ben de yazarıyım. Doğal olarak ben öyküyü yazarım sende benim yazdıklarımı canlandırırsın yani okuyucunun gözünde. Sonuç olarak senin işin bu ama neden bu kadar asi ve baş kaldırıcısın anlayamıyorum”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir yazar olarak beni eline alıp bencilce istediğin her şeyi yaptırabilirisin öyle değil mi? Mesela birkaç dakika sonra bana o işe yaramaz kahvaltı tabağındakileri zevkle yedirip. Dışarı çıkartabilirsin ve yolda karşıdan karşıya geçerken beni bir otobüsün altında bırakma ihtimalinde var. Eğer ölmezsem komaya girebilirim, ya da sakat kalabilirim hatta suratım parçalanabilir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne kadar kötümsersin. Oysaki sana pek çok insanın yapmak isteyip yapamadığım şeyleri de yaptırabilirim. Mesela bir bakmışsın ki nefis bir kumsalda yürüyorsun, turkuaz rengi denizden kopup gelen incecik dalgalar ayak bileklerine vuruyor. Hayatın tüm tasalarından uzak sadece kendinle baş başa doyumsuz bir huzurla dopdolusun. Ya da bir akşamüzeri Arnavut kaldırımlı taş sokaklarda yürürken karşıdan gelen biriyle aniden çarpışıyorsunuz, senin kitapların yere düşüyor ikiniz aynı anda yere eğiliyorsunuz ve başlarınızı kaldırdığınız anda göz göze geliyorsunuz ve işte o an anlıyorsun ki hayalini bile kurmaya cesaret edemediğin bir “aşk hikâyesi” karşında duruyor”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet… yani bu tarz şeyler de oluyor ona bir itirazım yok ama yine de…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bak, sürekli etrafımda dönüp duran küçük kızı biliyorsun değil mi?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tabiî ki biliyorum en sevdiğiniz kahramanınızla aynı adı taşıyan kızınız değil mi?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sende taktın canım Ela’ya. Üstelik o hala bitirilmemiş bir öykünün kahramanı buna rağmen hiç sesi çıkmıyor ama sen ondan daha çok yaygara yapıyorsun.Hem ben sizin oralarda gayet iyi anlaştığınızı zannediyordum”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benim onunla bir sorunum yok sorun sizin yaklaşımınızla ilgili... Neyse siz ne diyecektiniz, hani küçük kız?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ah evet, işte o küçük kız şu an uyuyor ve uyanması an meselesi. Ben de ancak onun uyuduğu kısıtlı saatlerde bir şeyler yazmaya çalışıyorum ama sen böyle huysuzluk eder ve beni oyalarsan bu öykü hiç yazılamaz anlıyor musun? Bu blogun kurulma amacının da benim kısa öykülerim olduğunu göz önüne alırsak yakında kapıya kilit vurmamız gerekecek. O zaman sende o hayali bekleme salonunda hiçbir öykünün kahramanı olmadan oturup çekirdek çitlemek zorunda kalacaksın. Bilmem sana bir şeyler ifade ediyor mu? Bayan huysuz kahraman”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eğer beni bekleme koltuğumdan alıp bir öyküye konu edecekseniz. En azından bazı taleplerime saygı göstermek zorundasınız “Bayan çokbilmiş yazar”. Aksi takdirde sonsuza kadar o hayali bekleme salonunun “VİP” odasında hafif müzik eşliğinde dergilerimi okuyup limonatamı yudumlayarak oturmayı yeğlerim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ay hiç güleceğim yoktu Hah hah haaahhh. “Vip” odasında, bekleyecekmiş “huysuz hanım, huysuz hanım seni kim alır oraya acaba?” Neyse daha fazla uzatamayacağım gitmem lazım. Zaten bu öykü, öykü olmaktan çoktan çıktı en iyisi gidip bir “VİP” koltuğuna uzanmak ve doğru dürüst kahramanlar bulmak için uğraşmak”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bizimde haklarımız var, bizi yok saymazsınız, bize istediğiniz her şeyi yaptıramazsınız ……..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşça kalın sevgili okurlar. Ve evet o son söylediklerini yazmıyorum, yazmama hakkımı kullanıyorum, sıkıysa yazdır bakalım” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-7169356401416920868?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/7169356401416920868/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=7169356401416920868&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7169356401416920868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7169356401416920868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/07/huysuz.html' title='HUYSUZ'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-5110553243765792899</id><published>2008-06-20T11:54:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T16:03:00.456-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>Hepsi Bir Arada...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a href="http://www.oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;Öykü Atöylesinin, Kelime Oyunları ve Fotoğrafın Dili Çalışması; &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;ZOR&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Geride kalan sadece evler, sokaklar, arkadaşlar, çantaya sığmayan kitaplar, bavullarda yer bulamayan eşyalar değildi. Hatıralar vardı, her adım başında çocukluktan kalma anıları fısıldayan sokaklar, her köşe başında bir buluşmanın heyecanı ya da bir vedanın buruk sızısı. Pollyanna’yı okumayı en sevdiğim pencere önü. Eski çarşıdaki karanlık kitapçı dükkânı. Çeşmenin başındaki asırlık çınar ağaçlarından dökülen sararmış yapraklar arasında yürümenin tadı. Eskihisar’da akşam turları, denizin berbat iyot kokusuna karışan rüzgârın ılık esintisi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geride kalan sadece bir şehir değildi, geride kalan bir yaşamdan umarsızca kesilerek ayrılan ve geride bırakılan “yaşanmışlıklardı” anlamı ancak “orada bırakıldıktan” sonra anlaşılan…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;FISILTI / FISILDAMAK&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Severim fısıltılarını dinlemeyi, sessiz gecelerde bir balkon köşesinde gizlice buluşurum onlarla. “sakın vazgeçme” der usulca esip geçen rüzgâr, alıp götürürken tüm hüzünlerimi uzaklara. Yanıp sönen ışıklarıyla can dostlarım yıldızlar, en karanlıkları bile aydınlatan küçük parıltılarıyla hep “umudu” fısıldar. Gece, sessizdir, sakindir ama hep güvenilir. Ilıkça sarar beni, sonra eğilir kulağıma yalnızlığında paylaşılabileceğini anımsatır bana. Severim sessiz fısıltılarını dostlarımın gece, yıldızlar ve rüzgârla.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;FOTOĞRAFIN DİLİ;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SFwZ04VFHgI/AAAAAAAAAVs/cUlhPQcsFGM/s1600-h/P5194480.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5214070864852884994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SFwZ04VFHgI/AAAAAAAAAVs/cUlhPQcsFGM/s320/P5194480.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Ne zaman gözüme ilişse bir “kabulleniş” hissi bıraktı zihnimde bu resim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;em&gt;Yaşanmış yıllardan geriye kalan benim, işte bu da yorgun bedenim,&lt;br /&gt;Biraz dinlenmek ister kalan yılları tırmanmak için, şimdi bir küçük mola&lt;/em&gt;.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyen sesini duyar gibi oldum her seferinde ve hep kendi yaşam çizgimdeki yerimi anımsattı bana “acaba neresindeyim” diye bir soru tohumu ekti ruhuma, adımımı attığım her basamakta varlığını hatırlatmakla sulanan, beslenen, büyüyen...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-5110553243765792899?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/5110553243765792899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=5110553243765792899&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5110553243765792899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5110553243765792899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/06/hepsi-bir-arada.html' title='Hepsi Bir Arada...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SFwZ04VFHgI/AAAAAAAAAVs/cUlhPQcsFGM/s72-c/P5194480.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-1759926445313573562</id><published>2008-06-01T06:25:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T16:02:32.399-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>KELİME OYUNLARI * KAHVE *</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Eğer gün, tüm yoğunluğunu üzerinden atmış bir akşamüzeriyse, herkes odasına çekilmiştir muhtemelen. Huzurlu bir sessizlik bir baştan bir başa sarmıştır duvarları koyu sarı boyalı koridorları. İnip çıkanların ayak seslerinin duyulmadığı tuhaf bir ıssızlık çökmüştür mavi korkulukların yukarıdan aşağıya süzüldüğü merdivenlere. Ve ben kesin penceremden yine o çok sevdiğim gün batımlarından birinin odama kadar sızan kızıl ışıklarının, bahçedeki ağaçların yeşil yapraklarıyla oynaşmasını seyrediyorumdur. Büyük ihtimal yine hayallere dalmışımdır belki de aklımda yine o düş vardır, hep uyanıkken gördüğüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç beklemediğim bir anda omzuma dokunan bir el çeker alır beni daldığım ayaküstü düşlerimden, tam bir başka kentin bir başka gökyüzüne doğru açılacakken gözlerim, kendimi odamın bir duvarını baştanbaşa saran pencere kenarında bulurum çaresiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncecik sesiyle “Sana da yaptım” der Gülşah elindeki küçük bir fincan kahveyi uzatırken. Odanın, gerçekleşmesi imkânsız düşlerimle dolu havasını keskin kokusuyla delip geçen kahvenin varlığını ayrımsarım o an. Bazen yalnız, bazen karşılıklı içeriz kahvelerimizi, hep bir gülümseyiş, hep keyifli sohbetler eşliğinde. Tek tük çalan telefonlar, Zeynep ablanın üst kattan kahve isteyen diğerlerine serzenişleri de duyulmasa bir iş yerinde olduğumuzu bile unutabiliriz o an.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O an sanki orası benim bu dünyada en sevdiğim, en huzurlu olduğum yerdir. İçime çektiğim o ılık hava ciğerlerime dolarken, içtiğim kahvenin tadı hala dilimdeyken, pencereden dışarı kayan bakışlarım müzmin düşümü anımsatır bana “bir başka şehrin bir başka gökyüzüne” açılmak isteyen gözlerim ihanet eder o güne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahve ocakta kaynamayı beklerken tezgâhın üzerindeki tek bir fincana takılıyor gözlerim. Sonra tam kırk dört daire olduğunu düşünüyorum oturduğumuz apartmanda. Tezgâhın üzerindeki fincana dolduruyorum kahveyi ve tuhaf bir biçimde kokusunun olmadığını fark ediyorum, ya da içime çekmediğimi kokusunu. Derin bir nefes bile almaya değmez geliyor o an. Penceremin önündeki koltuklardan birine oturmuş bir başka şehrin, bir başka gökyüzüne bakarken acı tadı hiç hoşuma gitmiyor kahvenin, şeker koymayı unutmuşum. Zaten kahveyi de hiç sevmiyorum, düş kurmak kadar zararlı geliyor ruhuma. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-1759926445313573562?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/1759926445313573562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=1759926445313573562&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1759926445313573562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1759926445313573562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/06/kelime-oyunlari-kahve.html' title='KELİME OYUNLARI * KAHVE *'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4185910088042654193</id><published>2008-05-29T16:12:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T16:01:57.416-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğrafın Dili'/><title type='text'>FOTOGRAFIN DİLİ - AFFEDİLMEYEN</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SD85e8lb7oI/AAAAAAAAATE/Zh-teYnn6-4/s1600-h/2969952-md.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205942898085588610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SD85e8lb7oI/AAAAAAAAATE/Zh-teYnn6-4/s320/2969952-md.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;Öykü Atölye'&lt;/a&gt;sinin &lt;a href="http://oykuatolyesi.blogspot.com/2008/05/fotorafn-dili-3alma.html"&gt;Fotoğrafın Dili&lt;/a&gt; çalışması içindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;“Delice belki, bana seni hatırlattığı için bir fotoğraf karesine bakıp ağlamak.&lt;br /&gt;Ama tutamıyorum kendimi, o kadar sen, o kadar ben, o kadar biz ki…”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;Diye yazılıydı arkasında, şaşırdı nasıl oldu da hiç görmemişti bu satırları. Beş ya da altı yıl önce bir doğum günü hediyesinin içinden çıkmıştı küçük ebatlarda çerçeveli bu resim, hiç beğenmemişti ama evlendiklerinde karısı bir yerlerden bulup çıkarmış, adeta bir şaheser muamelesi yaparak başköşeye asmıştı. Eğer yaramaz oğlu top atıp duvarda asılı olduğu yerden düşürmeseydi hiç görmeyecekti belki. Hafızasını zorladı kim göndermişti bu resmi kim… kim? Hatırlayamıyordu. Eşinin görmesine fırsat vermeden attı çekmecelerden birine, kim olduğunu düşünmeyi de erteledi bir başka sefere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“&lt;span style="color:#330000;"&gt;Delice belki, bana seni hatırlattığı için bir fotoğraf karesine bakıp ağlamak.&lt;br /&gt;Ama tutamıyorum kendimi, o kadar sen, o kadar ben, o kadar biz ki…”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;Diye yazmıştı çerçeveletmeden önce ona göndermek üzere çektiği fotoğrafın arkasına. Belki alacak, belki bakacak, belki de hiç umursamayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;em&gt;Delice belki, bana seni hatırlattığı için bir fotoğraf karesine bakıp ağlamak.&lt;br /&gt;Ama tutamıyorum kendimi, o kadar sen, o kadar ben, o kadar biz ki…”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Diye mırıldandı yarı uykulu. Aynı anda başını kaldırdı karısı “bir şey mi istedin” diye sordu. “Yok” dedi “bir şey yok, sen uyu” Birdenbire, aniden aklına gelmişti, hatırlamıştı onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Delice belki, bana seni hatırlattığı için bir fotoğraf karesine bakıp yazmak bir gece vakti bu satırları, ama unutmadım. Hala o kadar ben, o kadar sen ve o kadar biz ki bu yıkık dökük sokaklar…&lt;br /&gt;Elveda bile demeden gidenin ardında kalan sen,&lt;br /&gt;Elveda bile demeden giden benken,&lt;br /&gt;Biliyorum sen hep özleyen,&lt;br /&gt;Ben affedilmeyen…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Diye yazılıydı babasından kalan eşyaların arasından çıkan çerçevesi kırık bir fotoğrafın arkasında, eline aldı baktı, pek şaşırmadı, babası zaten hep terk eden taraftı.&lt;br /&gt;Kolunu annesinin omzuna attı görmesine izin vermeden yazılanları “Hadi gidelim” dedi elindeki son koliyi de bıraktıktan sonra çöp arabasının yanına. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4185910088042654193?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4185910088042654193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4185910088042654193&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4185910088042654193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4185910088042654193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/05/fotografin-dili-affedilemeyen.html' title='FOTOGRAFIN DİLİ - AFFEDİLMEYEN'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SD85e8lb7oI/AAAAAAAAATE/Zh-teYnn6-4/s72-c/2969952-md.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4291731989997218066</id><published>2008-05-21T09:04:00.000-07:00</published><updated>2008-05-21T09:13:22.627-07:00</updated><title type='text'>Yeniden Merhaba</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bana göre uzun sayılacak bir aradan sonra nihayet buradayım. Bu arada yeni sitemiz &lt;a href="http://www.oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;ÖYKÜ ATÖLYESİ&lt;/a&gt;' de hayata geçti. Henüz haberdar olmayanlara da buradan ben duyurayım istiyorum. Yazmayı seven herkese açık olan "yazı odamızda" bizimle olmak isterseniz hiç çekinmeden kapımızı çalın.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;İtiraf ediyorumki internetsiz geçen günlerde hiç üretken değildim. Aşağıdaki öyküyü hala tamamlayamadım, ama zorlamak yerine oluruna bıraktığım zaman daha akıcı yazıyorum buda benim yeni keşfim ;) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Yazılacak çok şey var ve ben hepsini teker teker yazacağım şimdilik müsaade...;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4291731989997218066?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4291731989997218066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4291731989997218066&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4291731989997218066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4291731989997218066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/05/yeniden-merhaba.html' title='Yeniden Merhaba'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-1484248937506721203</id><published>2008-05-01T11:37:00.001-07:00</published><updated>2008-05-01T11:39:08.114-07:00</updated><title type='text'>BİR SÜRE ARA...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;color:#990000;"&gt;Kısa bir süre internet bağlantısı olmayacağından zorunlu bir ara vermek zorundayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlar dönüşte aşağıdaki öyküde tamamlanmış olacak söz ;))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese Sevgiler...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-1484248937506721203?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/1484248937506721203/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=1484248937506721203&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1484248937506721203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1484248937506721203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/05/bir-sre-ara.html' title='BİR SÜRE ARA...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-8837804969488225589</id><published>2008-04-25T13:50:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T16:02:12.777-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sobe'/><title type='text'>SOBE - Kitaplar</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yeni bir sobe Geveze Kalem’den bu sefer, konu “kitaplar” ne güzel, ne kadar yazılası bir konu dedim içimden ilk anda. Heyecanlandım, hatta nerden başlasam nasıl anlatsam bu uzun süreci diye düşündüm. Okumayı öğrendiğim günden beri bu kadar sevdiğim başka hiç bir şey olmadığı geliyor aklıma. Resim yapmayı da severdim ama yaptığım her resim, hayalimde bir de hikâye eklersem anlam kazanıyordu. İlkokul yıllarımda hasta olduğum zaman bana “canın ne istiyor” diye sorduklarında bile “kitap” dediğimi hatırlıyorum. İlacım, yegâne besin kaynağım gibiydi kitaplarım. Okulda sevdiğim tek yer, arkadaşlarımın çok sıkıcı bulmasına karşın kütüphaneydi. Ağır bir havası vardı, pek ışık almazdı, sürekli karanlıktı ama bana çok hoş gelen kâğıt kokardı. Hala yeni bir kitabı ilk elime aldığımda sayfalarını açıp o kâğıt kokusunu içime çekmekten alıkoyamam kendimi. Birkaç küçük saniye için bile olsa beni hayatımın en güzel anlarına götürür, adeta zamanda ufak bir yolculuk yapar sonra ışık hızıyla geri döneriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak şu sıralar pek kitap okuyamıyorum, kötü bir bahanem var aslında, kızımın benim için bir engel olmaması gerekir ama sakin, dingin bir kafayla okumadıkça pek zevk vermemeye başladı. Hemen her türde kitapları okumaya çalışıyorum en son vazgeçilmezlerimden “Sherlock Holmes”un maceralarını anlatan kitaplarımdan ikincisini okudum. Kısa öykülerden oluşan kitap en azından sonuna fazla merak ettirmeden ulaştırdığı için şu sıralar gözdem. Birde Stephen King’in elimde patlayan romanı “Buick 8” var. Sürekli uzun aralar verdiğim için hatırlamak adına hep başa dönüyorum ve hiçbir ilerleme kaydetmeden aylardır ilk otuz sayfayı okudum durdum. Koyu bir S.K hayranı olarak kendimi ihanet ediyormuş gibi hissediyorum. Şu sıralar zaten öykü kitapları okusam daha iyi olacak, en azından bir öykü arası verip işlerimi yaptığım zaman diğer öyküye geçiş süresi için Geveze Kalem’in sayfalarına taşıdığı &lt;a href="http://gevezekalem.blogspot.com/2008/04/usta-anlat.html"&gt;bu anların &lt;/a&gt;tadını çıkartırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani meşhur başucu kitapları vardır ya mütemadiyen el altında olması istenilen. Benim başucu kitaplarımın başında son on beş yıldır “Çalıkuşu” var diyebilirim. Beni hem güldüren, hem hüzünlendiren satırlarıyla, neşeli diyaloglarıyla “Feride” hala en sevdiğim kahramandır. Aklıma estiği bir anda rasgele bir sayfasını açıp okuduğum her satırından zevk aldığım nadir kitaplardan biridir. Güldüren derken uzun zamandır okumadığım “Hüseyin Rahmi Gürpınar” kitaplarıma da haksızlık ettiğimi düşünmeye başladım en kısa zamanda onları da görmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası “kitap okumak” denince kendimi her hangi bir tür ya da yazarla kısıtlamak fikrini hiç sevmiyorum. Sabah kalkıp kahvaltı ederken Ömer Seyfettin veya Sait Faik’ten birkaç kısa öykü okuyup, öğlen arası çayımı yudumlarken Buket Uzuner’le bilmediğim ülkelere yolculuk yapabilirim. Akşamüzeri gün batımını izleme şansım varsa eğer hemen elime “Vadideki Zambak”ı alıp hayallere dalmaktan beni kimse alıkoyamaz. Gece geç saatlere kalmışsam bir “Agatha Christie” klasiği kesin masanın üzerinde beni bekliyordur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Konu kitap olunca yazılacak pek çok şey hücum ediyor zihnime ancak sözü burada kesmek ve bir kaç kişiyi sobelemek lazım geliyor; Bu konuda yazmadıklarını tahmin ettiğim kelime oyuncularından "Sessiz Balık" ve "Koza" yı sobeliyorum. Hadi kolay gelsin size. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-8837804969488225589?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/8837804969488225589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=8837804969488225589&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8837804969488225589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8837804969488225589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/04/sobe-kitaplar.html' title='SOBE - Kitaplar'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6384704352810577475</id><published>2008-04-21T00:59:00.000-07:00</published><updated>2008-04-21T01:30:08.098-07:00</updated><title type='text'>HAYAL VAKTİ...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SAxJons4_GI/AAAAAAAAARA/AdyiZQT0rtw/s1600-h/asi+kÄ±z.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5191605432652201058" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SAxJons4_GI/AAAAAAAAARA/AdyiZQT0rtw/s320/asi+k%C4%B1z.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bazen sadece arkasını dönüp gitmek istiyordu. Herşeyden uzak bir sahil kenarında oturmak, hiç bir şey düşünmek zorunda kalmamak ve sadece okumak... Bir kitabın sayfaları arasında kaybolmanın hafifliğini duymak.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Ama zor olan hiç bir zaman gitmek değildi, zor olan geride kalanları bir anlığına bile olsa arkada bırakamamaktı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Peki o ne mi yaptı ? &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini kapattı, arkasına yaslandı, derin bir nefes aldı ve yola çıktı. Elinde kitabı vardı, önünde masmavi uzanan uslu bir deniz. Sahile uzanan iki yanı ağaçlarla çevrili yolda yürürken aklında sadece sevdiği bir şarkının melodisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5191610389044460706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SAxOJHs4_KI/AAAAAAAAARg/jtrh-0Surkw/s320/collage16.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5191610036857142402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SAxN0ns4_II/AAAAAAAAARQ/6mPlzCpjsDU/s320/collage17.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6384704352810577475?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6384704352810577475/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6384704352810577475&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6384704352810577475'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6384704352810577475'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/04/hayal-vakti.html' title='HAYAL VAKTİ...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SAxJons4_GI/AAAAAAAAARA/AdyiZQT0rtw/s72-c/asi+k%C4%B1z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-425714854438139972</id><published>2008-04-18T06:22:00.000-07:00</published><updated>2008-04-18T06:25:31.959-07:00</updated><title type='text'>SUSUYORUM...</title><content type='html'>&lt;object width="300" height="80"&gt;&lt;param name="movie" value="http://media.imeem.com/m/o-OrjevR_d/aus=false/"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://media.imeem.com/m/o-OrjevR_d/aus=false/" type="application/x-shockwave-flash" width="300" height="110" wmode="transparent"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bugün sadece susmak ve bu müziği dinlemek istiyorum... Kendimi akışına kaptırıp kaybolmak derin sularında hüzün rengi bu günün.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-425714854438139972?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/425714854438139972/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=425714854438139972&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/425714854438139972'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/425714854438139972'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/04/susuyorum.html' title='SUSUYORUM...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-73302269772336037</id><published>2008-04-17T12:05:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T16:01:27.692-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>KELİME OYUNLARI * İNSAN - İNSANLIK *</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190293407294788978" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 283px; CURSOR: hand; HEIGHT: 212px" height="149" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SAegWsXblXI/AAAAAAAAAOo/hIwCNAQ6iZE/s320/www_antoloji_com_681517_134.jpg" width="272" border="0" /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Ne zaman ki aklımıza düşüp sevdiğimiz bir yemek için hazırlık yaparken, hiç üşenmeden mutfakta saatler harcarken. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Masayı ihtiyacımız olandan fazla yemeklerle donatıp, kimilerini beğenmeyip eleştirirken, dünyanın bir yerlerinde &lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;"insanların"&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; insanlığımızı sorgulamamızı gerektirecek kadar &lt;strong&gt;'aç'&lt;/strong&gt; olduklarını hatırlamak ve hatta hiç unutmamak istiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Beğenmediğim her elbisemi katlayıp, buruşturup dolabın bir kenarına atarken. 'Bir yerlerde minicik canların üzerlerine giyecek tek bir kıyafetleri bile yok' diyen bir ses vicdanımı hiç rahat bırakmasa keşke.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;İçtiğim bir bardak 'temiz su' için bile hiç enerji sarfetmiyorum, getiriliyor, kapımın önüne bırakılıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Oysaki biliyorum bir yerlerde onlar çamur rengi su birikintilerine bile muhtaç. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sahip olduğumuz her şey sadece bir başka kıtada, bir başka ülkenin topraklarında doğduk diye mi bizim? Paylaşmanın ne demek olduğunu bize unutturan öyle çok şeyle sarılıp sarmalanmışız ki, kaygılarımız bile anlamını ne kadar değiştirmiş. Sadece sahip olamadıklarımız için hayıflanarak geçirdiğimiz anları bile 'onlara' ayıramıyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Elde kalan insan olmanın omuzlarımıza yüklediği sorumlulukları görmezden gelerek geçen bir ömür olmamalı...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-73302269772336037?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/73302269772336037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=73302269772336037&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/73302269772336037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/73302269772336037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/04/kelime-oyunlari-insan-insanlik.html' title='KELİME OYUNLARI * İNSAN - İNSANLIK *'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SAegWsXblXI/AAAAAAAAAOo/hIwCNAQ6iZE/s72-c/www_antoloji_com_681517_134.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-8536138459806070799</id><published>2008-04-08T17:14:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T16:01:15.066-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>KELİME OYUNLARI * HATA ve AFFETMEK*</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;“Hiçbir hata affedilmez değildir” dedi adam.&lt;br /&gt;“Sen öyle zannediyorsun ama yanılıyorsun” diye mırıldandı kadın.&lt;br /&gt;“Beni bugün de affetmeyecek misin?” diye sordu adam.&lt;br /&gt;“Hayır” diye cevapladı kadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok mu zor?” dedi adam.&lt;br /&gt;“Çok zor” dedi kadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Belki bir gün beni affedersin” dedi adam, umutsuzca.&lt;br /&gt;“Belki bir gün” dedi kadın umutsuzca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pişmanım” dedi adam.&lt;br /&gt;“Çok geç” dedi kadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bugün sana yalvarmaya geldim” dedi adam.&lt;br /&gt;“Yalvarsan da nafile” derken,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yemek hazır sofraya gel dedi mutfaktan kardeşi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayal kurmayı bıraktı kadın. Zaten o hiç gelmeyecek afta dilemeyecekti. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-8536138459806070799?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/8536138459806070799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=8536138459806070799&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8536138459806070799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8536138459806070799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/04/kelime-oyunlari-hata-ve-affetmek.html' title='KELİME OYUNLARI * HATA ve AFFETMEK*'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6159448511780773529</id><published>2008-04-02T15:26:00.000-07:00</published><updated>2008-04-02T15:36:30.645-07:00</updated><title type='text'>En Zor Sobe "55 kelimelik öykü"</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sevgili arkadaşım &lt;a href="http://www.gevezekalem.blogspot.com/"&gt;Geveze Kalem&lt;/a&gt; beni bu zor sobeyle sobelemiş, "55 kelimeden oluşan bir öykü" sobenin konusu. Bir kaç gündür elimde eveleyip gevelediğim bir kaç satır vardı, tamamladım kelimeleri 55' e ekledim gitti..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kimin başına bu belayı sarmalı; &lt;a href="http://fikriminincegulleri.blogspot.com/"&gt;İncegül'üm&lt;/a&gt; beni affedermisin? Ama sen bu işi yaparsın biliyorum;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;br /&gt;Siyah olamayacak kadar ışık sızıyor perdelerin kenarlarından.&lt;br /&gt;Kahverengi ama koyu değil açık, sütlü kahve kıvamında, yumuşak, sıcak.&lt;br /&gt;Saçma belki ama dostça.&lt;br /&gt;Yeşil olamayacak kadar uslu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Her bir tonu ayrı bir duygunun temsilcisi yeşil hiç uymadı bu rutine. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Ne durgun tirşe, ne romantik fıstıki, ne de ağırbaşlı nefti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Ne yapsam ne etsem bulamadım bu günün rengini...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6159448511780773529?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6159448511780773529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6159448511780773529&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6159448511780773529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6159448511780773529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/04/en-zor-sobe-55-kelimelik-yk.html' title='En Zor Sobe &quot;55 kelimelik öykü&quot;'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4519285866943352491</id><published>2008-03-27T18:27:00.000-07:00</published><updated>2008-03-27T18:34:06.543-07:00</updated><title type='text'>EVİM EVİM...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Evim, güzel, sıcak, uyuşuk evim&lt;br /&gt;"Ev" çok güçlü bir şeydir.&lt;br /&gt;Sıcaktır, yumuşaktır, güzel kokar...&lt;br /&gt;Tanıdıktır, güvenlidir, yapışkandır, şirindir.&lt;br /&gt;Size çok âşık, pek işi gücü de olmayan bir sevgili gibidir. Aranızdaki ilişkiyi belli bir mesafede tutmazsanız 24 saati sizinle geçirmek ister!&lt;br /&gt;Uyuşturucu özelliği vardır. Alışır gidersiniz. Bütün vaktinizi birlikte harcamaya başlarsınız. Bir de bakarsınız, kuralları o koymaya başlamış.&lt;br /&gt;Grip olduğumda anladım bunu.&lt;br /&gt;Beş yaşından beri hafta ortaları evde oturmamış biri için ilginç bir deneyimdi.&lt;br /&gt;Önce sıkıntıdan patladım. Dayanamayıp, ateşli ateşli, oturup çalıştım.&lt;br /&gt;İkinci gün fotoğraf albümü yerleştirme, tabloların yerini değiştirme, giysilerimi elden geçirme, daha önce okuyamadığım Susan Sontag'ın fotoğrafçılıkla ilgili kitabına başlama gibi daha hafif aktivitelere giriştim. Akşama doğru hedeflediklerimin yarısını bitirip, kalanını ertesi güne erteledim.&lt;br /&gt;Üçüncü günü sütlaç yaparak geçirdim. Tam kitabı elime alacakken, akşam oldu!&lt;br /&gt;Dördüncü gün kendimi biraz bitkin hissettim ve genellikle televizyon seyretmeyi tercih ettim.&lt;br /&gt;Beşinci gün saçımı taramak bile yorucu iş gibi gelmeye başladı.&lt;br /&gt;Bir iş kadım için büyük lüks olan her şeyi yapmaya başladım: Üşendim, erteledim, vazgeçtim!&lt;br /&gt;Yavaşladım. Miskinleştim. Ve ev beni yuttu!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#330000;"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Gülse Birsel / Gayet Ciddiyim&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Bu satırları ilk okuduğumda henüz “bir ev” beni yutmamıştı ve ben bu satırları okurken hiç bir şey hissetmemiştim. Hiç tanıdık gelmemişti. Umurumda bile olmamıştı. Çünkü çok iyi hatırlıyorum o günü, arkadaşlarımla katıldığım bir Kapadokya turundaydım, kızlardan biri yolda okumak için yanına almıştı bu kitabı. O okuyacak vakit bulamamıştı ama ben bizi oradan oraya götüren otobüste her fırsatta bu kitabı okuyordum. İşte yukarıdaki bu satırları da turun üçüncü günü otobüsümüz Erciyes dağına çıkan yola tırmanırken okumuştum ve hiç umursamamıştım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;O sıralarda çok sevdiğim bir işim vardı ve ben tatil biter bitmez kendimi iş yerimde elimde bir fincan çayla birlikte bütün stresine rağmen o çok sevdiğim telaşın içinde bulacaktım. Ne kadar huzurluydum. Üstelik patronum ikide bir beni arayıp saçma sapanda olsa sadece benim bileceğime inandığı sorular soruyor, “burası sensiz olmuyor, hadi dön artık işinin başına” dercesine beni şımartıyordu. Ben henüz bir ev tarafından yutulmanın ne demek olduğunu bilmiyordum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Geçen hafta pat diye kesilen ve bir hafta gelmeyeceği bildirilen telefonumuz aynı zamanda bizi internet bağlantısından da mahrum bırakınca biraz farklı şeyler yapmak istedim. Uzun zamandır sakladığım renkli iplerden çiçekler örmeye heveslendim ama ister istemez aklıma hep bilmem hangi sitede gördüğüm çiçekler geldi sonra internetin kesik olduğunu hatırladım canım sıkıldı bıraktım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Değişik yemekler yapmak istedim ama bu seferde gözümün önünden resmigeçit yapan bilumum yemek, pasta siteleri izin vermedi. Neden sonra aklıma kitaplarım geldi (niye bu kadar geç bilmiyorum) ve üstteki satırlara takıldı gözlerim. Bu defa bana çok fazla tanıdık geldi bu satırlar. Üstelik kendimi resmen bir evin midesinde hissettim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4519285866943352491?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4519285866943352491/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4519285866943352491&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4519285866943352491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4519285866943352491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/03/evim-evim.html' title='EVİM EVİM...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-2389569946850340965</id><published>2008-03-23T07:04:00.000-07:00</published><updated>2008-03-23T08:16:16.141-07:00</updated><title type='text'>ÇOCUK İSTSMARINI DURDURUN</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R-Zq4pRkJfI/AAAAAAAAAMc/jNQ7XicukbU/s1600-h/adsÄ±z.bmp"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5180945942721078770" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R-Zq4pRkJfI/AAAAAAAAAMc/jNQ7XicukbU/s320/ads%C4%B1z.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;(kampanya şartları: 'çocuk istismarını durdurun' sloganına ve -forumdan edinilebilecek- ilgili banner'a blogumuzda yer verip, çocukluğumuzdan hatırladığınız bir şarkı ve şu anda dinlediğimizde hissettirdiklerinden bahsetmek...)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yaklaşık bir haftalık telefon kesintisinden sonra yeniden kavuştuğumuz internet bağlantısı sayesinde kaldığım yerden okumaya başladığım pek çok blogda bu konu dikkatimi çekmişti zaten. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;En son sevgili Butterfly'ın sitesinde okurken onunda beni sobelediğini farkettim. Konu bu kadar hassas ve önemli olunca aklıma ilk gelen sadece "yazılıp, çizilip" geçilmemesi gerektiği oldu. "Çocuk İstismarı" ne yazıkki tüm dünyada var olan bir gerçek ve herkes bu konuda sorumluluk sahibi ve sadece "görmezden gelmemek" bile yapılabileceklerden biri. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Diğer konuya gelince, çocukluğuma dair hatırladığım şarkılar genelde trt'nin hafta sonları çocuklara yönelik programlarına çıkan bazı sanatçılar ki içlerinde en unutulmazım Barış Manço'dur. Kayahan ve MFÖ'de o yıllarda çocuklara yönelik şarkılar söylerlerdi diye anımsıyorum. Bir de trt'nin meşhur çocuk korosu vardı, galiba pek alternatifsizlikten olsa gerek onları bile severek dinlerdim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Şimdi o günleri anımsatan bir şarkı duyduğumda benliğim adeta ışık hızıyla o günlere gidiyor. O kadar çok duyguyu bir anda yaşatıyorki bazen o şarkılar "özlem" bunların en başında olsa gerek. Sonra bir daha hiç bir zaman o kadar "tasasız" olmayacağımızı anımsamanın burukluğu. Herşeye rağmen hatırlamanın büyülü "güzelliği" ve o günleri yaşamış olmanın "tesellisi". &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Çocuk olmak güzeldi, mutlu bir çocuk olmak ise bu günlerin en sağlam yatırımı. Geriye dönüp bir kez daha baktığınızda size gülümseyerek göz kırpan çocuk, bugün belki de çok şeyi değiştirecek...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-2389569946850340965?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/2389569946850340965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=2389569946850340965&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/2389569946850340965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/2389569946850340965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/03/ocuk-istsmarini-durdurun.html' title='ÇOCUK İSTSMARINI DURDURUN'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R-Zq4pRkJfI/AAAAAAAAAMc/jNQ7XicukbU/s72-c/ads%C4%B1z.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-5920524544137807222</id><published>2008-03-14T16:45:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T16:00:59.858-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>KELİME OYUNLARI * VURGUN - SÜRGÜN *</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Konu &lt;span style="color:#660000;"&gt;“Sürgün ve Vurgun”&lt;/span&gt; ya duruma uygun bir şeyler yazmak istiyorum ben de, dün gece ve önceki gece sürekli düşündüm ama aklıma iki satır bile gelmedi. Üstüne üstlük bir de kafamın içinde bir Muazzez Abacı’dır sürekli “seninkiii düpedüz vurguuun sayılııırrrr” diye uzatıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Belki biraz ilham verir diye &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kelimeoyununakatilanlar.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;a href="http://www.kelimeoyununakatilanlar.blogspot.com/"&gt;www.kelimeoyununakatilanlar.blogspot.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt; a yeni yazıları eklenen kelime oyuncularına da göz attım, evet hepsinin bu konuda yazdıkları birbirinden güzel öyküleri var ve hepsini zevkle okudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak benim aklıma hiçbir şey gelmiyor. Biraz da sevgili &lt;a href="http://habersiz.blogspot.com/"&gt;Hüzünbaz&lt;/a&gt; adına uygun hüzünlü iki kelime seçmiş ya onun da etkisi var sanırım. “Sürgün” kelimesi nedense hep elleri arkadan bağlı, başları geriye dönük, kendilerini gözlerden uzak bir adaya götürecek köhne bir gemiye binerken arkalarında kalan insanlara, yaşamlarına, evlerine ümitsizce son bir kez daha bakarken zorla götürülen insanları çağrıştırıyor. Haklı ya da haksız ama hep bir hasrete uzanan yollar, zoraki terk edişler, bir ömürden koparılarak alınan yaşanmamış yıllar demek sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vurgun ise, Muazzez hanım’ın şarkısı zihnimi bir parça rahat bırakırsa şayet ilk aklıma gelen haliyle dalışta yaşanan çok talihsiz bir olay olan“vurgun yemek” kavramını hatırlatıyor. Bu da ayrı bir üzücü konu hemen geçmek istiyorum, diğer manası ise “tutkuyla bağlı” olmak, "birine fena halde kafayı takmak" gibi bir şey olsa gerek (Evet Sevgili Muazzez hanım, sürekli kafamın içinde şarkınızı söylediğinize göre aklıma bunun gelmesi normaldir ne de olsa!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vurgun, sürgün ikisi de üzüyor sonuçta, sanki birbiriyle yakından akraba “hüzünbaz” kelimeler. Ne sürgün olsun hayatlarda, yaşamdan acımasızca koparıp aldığı bir parçayı götürdüğü uzaklarda hasretle kavurup yürekleri dağlasın ne de bir vurgun düştüğü yeri alev alev yaksın. ( Çok içimden geldi yazdım, Muazzez hanımla ilgisi yok ) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-5920524544137807222?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/5920524544137807222/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=5920524544137807222&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5920524544137807222'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5920524544137807222'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/03/kelime-oyunlari-vurgun-srgn.html' title='KELİME OYUNLARI * VURGUN - SÜRGÜN *'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-196575295427486790</id><published>2008-03-10T17:59:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T16:00:46.069-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'>AKLIMDAN GEÇEN...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Şu sıralar hiçbir şey yazmak gelmiyor içimden, henüz yeni bir kelime de söylenmiş değil zihnimi meşgul edecek, o nedenle aklımdan geçenlere takılıyorum kimi zaman gülümseten, kimi zaman hüzünlendiren;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç şiir ezberleyemediğim geldi aklıma durup dururken, neden acaba? Oldum olası konuşmalarını şarkılardan şiirlerden dizeler ekleyerek süsleyen insanlara hayranımdır. Nasıl da akıllarında tutarlar hepsini hayret ederim. En basitinden Orhan Velin’in en uzunu dört kelimeden oluşan toplam sekiz mısralık “&lt;a href="http://siirgen.org/siir/o/orhan_veli/tren_sesi.htm"&gt;Tren Sesi”&lt;/a&gt; şiirini ne zaman okumaya kalksam şaşırıyorum. Hiç unutmam bir arkadaşımın annesiyle sık sık onlara gittiğimden sürekli sohbet etme şansımız oluyordu, kendisi tipik bir Karadeniz kadınıydı ve ben tanıdığımda köyünden geleli 6-7 sene kadar oluyordu. Konuşması şiveli ve kullandığı kelimelerin çoğu bana yabancıydı, ilk zamanlar konuşmalarımızın yarısını hiç anlamadan geçiştirmek zorunda kalıyordum ama onda bayıldığım bir şey vardı ki her konuya, her duruma uygun bir mani söylerdi. Ne yazık ki benim asla aklımda tutamadığım ama ona bir kelimesini bile söylesem hemen hatırlayıp tekrarladığı maniler hem eğlenceli, hem esprili hem de son derece manidar olurlardı. Hepsi yaşanmışlıklardan misal alınarak ardı ardına getirilmiş kafiyeli benzetmelerden ibarettiler ki benim en hoşuma gideni ve bize belki her fırsatta tekrarladığı bir tanesi “sev seni seveni başı bilmem neyli kel olsa, sevme seni sevmeyeni Mısır’a sultan olsa” gibi bir şeydi. Ah şu başının nasıl kel olduğu kısmını defalarca sormama ve aklımda tutamama rağmen çok komiğime gittiğini ve her defasında çok güldüğümü hatırlıyorum. Ayrıca, yine şivesinden sözlerini çok iyi anlayamadığım halde yine bayıla bayıla dinlediğim türküler söylerdi ki her birinin ayrı bir hikâyesi de olurdu. Nasıl güzel sohbetlerdi ve her birinde mutlaka onun demlediği ve ısrarla demsiz, hep açık renkli, tomurcuk kokulu çaylarımız olurdu ellerimizde, ne zaman burnuma kokusu gelse hep bana o günleri hatırlatıyor ve ben hala demli çay içemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şiir var aklımda hatırlamaya çalıştığım ama hatırlayamadığım. İllaki açmak lazım yine kayıtlı dosyalardan birini, ama hatırlamaya ve tekrar okumaya değer diye fısıldıyor içimden bir ses,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç satırla, aklımdan geçen...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;gözlerin: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;gözlerin bir kuyudur&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;içinden bir su çıkar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;ipi olmayan bir kovayla&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;suyun rengi mavi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;suyun gölgesi bakışın&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;saçların:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;saçların büyük bir dildir &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;her bir teli bir harftir &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;söylediği sadece bir şarkıdır &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;senin bile bilmediğin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;omuzların:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;bir ışık parlar omuz başlarından &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;tam ucunda&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;adının çiçeklendiği bir bayırdır orası&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;parlar ama &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;ne gecenin ışığıyla&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;ne de güneşle &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;sadece gülüşünle&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;öp ve parmağını &lt;span style="font-size:0;"&gt;koy&lt;/span&gt; omuz başına&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;dokunduğun gülüşündür&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;gülüşün:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;okuldan kaçmış bir çocuğun neşesidir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;kırlara dağılmış bir mutluluk&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;geride hiç bir şey yok&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;hafiflikten başka&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;yürüyüşün: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;yürüyüşünde çiçekler ürperir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;bastığın her toprak tohum olur&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;papatyaları fışkırtan&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;oturuşun sakin bir törendir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;bacaklarından başlayan&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;belinde biten bir dokunuş....&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Emin Arı (Güldengelenin Tarifi adlı şiirinden alıntıdır)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-196575295427486790?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/196575295427486790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=196575295427486790&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/196575295427486790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/196575295427486790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/03/aklimdan-geen.html' title='AKLIMDAN GEÇEN...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-1246420846775524215</id><published>2008-03-05T16:26:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T16:08:18.754-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>KELİME OYUNLARI * duvar *</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;em&gt;"Evlenmeden önce kendimize ait bir odamız vardı anne-babamızın evinde. Şimdi koskoca ev sahibi olduk, hiçbir yer bize ait değil…”&lt;/em&gt; diye yazmıştı Geveze Kalem bir yorumunda. Çok değil sadece birkaç gün evvel kapının kenarından usulca başımı uzatıp kaçamak gözlerle içeriyi süzerken bir anda şimşek gibi çaktı aklımda sözler. Bir zamanlar bana ait olan ama artık kardeşimin olduğu için bir yabancı gibi kapısının önünden geçip gittiğim odam, sanki derinlerden gelen bir çağrı yapıyor gibiydi. Akşamüzeriydi, odamın doğuya bakan penceresinden içeri giren günün son ışıkları içeriyi hala aydınlatıyordu. Ne garip bir his, bir anda her şey nasılda yabancılaşmış, sanki o masada hiç oturmamışım ellerim o bilgisayarın klavyesinde hiç dolaşmamış. Değişen onca şeyin arasında hala benden kalan birkaç şeyden biri olan dolabım ve kitaplığım yan yana duruyor. Kardeşim, beğenmediği yatağımı olduğu gibi kaldırıp attırdığı için önlerinde uzanan tek kişilik karyola ile uyumsuz bir birliktelik oluşturmaya çalışıyorlar. Derin bir nefes, her şeyi daha da yabancılaştıran kesif bir sigara kokusu dolduruyor ciğerlerime. Sonra gözlerim beni ağlamakla gülmek arası bir ikileme sürükleyen detaylara takılıyor. Kitaplığımın açık üç büyük rafından en üstüne çocukluğumdan beri sakladığım oyuncaklarımı dizerdim. Her biri beni geçmişin hafızamda izi kalmış bir anına taşırdı. Diğer raflarında ise elimi uzatacağım an kadar yakın olduklarını bildiğim kitaplarım. Oysaki şimdi koskoca kitaplıkta tek bir kitap bile yok ama üst rafta yan yana iki parlak kırmızı futbol topu duruyor artık süs diye mi koyulmuşlar bilmem. İki aptal futbol topunun beni bu kadar saçma bir melankoliye sürükleyeceği aklıma gelecek en son şey ama kendimi alamıyorum. Alt raflarda tek tük ne olduğu belirsiz cd’ler darmadağınık. Kardeşimin, çok beğenerek aldığı yatağına çöküyorum. O an bir yatakla bile düşman olabilirim, gözüme çok sevimsiz, gereğinden fazla yüksek, rahatsız geliyor. Alt tarafı bir yatak olması umurumda bile değil, kızgınım ona. Gözlerimi yumuyorum sekiz – on yıl öncesi bir akşamüzeri canlanıyor hayalimde heyecanla eve girdiğimde babamı elindeki fırçayla son rötüşları yaparken buluyorum. İkimizde duvarın karşısına geçip ortaya çıkan sonuca bakıyoruz adı olmayan, boya firmasının etiketine yazdığı şimdi hatırlayamadığım ismiyle kartelânın üzerinde çok beğendiğim koyu kırmızı-pembe-kiremit rengi karışımı rengi uzun uzun süzüyoruz. Yine gülmekle ağlamak arası o garip ruh haliyle karmakarışık olduğumu anımsıyorum söküp çıkarmanın, üstünü kapamanın hiçte kolay olmadığı o rengi çok sevmeye karar veriyorum o dakikalarda. Ertesi yıl aynı rengi koyu dumanlı bir mavi ile kombine ettirip tekrar boyatıyorum odamın duvarlarını ve o kadar benimsiyorum ki yıllarca hiç değişmeden tekrarlanıyor aynı renkler. Kardeşim şimdi griden daha yumuşak yine hiçbir şeye benzetemediğim adını bilmediğim açık bir renge boyatmış duvarları. Son güne kadar hala benim izlerimi taşıyan odamda, o son gün, arkadaşlarımla son kez oturduğumuz, son kez “benim” olan odamı gelinliğimle terk ederken üzerindekileri günler evvel kolilere doldurup yeni evime getirdiğimiz için gözüme çok çıplak görünen duvarda şimdi kardeşimin taraftarı olduğu futbol takımının flaması var. Benim çok sevdiğim için odama asılmasında ısrar ettiğim guguklu saat ise neyse ki hala yerinde.&lt;br /&gt;Üç tane küçük ebatlarda çerçeveletilmiş sonbahar temalı manzara resimlerim vardı duvarda. Aralarda ise günlerce toplayıp kuruttuktan sonra vernikle daha parlak görünmelerini sağladığım çınar ağacı yapraklarım dizili dururdu. Kapının hemen yanında papirüs kâğıdı havası verilmiş bir duvar süsünün üzerinde&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/11/bu-ak-bu-ehir-bu-keder.html"&gt; buradaki&lt;/a&gt; şiir yazılıydı. Onun hemen biraz üstündeki çerçevede bir dergiden kesilen sayfada dans eden bir çiftin resmi vardı. Çok severek izlediğim bir oyundan bir sahneydi bu resim ama o sayfayı, o resmi asıl özel kılan sağ alt kenarına dikkatle bakıldığında görülen mavi dolma kalemle karalanmış olan birkaç satırdı ki, oyunun yazarı ve aynı zamanda baş aktörü olan şahıs küçük bir sohbetin ardından yazma inceliği göstermişti. Evin arka tarafına bakan odamın penceresinden ilk zamanlar tek katlı evlerin arka bahçelerindeki ağaçlar görünürdü. Şimdilerde ise sağlı sollu uzayan apartmanların soğuk beton yüzleri ve yangın merdivenlerinden başka bir şey yok. Hemen yanı başımızdaki bir apartmanın en alt katında oturan kadın, balkonlarının önündeki bahçe yerine yapılan tek katlı apartman boşluğunun üzerindeki beton zemine koca koca saksılarla çiçekler ekerdi. Akşam güneşinin ışıklarının üzerine döküldüğü sardunyaları izlemeyi severdim, huzur verirlerdi. Geceleri penceremi sonuna kadar açar karanlığa göz kırpan yıldızlara bakardım uzun saatler ve en çok yazmayı sevdiğim zamanlardı sanki yazmaya doyamadığım günler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala üzerinde oturduğum kardeşimin artık o kadarda kızgın olmadığım yatağından kalkarken aslında bugünle barışmam gerektiğini düşündüm ve son bir kez daha baktım duvara. Kardeşimle ortak zevkimiz ikimizin de sevdiği gece lambası hala duruyor, duvarlara vuran gölgeli kızıl ışığı tıpkı eski günlerdeki gibi aydınlatıyor odanın loş karanlığını. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-1246420846775524215?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/1246420846775524215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=1246420846775524215&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1246420846775524215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1246420846775524215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/03/kelime-oyunlari-duvar.html' title='KELİME OYUNLARI * duvar *'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-2420470890482885084</id><published>2008-02-25T09:11:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T16:08:38.181-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>KELİME OYUNLARI * bahar *</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Minik Meleğime;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;İki bahar saklı gözlerinde, bir bakıyorsun güller açmış, güneşli mayıs sabahlarına uyanıyorum. Papatyalar dökülüyor üzerime, ılık nisan yağmurlarında ıslanıyorum.&lt;br /&gt;İki bahar düşmüş gülüşüne, bir gülüyorsun dudaklarının kenarında tomurcuklanıyor nergisler her gülümseyişin tekrar tekrar açıyor gönlüme.&lt;br /&gt;İkinci bahar, bulut bulut gelmiş, damla damla süzülüyor, ikinci bahar bir hazan kıvrımı gül dudaklarında, her büzüldüğünde yüreğime dokunuyor.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-2420470890482885084?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/2420470890482885084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=2420470890482885084&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/2420470890482885084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/2420470890482885084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/02/kelime-oyunlari-bahar.html' title='KELİME OYUNLARI * bahar *'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4453795157159624745</id><published>2008-02-21T16:51:00.000-08:00</published><updated>2008-02-21T17:13:30.294-08:00</updated><title type='text'>Tavsiye...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R74coBg41HI/AAAAAAAAAL0/GhYnlDaCuL8/s1600-h/collage13.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5169600896194630770" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 152px" height="140" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R74coBg41HI/AAAAAAAAAL0/GhYnlDaCuL8/s200/collage13.jpg" width="178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;" &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ozgurpencere.com/tr/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Özgür Pencere&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;" son bir kaç yıldır severek takip ettiğim bir edebiyat sitesi. Ayın öyküsü adı altında yarışmaları oluyordu bir süredir. Bende biraz kendimi denemek amacıyla &lt;/span&gt;&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/07/fisiltilar.html"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Fısıltılar&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; isimli öykümü göndermiştim. Öyküm &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ozgurpencere.org/forum/viewtopic.php?t=10063"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Aralık ayının birincisi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; olduğunda sevinmiştim doğrusu, ama aklımdan tamamen çıkmış. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç gün önce postadan çıkan dergilerinde yayınladıklarını görünce tekrar hatırladım ve buradan paylaşmak istedim sizinle. Benim için kalıcı ve çok güzel bir hatıra olacak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ayrıca içeriğini severek okuduğum bu site de küçük bir tavsiye olsun benden size. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.ozgurpencere.com/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;www.ozgurpencere.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.ozgurpencere.org/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;www.ozgurpencere.org&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4453795157159624745?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4453795157159624745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4453795157159624745&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4453795157159624745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4453795157159624745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/02/tavsiye.html' title='Tavsiye...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R74coBg41HI/AAAAAAAAAL0/GhYnlDaCuL8/s72-c/collage13.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-5093959749416233646</id><published>2008-02-19T16:38:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T16:08:58.003-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>KELİME OYUNLARI * ayna *</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;“Hımm… bu sabah bozuksun yine?”&lt;br /&gt;“Sana ne yaaa sana ne! Bozuksam bozuğum!”&lt;br /&gt;“Yahu ne bu böyle her sabah her sabah, valla parayla çekilmezsin sen bakma ben bedavaya yapıyorum diye, elim mecbur”&lt;br /&gt;“Yapmazsan yapma, offf yaaaa! Ekmek yandı yine… Nefret ediyorum, nefret ediyorum bu hayattan.”&lt;br /&gt;“Deli mi ne? Şansa bak o kadar millet gezdi dolaştı mağazayı baktı baktı yüzüme almadı, geldik buna çattık. Her sabah aynı terane, gül bir sabah ta gül azıcık sanki benim hatırıma kalkıyor!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Selam”&lt;br /&gt;“…….”&lt;br /&gt;“Ne o konuşmayacak mısın benimle?”&lt;br /&gt;“…….”&lt;br /&gt;“Küs müsün yoksa?”&lt;br /&gt;“Yok canım ne haddimize”&lt;br /&gt;“Amaaaan sen bana bakma canım, bilmez misin ben böyle sabahları biraz asabi oluyorum. Hadi hadi bak saçlarım nasıl oldu? Yukarıdan mı toplayayım yoksa açık mı kalsın?"&lt;br /&gt;“Topla biraz, yüzün gözün açılsın”&lt;br /&gt;“Ay sen ne şirin aynasın, canım benim. Söyle bakalım hadi güzel oldum mu?”&lt;br /&gt;“Eh fena değil işte”&lt;br /&gt;“Hadi ama güzel değil mi yani?”&lt;br /&gt;“Tamam tamam güzel oldun”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok acele çıkmam lazım, baksana akşama aramam gereken bir yer var unuturum şimdi şöyle kenarına küçük bir not iliştirebilir miyim?”&lt;br /&gt;“Olmaz! İzi kalıyor sonra istemem ben!”&lt;br /&gt;“Bak yeni aldım bu kâğıtları, yapışkanı iz bırakmıyor. Özel üretim bunlar camda denedim vallahi iz bırakmıyor. Şu halime bak ya, aynanın kaprislisi de bana düştü yalvartıyor resmen”&lt;br /&gt;“Geçen sefer de öyle demiştin sil sil iki gün çıkaramadı gündelikçi kadının”&lt;br /&gt;“Yahu inan ki denedim iz bırakmıyor hadi ama geç bırakacaksın beni şuracığa iliştireyim yoksa unuturum kesin”&lt;br /&gt;“İyi hadi bırak”&lt;br /&gt;“Akşama görüşürüz”&lt;br /&gt;“Tamam tamam git hadi geç kalacaksın”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Neden gülüyorsun kendine bakıp bakıp deli misin sen?”&lt;br /&gt;“ikimize gülüyorum”&lt;br /&gt;“Niye? Benim gülünecek bir şeyim yok çok şükür sen kendi derdine yan”&lt;br /&gt;“Aynasıyla benim kadar yüz göz olan var mı diye merak ediyorum sadece”&lt;br /&gt;“Seni bilmem ama asıl aynalar içinde benim kadar sabırlısı var mı diye merak etmek lazım.”&lt;br /&gt;“Çok tuhaf bir ikiliyiz biz değil mi?”&lt;br /&gt;“Evet, sen biraz tuhafsın. Ben neyse ki normal bir aynayım”&lt;br /&gt;“Beni, bana bu kadar güzel yansıttığın için sana teşekkür etmek istiyorum”&lt;br /&gt;“O senin güzelliğin” &lt;em&gt;(anladı tabi hatasını telaf etmek istiyor şimdi )&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;“Sağol” &lt;em&gt;(gönlünü almak lazım şimdi bu aynanın sabah sabak kırdık yine kalbini)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;“Bir şey değil”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;"Görüşürüz yarın sabah"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;"Oldu oldu git yat sen şimdi geç oldu"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;em&gt;Eğer dedim bir aynam olsaydı konuşabileceğim muhabbetlerimiz de olsa olsa böyle olurdu... ;-)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-5093959749416233646?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/5093959749416233646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=5093959749416233646&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5093959749416233646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5093959749416233646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/02/kelime-oyunlari-ayna.html' title='KELİME OYUNLARI * ayna *'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-1911297772701826541</id><published>2008-02-13T10:17:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T16:09:13.113-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>KELİME OYUNLARI * ÖZGÜRLÜK *</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Hiç zor olacağını düşünmemiştim bir kelimenin çağrıştırdıklarını satırlara aktarmanın, üstelik kelime oyunlarında yazmayı bu kadar severken. İtiraf ediyorum ki –zaman- kelimesinden sonra beni en fazla düşündüren kelime oldu. Sanki ne yazsam az olacak, yetmeyecek. Hep eksik, hep yarım kalacak. Öylesine geniş bir çerçevede kapsıyor ki özgürlük yaşamı, göğüs kafesinde saklı küçücük bir yürekte başlıyor arayışı, uçsuz bucaksız coğrafyalara yayılıyor. Yazmak mı zor yoksa yazamamak mı çözemedim. Ancak tek bir cümle var şu sıralar aklımdan hiç çıkmayan, bir saatin sessizliği bölen sinir bozucu tik takları gibi kafamın içinde sürekli yankılanan;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Özgürlük, kendi özgürlük alanlarını genişletmek adına başkalarınınkileri daraltan insanların bakışlarındaki, konuşmalarındaki, bencilce duyarsızlığın kulaklarımda çınlayan sesleri olmamalıydı…"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bundan ibaret söyleyeceklerim… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-1911297772701826541?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/1911297772701826541/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=1911297772701826541&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1911297772701826541'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1911297772701826541'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/02/kelime-oyunlari-zgrlk.html' title='KELİME OYUNLARI * ÖZGÜRLÜK *'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-663237046291650616</id><published>2008-02-11T05:36:00.000-08:00</published><updated>2008-02-11T05:59:54.396-08:00</updated><title type='text'>İKİ KERE SOBE !</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sevgili &lt;a href="http://www.pastacipapatyalar.blogspot.com/"&gt;İlkay’cığım&lt;/a&gt; beni günler öncesinden sobelemiş, ama bakıp bakıp bir türlü olaya uyanamayan ben dalgın daha yeni farkına vardım. İlkay’cığım hoşgörüne sığınarak teşekkür ediyorum. Ancak bugün benim şanslı günüm galiba aynı sobe Sevgili &lt;a href="http://fikriminincegulleri.blogspot.com/"&gt;Fikriminincegülünden’den&lt;/a&gt; de gelmiş. Yani ben de şimdi kasıla kasıla iki kere sobelendim diye yazan şanslılardan oldum… ( Bak bu da ayrı bir havalı oluyor :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ikinize de çok teşekkür ediyorum beni aklınızdan geçirdiğiniz için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Nefesimi kesecek anlar....&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;İŞTE BUNLAR, BAKALIM KAÇ TANESİ GERÇEK OLACAK?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bir tiyatro oyunu yazmak ve sahnede oyunum canlandırılırken en ön sırada izlemek, aynı şekilde bir film senaryosu yazabilmek ve sinemada izlemekte buna dâhil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızımla ve eşimle, kimselerin olmadığı bir deniz kıyısında uzun bir tatil yapmak. Gün batımlarında denize karşı resim çizmek, kitap okumak, geceleri yıldızları izlemek, uzun yürüyüşler, sohbetler. Yaşamın tüm angaryalarından, gürültüsünden uzak, sıradan, sakin günler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesinlikle kendime ait bir işim olsun istiyorum artık, her anından zevk alacağım stresine bile bayılacağım bir iş kesin nefesimi keserdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızımla önce çok iyi bir anne-kız sonra çok iyi bir arkadaş olmak, bana ihtiyaç duyduğu her an yanında olup, ellerini tutup “ben buradayım” diyebilmek ve onun “iyi ki varsın” diyeceği anlar. Bir de kızımla Gilmore Girls'deki gibi (izleyenler bilir) sürekli kitaplar hakkında uzun uzun cümleler kurup, hararetle tartıştıktan sonra sonuçta hep aynı fikirde olup konuyu şak diye kapamak, heves işte ne yapayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşimle İspanya’ya gitmek, Barcelona sokaklarında el ele gezmek. Kızımız bizden birkaç adım önde zıp zıp zıplarken ona “şşttt yavaş ol kızım” demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde kendime özel bir oda istiyorum. Yerde kalın tüylü yumuşak bir halı, bir duvarı baştanbaşa saran kitaplarla dolu raflar. Yerlerde renkli minderler, tüy gibi kadife kaplı yastıklar. Ağaçlarla dolu bahçeye bakan, hanımeli kokularının içeriye hücum ettiği açık pencerenin önünde ara sıra oyalanayım diye beni bekleyen şövaleme, olmayan resim yeteneğimle bir şeyler çizip karalamanın vazgeçilmez hafifliğinde kaybolmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;HEMEN YAPABİLECEĞİMİ BİLDİĞİM HALDE NEDEN BEKLEDİĞİMİ BİLMEDİKLERİM;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Elanur’un ısrarla çıkartılmayı bekleyen resimlerini çıkarttırmak.&lt;br /&gt;Mutfak penceresindeki sinirimi bozan perdeyi çıkarıp kendi tasarımım olacak stor tarzı perdeyi asmak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;İki büyük klasör alıp tüm fatura ve benzeri türde kağıtları onlara takarak, lazım olduklarında neredeydi diye strese girmekten kurtulmak. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;BİR DAHA DÜNYAYA GELSEM VE SEÇME ŞANSIM OLSA;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Eğer böyle bir şansım olsaydı seçtiklerimle ne kadar mutlu olurdum bilmiyorum, en ufak bir aksilikte “keşke böyle bir seçim yapmasaydım” diye düşünmekten kendimi alamazdım muhtemelen. Böyle bir ihtimalin varlığı beni hayali de olsa bu seçimleri yapmaktan alıkoyuyor sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden de bu kadar. Bende öncelikle &lt;a href="http://emrenindefteri.blogspot.com/"&gt;Emre&lt;/a&gt; seni sobeliyorum, hadi yaz bir şeyler açıl biraz bak sonra yazarım, vaktim yok, şu, bu kabul etmiyorum hadi başla. Sonra sevgili &lt;a href="http://www.a-s-sez.blogspot.com/"&gt;SS&lt;/a&gt;, sen de biraz hareketlen çok sessizsiniz bu aralar. ( ben sürekli yazıyorum ya size takarım böyle ) ve şayet iştirak ederlerse sevgili &lt;a href="http://yasaminkiyisinda.blogspot.com/"&gt;Yaşamın Kıyısından’ı &lt;/a&gt;da okumak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Not: Yazılarını gece gündüz okuduğum tüm arkadaşlarım bilin ki her sıradan blog yazarı gibi heveslenip yoruma gelip yazıyorum ancak anlayamadığım bir sebepten dolayı gönderememenin sıkıntısı ile hala bir çözüm yolu bulmak için uğraşıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Herkese sevgiler...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-663237046291650616?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/663237046291650616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=663237046291650616&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/663237046291650616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/663237046291650616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/02/iki-kere-sobe.html' title='İKİ KERE SOBE !'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-5057511568095267895</id><published>2008-01-30T03:29:00.000-08:00</published><updated>2008-01-30T03:31:16.598-08:00</updated><title type='text'>"TEŞEKKÜR" Sorunu...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;İnsanlara teşekkür ettiğiniz zaman genelde ne tür karşılıklar alırsınız? &lt;br /&gt;Ya da soruyu şöyle değiştireyim size teşekkür edildiği zaman ne cevap verirsiniz?&lt;br /&gt;En makulü, bilineni, normali, “bir şey değil” ya da “rica ederim” değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinizden “Ne var şimdi bunda?” dediğinizi tahmin edebiliyorum. Ancak son zamanlarda, daha bariz dikkatimi çeken ciddi bir “teşekkür” sorunumuz olduğunu düşünüyorum. Teşekkür etmeyi kesinlikle önemserim, aynı şekilde bana teşekkür edilmesi de önemlidir. Karşımdaki insan her kim olursa olsun karşılığı hak ettiğine inanırım. Böyle bir nezaketi cevapsız bırakmak karşımdaki kişiye yapacağım büyük bir saygısızlıktır kanımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak son zamanlarda bu “kötü” alışkanlığımdan ciddi ciddi vazgeçmeyi düşünmeye başladım. Nedenleri çok elbette, ama en basitinden düşünecek olursak alış veriş yaptığım marketteki kasiyer kızlara teşekkür ettiğim zaman sanki anlamadıkları dilden bir şeyler söylüyormuşum gibi sadece ifadesiz bir yüzle bakıp işlerine devam ediyorlar. Ela’nın ihtiyaçları için gittiğim eczanedeki çalışanların bu kelimenin anlamını bildiğinden bile şüpheliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışma dönemlerimde hiç unutmuyorum iş arkadaşlarımdan biri benim neden bu kadar çok “teşekkür” ettiğimi sormuştu. Her şeyi “rica ederek” istemem ise ayrı bir anlaşılmaz huyumdu. Çok keskin çizgilerle bir genelleme yapmak istemiyorum tabi ki aynı nezaketle karşılık aldığım arkadaşlarım, kasiyerler, tezgâhtarlar da yok değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama neden bu kadar az?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden ben daha az “bir şey değil” cevabı alıyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışma hayatımda pek çok yabancı ile tanışma ve iş vesilesi ile yazışma imkânı buldum. Bunlardan biri olan İskoçyalı bir müşterimiz bizi ziyarete gelmişti, yapılacak iş ile ilgili bir toplantıya katılacak ve aynı gün geri dönecekti. Kendisiyle tanışıp hatır hal sorduktan sonra içecek bir şeyler ikram ettik. Bir ara bana eğilip Türkçe nasıl teşekkür edebileceğini sordu. Bir iki kere tekrarlayıp, öğrendiğine emin olduktan sonra boş bardakları almaya gelen çaycı Zeynep ablaya hafifçe başını öne eğerek çok içten bir şekilde “Teşekkür ederim” dedi. Her halde Zeynep ablayı o anda bundan daha mutlu edecek bir jest olamazdı. Bir ara odadan çıkıp tekrar içeri geldiğimde gittiği her ülkede önce o dilde nasıl teşekkür edileceğini öğrendiğinden bahsediyordu. Hatta Arabistan’da bulunduğu sıralarda sağ elini göğsünün üzerine koyup, hafifçe öne eğilerek “şükran” demeyi bile öğrenmişti. Her ayağa kalkıp kendisine bir dosya uzattığımızda, sorularına verdiğimiz cevaplara, misafirperverliğimize sürekli teşekkür etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatım boyunca yabancıların kıskandığım tek bir şeyi olduğunu fark ediyorum, teşekkürünüze verdikleri, kendi dillerinde dahi olsa içtenliğini, samimiyetini sesinin her tınısında hissettiğiniz o cevapları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamamen deneyimsiz olduğum bir konuda yaptığım yarım yamalak bir iş için beni odasına çağırıp, pek çok yöneticinin yaptığı gibi “Nerede bunun öbür yarısı, biz sizi işe bunun için mi aldık” diye bağırıp çağırmak, ağır eleştirilerle zar zor edinmiş olduğum özgüven duygumu yerle bir ederek sarsmak yerine. “Teşekkür ederim, en azından bir şeyler yapmak için gayret gösteriyorsunuz” diyerek beni yüreklendiren dahası bir işi gerçekten severek yapmanın o eşi dünyada az bulunur tadını bana hissettiren bir yöneticiyle çalışma imkânı bulduğum için kendimi hala çok şanslı hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşekkür etmenin bilinenden çok daha fazla anlamı olduğuna eminim. Kimi zaman takdir edilmenin göstergesi olur ki “gurur” verir, bir minnetin karşılığı olduğunda, yapılanın bir “değeri” olduğunun kabulüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle “teşekkür” etmek üzerine bir kez daha düşünmek lazım değil mi?  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-5057511568095267895?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/5057511568095267895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=5057511568095267895&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5057511568095267895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5057511568095267895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/01/teekkr-sorunu.html' title='&quot;TEŞEKKÜR&quot; Sorunu...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-5361706304835279258</id><published>2008-01-30T02:19:00.000-08:00</published><updated>2008-01-30T02:23:41.464-08:00</updated><title type='text'>İlkay'dan Evlilik Üzerine...</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sevgili İlkay evlilik konusu ile ilgili yazısını göndermiş bana, bende sizinle paylaşmak istedim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Teşekkürler İlkay'cım.. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Ben epeydir Kelime oyunlarına (&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a href="http://www.kelimeoyununakatilanlar.blogspot.com/"&gt;http://www.kelimeoyununakatilanlar.blogspot.com&lt;/a&gt; )&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; katılamıyorum. Oysa bu oyun için yazacak çok şeyim var ama ben de yazacak hava yok maalesef. Kendimi iyi hissetmiyorum. Sebebini de bilmiyorum. Şimdi bir deneme yapayım dedim. Herkesin evliliğe dair söyleyecek pek çok cümlesi vardır. Benimkiler aşağıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliliğe hemen hemen küçük yaşlarda beynimizde oluşan bir önyargıyla başlanıyor.&lt;br /&gt;Hani bir çok masallar dinledik küçükken Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Uyuyan Güzel vbg. (bir kötü biten masal Kibritçi Kız vardı hatırladığım şu an)Gibi ve bu masalların hepsindeki son aynıdır .Evlenilir ve bir ömür boyu mutlu yaşanır.&lt;br /&gt;Oysa öyle midir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Asıl pandomim evlendikten sonra başlar. Keşke Pamuk Prenses'in evlilik sonrası kilolu halini görebilseydik:J)) Ya da beyaz atlı prensin yaşlanıp, göbeklendiğini görebilseydik, Prenses'ine lütfen idareli olalım harcamalara dikkat edelim dediğini duyabilseydik….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani beyaz elbiseyi giymekle , imzayı atmakla bitmiyor tam tersi her şey yeni başlıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu arada evlilikleri ayakta tutan, insanları birbirine bağlayan etrafta gördüğüm birkaç şey var…Onlar da aşağıda…Bunların biri ya da bir kaçı bir arada da olabiliyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Gerçek sevgi&lt;br /&gt;-Aşk&lt;br /&gt;-Tutku&lt;br /&gt;-Para&lt;br /&gt;-Kariyer&lt;br /&gt;-Mecburiyet&lt;br /&gt;-Güzellik&lt;br /&gt;-Etraf ne der korkusu&lt;br /&gt;-Çocuk-(lar)&lt;br /&gt;-Aile bağları&lt;br /&gt;-Hastalık&lt;br /&gt;-Fedakarlık&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Vs.vs.vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar yok olunca, temel olan sevgi yoksa ve/veya boyut değiştirdiyse evlilikler de bitebiliyor. Aslında aynı evde yaşamak bile sorun olabiliyor.Normal çok iyi anlaştığınızı sandığınız bir arkadaşınızla aynı eve geçtiğinizde arkadaşlığınız bile bitebilir. Aynı çatı altında olmak başka bir şey bana göre.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İşte benden EVLİLİK yazısı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İlkay Ülbeği&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-5361706304835279258?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/5361706304835279258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=5361706304835279258&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5361706304835279258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5361706304835279258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/01/ilkaydan-evlilik-zerine.html' title='İlkay&apos;dan Evlilik Üzerine...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-9082726787947155108</id><published>2008-01-24T06:42:00.000-08:00</published><updated>2008-01-24T07:29:14.206-08:00</updated><title type='text'>KELİME OYUNLARI - Çocuk / Çocukluk</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Sanırım yaşlandığımda –eğer o günleri görecek kadar yaşarsam tabi- sıkıcı biri olacağımı tahmin ediyorum. Çünkü lafa sürekli “&lt;em&gt;biz küçükken…”&lt;/em&gt; diye başlayacağım kesin. Etrafımdaki zamane gençlerin &lt;em&gt;“yeter artık ninoşşş,, yine mi sen küçükken…”&lt;/em&gt; diye hayıflanarak yanımdan uzaklaşmaları da muhtemel. Ancak gerçek olan şu ki, ben çocukluk günlerimi anmaktan ya da anlatmaktan hiç bıkmayacağım. Kendimi şimdiden &lt;em&gt;“Sizi küçük veletler kaçmayın, dinleyeceksiniz beni!”&lt;/em&gt; diye haykırırken duyar gibiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetmişlerin sonuna doğru dünyaya gelmiş biri olarak, ne mutlu ki ucundan kıyısından yakaladığım seksenlerin çocuğuyum ben, yaşarken bu kadar özleyeceğimi hiç tahmin etmediğim o yıllar, şimdi gözüme Adile Naşit-Münir Özkul filmleri tadında görünüyor. Basit şeylerin büyük mutluluklar verdiği, başta değerlerimiz olmak üzere sahip olduklarımızı kolay kolay tüketmediğimiz &lt;a href="http://www.sepya.net/"&gt;sepya&lt;/a&gt; renginde yıllardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yıllarda çocuk olmanın ne demek olduğunu, yaşamayanlar hiçbir zaman anlamayacaklar ne yazık ki. Gelecekteki olması muhtemel torunlarım, uçan arabalarına atlayıp &lt;em&gt;“akşama görüşürüz hadi bye ninoş”&lt;/em&gt; diye okullarına giderken, ben büyük ihtimal, teleskopik özellikli penceremden Orion, yani Avcı Takımyıldızını izliyor ve derin derin iç geçiriyor olacağım “Ahh ahhh, biz çocukken böylemiydi. Annem beyaz mendilimi, önlüğümün ön cebine itinayla yerleştirir, kafamın tamamını kaplayan beyaz kurdelemi düzeltir, elime on lira harçlığımı tutuşturur, okul çantamı sırtıma asar, beslenme çantamı tekrar kontrol eder, suluğumu da boynumdan geçirir okula salardı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bu sırada Elanur, elinde iki küçük kapsülle omzuma vurup &lt;em&gt;“anne öğle yemeğin”&lt;/em&gt; diye beni uyarıyor olabilir. Oysaki biz küçükken, öğle yemeklerimizi eğer yaz mevsimindeyse ya bahçede ya da sonradan taşındığımız apartmandaki balkonumuzda yerdik. Hem de dalından yeni koparılmışçasına taze kokardı domatesler, kızarmış yeşil biberlerin yan yana dizildiği naylon kayık tabak bile o kapsüllerden daha yenilmeye değer görünürdü. Benim en büyük tutkum diş macunu tüpü gibi tüplerin içinde olan çokokremlerdi ki aklımı başımdan alırdı o bir sıkışta kıvrıla büküle ekmeğin üzerine dökülen tadı. Hele elimize üç beş kuruş geçmişse doğru bakkala koşardık, tabi o zamanlar bakkalların devriydi ( benim torunlar hemen ellerindeki dijital alete bakıp, bakkal kelimesinin ne anlama geldiğini araştırıyor olacaklar bu sırada. Elanur biraz daha şanslı çünkü onun doğduğu şu yıllarda hala evimizin karşısında bakkal-market karışımı bir şeyler var en azından çağrışım yapabilir kafasında ) alternatiflerimiz sınırlıydı, ama bakkal amcanın küçük bir çay bardağıyla gazeteden yapma külaha doldurduğu çekirdek çok tatlı gelirdi bana. Bir tane kardeşime bir tane de kendime aldığım çokomelleri akşama saklar, eve giden yol boyunca sıralı ağaçların dallarından sarkan erik, kiraz, incir, şeftali ve daha birçok meyvelerden atıştır atıştıra eve giderdim. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/08/anlar-ve-yaananlar-zerine-1.html"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;( konuyla ilgili bir anı burada da var )&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt; Bir de delicesine bir cesaretle, ağzımız burnumuz tıkana tıkana yemeye çalıştığımız “leblebi tozu” vardı ki akıllara zarar bir heyecan demekti. ( Elanur şaşkın, torunlarım dijital göstergeleri dumura uğrayan aletlerini tamire uğraşıyorlar şu dakikalarda ha ha haa… Siz ne anlarsınız, uzay yolu bebeleri )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumuzla ilgili en büyük şahitlerimiz de kardeşlerimizdir şüphesiz. Mesela kardeşim beni sürekli çizgi film izlerken hatırladığını söyler ( bu benim hassas konumdur, uzundur en iyisi hiç bulaşmamak ) ben de onu sürekli yeni bir oyuncak araba, atari veya benzeri türde bir şeyleri aldırmak için planlar yaparken hatırlarım. İkimizin de dünya kadar arkadaşlarımız olduğundan, o yıllarda evlere hapis çocuklar olmadığımızdan, birbirimize pek muhtaç değildik. O erkek çocuklarla, bende kendi kız arkadaşlarımla takılırdım. Bizim yaşadığımız şehirde çocuk parkları vardı, ancak tek tüktü ve babam her istediğimizde götüremezdi ancak eksikliğini de pek hissettiğimiz söylenemezdi ne de olsa bütün sokaklar bizimdi ve biz her yerde oynayabilirdik. Seksek oynamayı severdim uğurlu taşlarım bile vardı, ip atlamaktan sallama zorunluluğu da olduğu için pek hoşlanmasam da, yakantop, istop, ortada kuyu var tarzı toplu oyunları kaçırmazdım. ( evet evet bakmayın yüzüme öyle sizi küçük androidimsi bebeler, biz sokaklarda sizin ödünüzün patladığı organizmaları yalayarak oynardık, güneşin zararlı etkilerinden kaçmak yerine tenimiz pul pul olana kadar yanardık. Ay bu torunlar beni şimdiden gerdi, çokbilmişler ne olacak! )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yıllara dair unutamadığım şeylerde biri de kokulardır. Okula ilk başladığım gün sınıftaki sürekli uçları açılan kalemlerin kokusu sinmiş sanki hafızama. Sayfaları ilk açılan, kitapların kağıt kokusu. İkinci, yani uzun tenefüsteki beslenme saatine yayılan peynir, yumurta kokusu, defterime ilk alıştırma harflerini mavi dolma kalemi ile yazmak için eğilen öğretmenimin yumuşak parfüm kokusu. Bahar aylarında içime çekmeye doyamadığım çiçek kokuları, yağmur sonrası içimi dolduran toprak kokusu. Dolabı açar açmaz adeta burnuma hücum eden taze çilek kokusu ve daha nice hatıraları canlandıran unutulmaz kokular var hafızamda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, zaman sanki ihanet ediyor. Artık kokular hiç bir anlam katmıyor yaşananlara sadece ve sadece bebeğimin “bebek kokusu” kalmış son yıllara dair aklımda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, kesinlikle unutulmaz, sayfalara sığdırılamaz güzellikte bir çocukluk yaşadım. Minik kızıma o günlerin tadını ucundan kıyısından yaşatmak için elimden geleni her şeyi de yapacağım. Dilerim ki kızım ve bu günün bütün çocukları da gelecekte birer yetişkin olduklarında dudaklarında birer gülümseme ile hatırlasınlar çocukluklarını. Evlere hapsedilmiş, paylaşım duygusundan mahrum, sevgiye hasret çocukların yetişkin hallerini düşünmek bile istemiyorum, böyle bir zamanda çocuk olmadığım için kendimi şanslı hissetmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı bu kadarla bitirmeyeceğim, devamı gelecek. Çocukluğum 1- Çocukluğum 2 diye seri bile olabilir… Kim bilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dip not :&lt;br /&gt;Hayali torunlar: Eyvah! Ninoş seriye takmaktan bahsediyor, ışınlanma hala icat edilmedi mi? Acil bir kaçış planı lazım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Yaşlı ben : Sizi hain torunlar! Biz küçükken sizin gibimiydik. Büyüklere saygı diye bir şey vardı, yazık yazık...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-9082726787947155108?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/9082726787947155108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=9082726787947155108&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/9082726787947155108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/9082726787947155108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/01/kelime-oyunlari-ocuk-ocukluk.html' title='KELİME OYUNLARI - Çocuk / Çocukluk'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6772954202817957360</id><published>2008-01-22T06:45:00.000-08:00</published><updated>2008-01-22T08:33:21.441-08:00</updated><title type='text'>Rasgele...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Sürekli güncellenen blogları okumaktan zevk alıyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Ancak istememe rağmen blogumu sürekli güncelleyemiyorum :(&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Bu nedenle sayfamı ziyaret edenler için &lt;span style="color:#990000;"&gt;RASGELE&lt;/span&gt; seçtiğim bazı &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;yazılarımın linklerini koyuyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663333;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;"Hımm... yine aynı, yeni bir şey yok diyenler"&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;için.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Eğer okumadıysanız bunlara bir göz atın isteseniz...;)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/07/fisiltilar.html"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Fısıltılar &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/10/kelime-oyunlar-kaybetmek-heyecanm.html"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#993300;"&gt;Heyecanımı Kaybettim...&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#330000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/11/kelime-oyunlari-hayal.html"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Hayal Odası&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#990000;"&gt;UNUTMADAN...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelime Oyunları ile ilgili her şey için buluşma noktamız;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kelimeoyununakatilanlar.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#990000;"&gt;http://www.kelimeoyununakatilanlar.blogspot.com/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#990000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6772954202817957360?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6772954202817957360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6772954202817957360&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6772954202817957360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6772954202817957360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/01/srekli-gncellenen-bloglar-okumaktan.html' title='Rasgele...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-7049781580113390632</id><published>2008-01-18T17:01:00.000-08:00</published><updated>2008-01-18T17:15:14.754-08:00</updated><title type='text'>KELİME OYUNLARI - EVLİLİK</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;En basit haliyle evlilik nedir? dedim kendi kendime “Artık tek başına plan yapmamak” diye fısıldadı içimdeki ses. Mesela, “acaba bu akşam ne yapsam” cümlesinin değişime uğramış haliyle “acaba bu akşam ne yapsak”a dönüşmesi gibi. Ama ben en çok “biz” olmayı seviyorum. “Biz” diye başlayan cümlelerle mutlu olduğumu hissediyorum. “Biz” demek ikimiz demek oluyor, ailemiz demek oluyor. Bizi, biz yapan &lt;span style="color:#660000;"&gt;“bağımız”&lt;/span&gt; demek oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürümeyi severim mesela, akşamları özellikle de. Arabaların fazla geçmediği, kızıl sokak lambalarının aydınlattığı taş sokaklarda, işte o anlarda elimi tutan elini severim. Dünya üzerinde hiç kimsenin veremediği bir güvenle tutar ellerimi, sımsıkı. Bizi birbirimize &lt;span style="color:#660000;"&gt;bağlayan &lt;/span&gt;görünmez iplerle sarılmış gibi sadece “o ve ben” olmanın vazgeçilmez bütünlüğünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O sevmediği için maydanoz yememek” diye araya girdi içimdeki ses bu sefer hınzırca. “Fedakarlık” değil elbet gönüllü bir “feragat” olsa olsa. Aynı tabaktan yemenin tadını bölmemek için ikiye, vazgeçebilmek bir &lt;span style="color:#660000;"&gt;bağ&lt;/span&gt; yeşil tattan en fazla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra “onun için” yapmayı sevdiğim şeyler geliyor aklıma. Mesela onun en sevdiği tatlıyı yapmak, akşam yemeğinden sonra bir dilim “gülümseyiş” tadında. Ya da merak ettiği filmi almış, hazırlamış olmak hiç beklemediği bir anda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paylaşmakla büyüyen umutlarımız, azalan tasalarımız bizi “aile” yapan&lt;span style="color:#660000;"&gt; bağlarımızın&lt;/span&gt; ince uçları olmuş bitiştiği yerde çözülmeden düğümlenen. Adına “evlilik” denen en güçlü “&lt;span style="color:#660000;"&gt;bağ&lt;/span&gt;”ın yürekleri birleştirdiği yerde, tek olmanın anlamını tamamen yitirdiğini hatırlatıyor içimdeki ses usulca ve “iyi ki o var” diyorum ben de “evlilik” onunla başlayan yeni hayatın en “güzel” anlamı bundan sonra. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-7049781580113390632?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/7049781580113390632/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=7049781580113390632&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7049781580113390632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7049781580113390632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/01/kelime-oyunlari-evlilik.html' title='KELİME OYUNLARI - EVLİLİK'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-7584614676994060035</id><published>2008-01-15T08:32:00.000-08:00</published><updated>2008-01-15T08:42:41.390-08:00</updated><title type='text'>SIRADAN</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;“Sıradan bir gün” anlamını ne kadar değiştirdiğini düşünüyorum yıllar içinde. Mesela birkaç yıl önce sıradan diye tanımlayacağım bir günüm geliyor gözlerimin önüne. İş yerindeyim, elimde koca bir kupa ilk birkaç yudumundan sonrasını büyük ihtimalle içmeyeceğim bir çayın sıcaklığını avuçlarımda hissediyorum. Bana huzur veren nadir yerlerden biri olan masamdayım, eğer acil bir işim yoksa dosyalarımı düzenliyorum. Böyle bir günde kesin fonda Şükriye Tutkun “Gücüm Yetene Kadar”ı söylüyor. Müziğin ağır ritmine kaptırmışım kendimi, hatta sessizce mırıldanıyor da olabilirim. Masam, odanın batıya açılan penceresinin önünde, eğer bir akşam vaktiyse gün batımının pencereden içeriye giren ışıkları odayı loş bir kızıla boyamış. Eğer baharsa, kesin küçük bir bardağa doldurduğum papatyalarım duruyor bir köşede. Bilgisayarımın hemen yanı başındaki masa takvimime iliştirdiğim Mehmet Emin Arı’nın,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;içinden upuzun bir nehir akardı, &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;çincede telaffuzu mümkün olmayan,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;bir akşamüstü bakışın var ya,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;çocukluktan kalma &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;saat beş misali, sanki çay saati,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;bardağa daldırıp bisküvini yediğin zamanlar,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;bakmaya doyamadığım yüzünün haritası,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;hep bir hazineyi imler,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;dümdüz ilerle saçlarının perçeminden&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;düşünceye kadar gözlerinin içine...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;tarifsiz sevinçler diyarı gülüşünün kıvrımı,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;bir şey var bakışında tanrıya ait&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;çincede pirinç kadar kutsal...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;dizelerini okuyorum. Tam o sırada kapıda Gülşah’ım beliriyor o incecik sesiyle “Dilek’im ne yapıyorsun?” diyor. Birkaç kaçamak dakika anlatıyor o an aklında ne varsa ve büyük ihtimal yine gülümsetiyor beni taklitleriyle. Akşam güneşi gözlerinde ışıl ışıl yanarken “Ben gideyim artık Dilek’im” diyor. Kolunun altında daima sıkı sıkı tuttuğu imza defteriyle kayboluyor gözden. Sıradan bir günse eğer, zaman hiç geçmesini istemediğim huzur ikliminde, bitmesini hiç istemediğim ebruli saatler. Pencereden dışarıyı izlerken, dört mevsimi bana hissettiren ağaçların gölgeleri düşüyor üzerime, odamın önünden geçen birinin selam veren sesiyle irkiliyorum, sonra bir kaç kelam, sohbet. İhtimal ki işten kaytarmanın o birkaç dakikalık suç ortaklığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimdeki, sıcaklığını çoktan kaybetmiş çayımı bırakıyorum masama. Sıradan bir günün tüm tasalardan uzak hatıraları dağılıyor öteye beriye hiç dokunmuyorum, sadece bir anlık gözlerimi yumuyorum “belki diyorum bir gün gelecek hatırlamak gerekecek bu anları, bir yaraya merhem, bir yalnızlığa yaren olacaklar”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şükriye Tutkun, sanki bu günlere dair bir atıfta bulunur gibi “Bilsen şimdi nerdeyim, uzun bir seferdeyim, gücüm yetene kadar” diyor. Sıradan bir başka günün, sıradan bir akşamında elimde yine sonuna kadar içemediğim bir fincan çay ve “sıradan” anlamını o kadar yitirdi ki o anlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-7584614676994060035?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/7584614676994060035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=7584614676994060035&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7584614676994060035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/7584614676994060035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/01/siradan.html' title='SIRADAN'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-3558207871111999965</id><published>2008-01-13T16:12:00.000-08:00</published><updated>2008-01-13T16:22:13.969-08:00</updated><title type='text'>GÖZÜME ÇARPTI</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;FOTOĞRAF&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Durakta üç kisi &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Adam, kadin ve çocuk. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Adamin elleri ceplerinde. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Kadin çocugun elini tutmus&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Adam hüzünlü. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Hüzünlü sarkilar gibi hüzünlü. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Kadin güzel &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Güzel anilar gibi güzel. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Çocuk,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Güzel anilar gibi hüzünlü &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Hüzünlü sarkilar gibi güzel.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Cemal Süreya &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-3558207871111999965?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/3558207871111999965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=3558207871111999965&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3558207871111999965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3558207871111999965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/01/gozume-carpti.html' title='GÖZÜME ÇARPTI'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6140153616230587033</id><published>2008-01-10T14:05:00.000-08:00</published><updated>2009-07-20T02:08:44.714-07:00</updated><title type='text'>İKİ KONU</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#330000;"&gt;Yeni konumuz belli oldu, &lt;/span&gt;&lt;a href="http://oykucu.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#330000;"&gt;Öykücü'&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#330000;"&gt;nün önerisiyle &lt;span style="color:#990000;"&gt;"EVLİLİK"&lt;/span&gt; üzerine yazalım dedik. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Bu konuda herkesin düşüncelerini, fikirlerini, deneyimlerini, önerilerini bizimle paylaşmasını umuyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;color:#330000;"&gt;&lt;br /&gt;Ben, biraz fikir vermesi açısından aşağıda Öykücü'nün konu ile ilgili önerilerini de aynen ekliyorum. Bunlardan birini yada hepsini baz alabileceğiniz gibi tamamen kendi kişisel düşünceniz üzerine yazılmış bir yazı da olabilir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;color:#330000;"&gt;&lt;br /&gt;Aşk evliliği mi mantık evliliği mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;color:#330000;"&gt;Görücü usulü mü anlaşarak evlenmek mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;color:#330000;"&gt;Evliliğin iyi gitmesi için yapılan fedakarlıklar nelerdir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;color:#330000;"&gt;Eşler arasında uyum nasıl sağlanır?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;color:#330000;"&gt;Kayınvalidelerler iyi anlaşma yöntemleri nelerdir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt;Yeni evlenenlere öneriler.Eşler arasında ev işi paylaşımı nasıl olmalı? &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt;Olmalı mı? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;color:#330000;"&gt;Evlilikte yapılan hatalar.Keşke yapmasaydım denenler,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;color:#330000;"&gt;Yeni bir şansınız olsa farklı yapacağınız şeyler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Mutlu evliliğin sizce sırları.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;br /&gt;Hadi başlayalım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu bir sobe değildir :)) o yüzden umarım sıradan soruları cevaplamaya geçmez kimse.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:130%;color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:130%;color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:130%;color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:130%;color:#990000;"&gt;&lt;br /&gt;KELİME OYUNLARI - YENİ KONU&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Kar üzerine yazmayan kaldı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım herkes yazdı, peki yeni konuda farklı bir şey yapalım mı?&lt;br /&gt;Yeni kelimemiz öyle bir kelime olsun ki üzerinde uzun uzun düşünelim, tartışalım, beyin fırtınası yapalım. Deneyimlerimizi, önerilerimizi paylaşalım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dersiniz? Kimin aklında böyle bir kelime var?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;POLLYANNA’YA NE OLDU? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153973906972738770" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 73px; CURSOR: hand; HEIGHT: 105px" height="100" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R4aX9iK-BNI/AAAAAAAAALE/6pTabWEacfI/s200/DSCN4635.JPG" width="104" border="0" /&gt;Altta Heidi derken aklıma geldi, eğer bunu da yazmazsam içimde kalacak. Polyanna’nın hikayesini bilmeyeniniz yoktur sanırım. Pek çoğunuz “mutluluk oyununu” da biliyorsunuz. Hatta bizim küçüklüğümüzde çizgi filmi de vardı. Sürekli mutluluk oyunu oynayarak iyimserlik dağıtan Pollyanna’ yı, yani onun küçüklüğünü anlatan o ilk serilerini o kadar değil ama “Pollyanna’nın Genç Kızlığı” ve “Pollyanna Evleniyor” adındaki iki kitabımı başucumdan ayırmazdım. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Genç kızlığının hikâyesi eniştesi öldükten sonra tekrar eski kasabalarına dönmeleriyle başlıyor. Teyze yine eskisi gibi aksi bir kadın oluyor, üstelik hiç paraları da yok. Polly teyze istemese de malikânesini satmayı düşünürken, Pollyanna evi yaz döneminde pansiyon haline getirerek durumlarını kurtarmayı başarıyor. Pansiyonerler ise yine tanıdık kişiler Mrs. Carew, yeğeni Jaime ve Sadie Dean var. Bu arada Jimmy’de bir mühendis adayı ve Pollyanna’yı herkesten kıskanıyor. İşin tuhaf yanı, o yaz süresince işler inanılmaz karışıyor. Jimmy Pollyanna’ ya seviyor ama onun Jamie’ yi sevdiğini sanıyor. Pollyanna’ da Jimmy’ âşık ama onu Mrs. Carew’ âşık sanıyor. Mr. Pendleton (Jimmy’ evlat edinen huysuz ihtiyar ) aslında Mrs. Carew’dan hoşlanıyor ama Pollyanna onun kendisine âşık olduğuna inanıyor. Saddie Jamie’ye vurgun ama onun Pollyanna’ya hasta olduğuna emin. Sonunda her şey açığa çıkıyor. Jimmy Pollyanna’ya evlenme teklif ediyor ve gerçekte Mrs. Carew’in kayıp yiğeni Jamie olduğu anlaşıldığı için asil bir aileden geldiği ortaya çıkınca Polly teyze evliliğe izin veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar bir sorun yok. Türkçe’ye “Pollyanna’nın Genç Kızlığı” olarak çevrilen kitabın orijinali “Pollyanna Grows Up” adı ile gerçekten de var. Ancak bende bulunan serinin ondan sonraki “Pollyanna Evleniyor” ise yazarı Eleanor H. Porter’e dair yaptığım hiçbir aramada yok. Ben Pollyanna Evleniyor’u alırken (sanırım ilkokul beşinci sınıftaydım yada orta bir ) hemen yanı başında duran “Pollyanna Örnek Eş” isimli kitabı niye almadığımı hala anlayamıyorum. Onun yerine okurken içime rehavetler bastıran “Alice Aynalar Diyarında”yı aldığım için bin kere pişmanım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pollyanna Evleniyor” kitabı Pollyanna ile Jimmy’ nin nikâh davetiyelerini yazmalarıyla başlıyor. Sonra nikâh törenleri, balayıları ve Newyork’taki evlerine taşınmalarıyla devam ediyor. İnanılmaz sıcak bir hikâye. Jimmy başarılı bir mühendis Pollyanna ise çok hamarat bir ev kadını. Pollyanna artık bir yetişkin olduğu için mutluluk oyunundan kimselere bahsetmiyor ama hala pozitif bir insan. Büyük şehre alışmaya çalışırken yaşadıkları, komşusu Caroline ile ilişkileri hele Jimmy ile uyumlu evliliklerinin anlatımı bana çok hoş geliyor. Evet, ben otuz yaşındayım ve Pollyanna’nın evliliğini konu alan bu kitabı okumaktan hala çok zevk alıyorum. Kitap Pollyanna’nın anne olacağına dair sinyaller verirken son buluyor. Hala serinin son kitabı “Pollyanna Örnek Eş” kitabının kapağındaki kucağında bebeğiyle oturan Pollyanna resmi gözümün önünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim asıl konuya;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;1. Eleanor H. Porter eğer Pollyanna ile Jimmy’nin evlilik hikâyesini yazdı ise neden ben hiçbir yerde buna dair bir bilgi bulamıyorum?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;2. Eğer o yazmadı ise bunu kim yazdı? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;3. Çeviren nerden buldu çevirdi? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;4. Yoksa o mu uydurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben o kitabı okumadan gidersem gözüm açık gideceğim.&lt;br /&gt;Kadıköy ve Beyazıt’taki sahafları, dükkân sahiplerinin tuhaf bakışları altında ve “evet kendim için arıyorum” cevabını vermekten çekinmeyerek tek tek dolaştım bir tanesinde bile yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi buradan soruyorum bu kitabı “Pollyanna Örnek Eş” duyan bilen var mı? Varsa lütfen benimle irtibat kursun, Pollyanna’nın kızımı oldu yoksa oğlu mu? Adını ne koydu onu öğreneyim bari. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;NOT : BU YAZIYI YAZDIKTAN BİR SÜRE SONRA SERİNİN SON KİTABI OLAN "POLLYANNA ÖRNEK EŞ" İ BULDUM VE OKUDUM. AÇIKÇASI BENİM İÇİN BİR HAYAL KIRIKLIĞI OLDU, HER ŞEYDEN ÖNCE KARAMSAR, VE SAVAŞI DESTEKLEYEN BİR YAPIYA SAHİP OLDUĞU İÇİN BİR ÇOCUK KİTABI OLMAKTAN VE POLLYANNA'NIN BAŞLI BAŞINA EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ OLAN İYİMSERLİK TEMASINA ÇOK UZAK BULDUM. KEŞKE HİÇ OKUMASAYDIM BİLE DEDİM. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;BUNLARI YAZMA SEBEBİME GELİNCE, GOOGLE'DA POLLYANNA YAZAN HEMEN HER KES MUTLAKA BU SAYFAYA DA BİR ZİYARETTE BULUNUYOR KONU BURADA BİRAZ YARIM KALMIŞ GİBİ GÖRÜNÜYOR , BU NEDENLE BU KÜÇÜK AÇIKLAMAYI DA EKLİYORUM... &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;BU GÜNE KADAR MAİL VE YORUMLARIYLA BANA BİLGİ VEREN TÜM DOSTLARIMA İLGİNİZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;SEVGİLER.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6140153616230587033?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6140153616230587033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6140153616230587033&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6140153616230587033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6140153616230587033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/01/iki-konu.html' title='İKİ KONU'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R4aX9iK-BNI/AAAAAAAAALE/6pTabWEacfI/s72-c/DSCN4635.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-1232664069366092990</id><published>2008-01-09T12:15:00.000-08:00</published><updated>2008-01-09T12:21:47.306-08:00</updated><title type='text'>KELİME OYUNLARI - KAR -</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R4Ur9yK-BMI/AAAAAAAAAK8/KTX6W7S0Aug/s1600-h/DSCN4618.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153573689035195586" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 121px; CURSOR: hand; HEIGHT: 106px" height="128" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R4Ur9yK-BMI/AAAAAAAAAK8/KTX6W7S0Aug/s200/DSCN4618.JPG" width="152" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kar dedim kendi kendime, bekledim. Bakalım neler gelecek kalemimin ucuna, neleri hatırlatacak bana. Sürekli çocukluğuma götürdü beni hafızam. Sanki en son ben çocukken kar yağmış, yıllardır hiç görmemişim gibi, uzaklara bakar gibi, yarı silik hatıralar geliyor gözlerimin önüne. Bölük pörçük anılar, kartopu oynayan ben, kardan adam yapan ben, pencereden yağan karı izleyen ben ama hepsinin ortak yanı beyaz ve sevinç.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Son yıllardaki iki santimlik kar anılarımı ise hafızamdan tamamen silmek istiyorum. Sürekli ayağı kayıp düşme tehlikesi geçiren ben, iki kere düşüp kafasını kırmadığına hala şükreden ben. Hepsinin ortak yanı utançtan yerin dibine geçen sakar ben.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Aslında herkes karla ilgili o kadar güzel şeyler yazdı ki, ben resmen sona kalan dona kalır misali yazacak bir şey bulamıyorum.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; Aslında sussam daha iyi olacak ama kar ve beyaz o kadar güzel iki kelime ki atlamış olmak hiç içime sinmeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu “kar” temalı düşünme günlerimde sürekli gözümün önüne ilkokula giderken babamın almış olduğu “Heidi Dağlarda” isimli hikâye kitabımdaki bu resim geldi. Hala her satırını hatırlayabildiğime inanamadım, artık ne kadar okumuşsam. Heidi benim küçüklüğümdeki favori kahramanlarımdan biridir ve bana sürekli karlı dağları, kızakla kaymayı hatırlatır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663333;"&gt;Not: Son zamanlarda ciddi anlamda yorum yazma sorunu yaşıyorum. Pek çok blogda “yorumunuzu yayımlayın” butonu çıkmıyor, hatta buna kendi blogumda dahil. Bir çözüm yolu bilen var mı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-1232664069366092990?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/1232664069366092990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=1232664069366092990&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1232664069366092990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1232664069366092990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/01/kelime-oyunlari-kar.html' title='KELİME OYUNLARI - KAR -'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R4Ur9yK-BMI/AAAAAAAAAK8/KTX6W7S0Aug/s72-c/DSCN4618.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-3826245784259088603</id><published>2008-01-05T16:51:00.000-08:00</published><updated>2008-01-05T17:05:09.693-08:00</updated><title type='text'>İSİMSİZ BİR ÖYKÜ....</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;2008 yılının 4 Ocak gününde, uzun bir zamandan sonra ilk karlı İstanbul sabahına gözlerini açan Esen, gökyüzünden dökülen minik kar kristallerini yüzünde tatlı bir gülümsemeyle seyretti. Sonra doğruca mutfağa geçip kahvaltıyı hazırladı önce eşini, sonra çocuklarını tek tek öperek uyandırdı. Minikler de en az babaları kadar nazlıydılar o sabah, ama kar yağdığını duyar duymaz pencereye koşarken tüm uykuları kaçmıştı. Kahvaltıda küçükler sütlerini, büyükler çaylarını içerken biraz kardan, biraz okuldan biraz da işlerden söz edildi. İki miniğin, büyük bir ihtimalle akşamı bulmayacak kar yağışından ümitlenip kardan adam yapma hayalleri dinlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esen, eşinin kravatını özenle düzelttikten sonra onu işe, minikleri Can ve Ece’yi de okullarına yolcu etti. Kahvaltı masasını toplayıp, bulaşıklarını yıkadıktan sonra eve de çeki düzen verip alışverişe çıktı. Bu gün özel bir gündü, akşama güzel bir yemek yapacak, günler öncesinden aldığı hediyesini kocasına verecekti. Bu gün onların “sevgililer günüydü” evet evet doğru okudunuz onların kendilerine özel sevgililer günüydü. Esen ve kocası sevgililer günü olarak bilinen 14 Şubat’ın yerine evlenme kararı verdikleri – onlara göre hayatlarının miladı – olan 4 Ocak tarihini kendilerinin özel sevgililer günü olarak kabul etmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esen, günün bütün yorgunluğuna değen alışveriş paketlerini mutfak masasına bıraktığında saat tam üç buçuktu. Akşam yemeği için eşinin çok sevdiği yemeklere ek olarak minikleri de mutlu edecek bir pasta ve yanına kurabiyeler vardı. Tüm hazırlıklarını tamamladığında kızarmak üzere fırına sürdüğü soslu tavuk ve demlenmek üzere kenara bıraktığı içli pilav nerdeyse hazırdı. Bir gün önceden hazırladığı çikolatalı pasta dolapta bekliyordu. Geriye sadece salata kalıyordu. Sevgili kocasını böyle bir günde harika bir masa ile karşılamanın yanı sıra onun en sevdiği lezzetlerle şımartmayı da istiyordu. Bu akşama özel olmak üzere üç farklı salata yapacaktı. Birincisi eşinin favorisi közlenmiş patlıcan salatası, ikincisi ikisinin de ortak zevkleri zeytinli pirinç salatası ve son olarak çocukların bayıla bayıla yediği ton balıklı mısırlı salata. Tatlı miniklerinin salatayı gördükleri zaman sevinçle el çırpmaları gözünün önüne geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salata malzemelerini tek tek yıkayıp, doğradıktan ve özenle tabaklara yerleştirdikten sonra tezgâhın üzerindeki son hallerine gururla baktı. Her şey mükemmel görünüyordu. Biricik kocası közlenmiş patlıcan salatasını çok beğenecekti buna emindi. Esen, market poşetlerinin içinden yeni aldığı kaliteli, sızma zeytinyağı şişesini çıkardı, her zaman hayran kalırdı şık görünümüne, közlenmiş patlıcan salatasının lezzetini tamamlayacak olan zeytinyağından birkaç damla dökmek üzere kapağını açtı ve işte ne olduysa o anda oldu. Şişenin içinden çıkan bir cin, adına uygun cin gibi bakışlarla Esen’i bir süre süzdü ve onun şaşkın bakışlarına aldırmadan direk sorusuna geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet, sizi dinliyorum hayatınızda memnun olmadığınız, değişmesini istediğiniz bir şey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir şaka olmalı diye düşündü Esen ilk anda. Yada halüsinasyon görüyordu ama kim zeytinyağı şişesinden çıkan bir cini görürdü ki halüsinasyonlarında. Ya da hala yatağında uyuyordu, bu bir rüyaydı ve o karlı bir İstanbul sabahına uyanmamıştı henüz. Tüm bu düşünceler ardı ardına aklından geçit yaparken, tam karşısında, havada asılı duran sabırsız görünümlü cin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Pardon dedi. Biraz acele edebilir miyiz? Artık üzerinizdeki şu şoku atsanız da işimize baksak gitmem gereken başka yerler de var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan normal hayatında böyle bir şeyi karşısında görürse korkudan ölür diye düşündü Esen. Kendisi hala bu kadar normal düşünebiliyorsa bu kesinlikle gerçek dışı bir şeydi. Aynı anda tek elini gözünün hizasına getirip “Alo, beni duyuyor musunuz” diyerek sallayan cin, “Hep aynı şey” diye söylendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tamam, bu inanılmaz, olağandışı, kamera şakası gibi bir şey. Şaka bu şaka, birazdan ben gideceğim sen de kameraya el sallarsın olur biter. Ama benim buradan gidebilmem için hayatında değişmesini istediğin bir şey söylemek zorundasın şaşkın bakışlı bayan! Sizinle uğraşmaktan bıktım artık, doğduğunuzdan beri masallarda Alaaddinin lambasından çıktığımızı dinlediniz durdunuz ama gerçekte böyle bir şey olunca donup kalıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinin sözleri Esen’i yavaş yavaş kendisine getiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Pekâlâ, tamam söyle bana sen kimsin ve buraya nasıl geldin ve lütfen havada durmaktan vazgeçer misin? Beni korkutuyorsun.&lt;br /&gt;- Geveze Kalem adındaki, şu gününüzün blog yazarları bir hanım tarafından hapsedildim bu şişeye ve şansıma beni satın alan siz çıktınız. Şimdi neden ne isteğinizi söylemiyorsunuz? Ben isteğinizi yerine getireceğim, siz de mutlu mutlu hayatınıza devam edeceksiniz. Tıpkı masallardaki gibi.&lt;br /&gt;- Bu gerçekten olacak mı? Yani isteğim anında yerine gelecek mi?&lt;br /&gt;- Evet, şanslı hanım, tıpkı maslardaki gibi.&lt;br /&gt;- Masallarda üç dilek hakkı sunulurdu ama siz memnun olmadığım bir şeyi değiştirmekten başka bir seçenek vermediniz bana.&lt;br /&gt;- Öyleyse gidin Geveze hanıma dava açın! Bu konu beni ilgilendirmez.&lt;br /&gt;- Tamam, canım sinirlenmeyin hemen. Peki, biraz düşünmem lazım.&lt;br /&gt;- Size üç dakika verebiliyorum ancak ve süreniz başladı.&lt;br /&gt;- Pekâlâ, harika bir kocam, dünya tatlısı çocuklarım, çok sevdiğim bir ailem, hayallerimdeki gibi dayayıp döşediğim bir evim var.&lt;br /&gt;- Son iki dakikaya giriyorsunuz.&lt;br /&gt;- Ama siz böyle sınırlayınca aklıma bir şey gelmiyor acele etmeseniz.&lt;br /&gt;- Son bir buçuk dakikaya girdiniz bile.&lt;br /&gt;- Yani ben gerçekten bilmiyorum. İnsan böyle pat diye sorulunca hiçbir şey aklına gelmiyor.&lt;br /&gt;- Ne bileyim saçınız, başınız, burnunuz, selülitleriniz falan, düşünün, düşünün.&lt;br /&gt;- Ben bedenimle barışık biriyim ve ayrıca burnum da gayet düzgündür.&lt;br /&gt;- 50 saniye, 49 saniye, 48 saniye.&lt;br /&gt;- Ama böyle olmaz ki yangından mal kaçırır gibi.&lt;br /&gt;- Ben sadece kalan zamanınızı size bildiriyorum.&lt;br /&gt;- 20 saniye, 19 saniye, 18 saniye.&lt;br /&gt;- Nasıl yani.&lt;br /&gt;- Bir düşünün bakalım hayatınızda değiştirdiğinize mutlu olacağınız şey nedir? 10 saniye, 9 saniye, 8 saniye.&lt;br /&gt;- Bilmiyorum yani aklıma bir şey gelmiyor?&lt;br /&gt;- 4 saniye, 3 saniye, 2 saniye, 1 saniye ve bitti.&lt;br /&gt;- Bitti mi?&lt;br /&gt;- Daha önceki deneyimlerime dayanarak söylüyorum ki neyi değiştirirseniz değiştirin aklınız hep değiştiremediklerinizde kalacaktı. Kim bilir belki de böylesi daha iyidir sizin için.&lt;br /&gt;- Harika, her halde karşısına çıkan böyle bir fırsatı kaçıran tek talihsiz ben olacağım.&lt;br /&gt;- Ya da tek talihli, kim bilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedikten sonra geldiği gibi anlaşılmaz bir şekilde gözden kayboldu cin geride elinde zeytinyağı şişesiyle şaşkın bir şekilde kalakalan Esen’i bırakırken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hımmm. Patlıcan salatası nefis olmuş dedi kocası kendilerine özel “sevgililer günü” yemeklerini yerken akşam.&lt;br /&gt;- Evet dedi Esen gülümseyerek. Zeytinyağlı közlenmiş patlıcan salatası, zeytinyağı şişesinden çıkanı görseydin gözlerine inanamazdın sende.&lt;br /&gt;- Ne çıktı hediye mi? Artık onlar da mı promosyona başlamış?&lt;br /&gt;- Ya, hem de nasıl bir promosyon.&lt;br /&gt;- Hayatım ben biraz daha salata alabilir miyim? O kadar güzel olmuş ki bu bana yetmeyecek.&lt;br /&gt;- Ama bana yetecek.&lt;br /&gt;- Nasıl yani.&lt;br /&gt;- Bana yeteceksiniz, asla fazlasını isteyemeyeceğim kadar mutluyum sizinle.&lt;br /&gt;- Bu konuşmada kaçırdığım bir şeyler mi oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esen, iki küçüğüne ve hayatının tek aşkına bakıp, ne kadar mutlu olduğunu düşündü gerçekten de daha ne isteyebilirdi ki?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Not: Tahmin edeceğiniz gibi sevgili arkadaşım Geveze Kalem'in sobesinden ilham alarak yazdığım bir öykü bu:) Eğer başka şartlar altında yazmış olsaydım daha uzun ve detaylı bir anlatım olacaktı ihtimal, ama vakit darlığı nedeniyle böyle oldu... :)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-3826245784259088603?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/3826245784259088603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=3826245784259088603&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3826245784259088603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3826245784259088603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2008/01/isimsiz-bir-yk.html' title='İSİMSİZ BİR ÖYKÜ....'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-646400956966495012</id><published>2007-12-31T16:03:00.001-08:00</published><updated>2007-12-31T16:07:30.330-08:00</updated><title type='text'>YeniUmutlar...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Gitmesine sayılı dakikalar kalmıştı, son bir veda için beni beklediğini biliyordum. Babasıyla yerde oynaşan minik kızıma göz attım. Oyuna o kadar dalmışlardı ki benim farkımda bile değillerdi, usulca balkona çıktım. Aralık ayının kendine has keskin soğuğu yüzümü yakıyordu, omuzlarıma aldığım yün şalıma sıkıca sarındım. Soğuğa rağmen temiz havayı derin bir nefesle içime çektim. Eskiden bugünü daha anlamlı kılan kar taneleri dökülürdü gökyüzünden ya da bilmiyorum bana öyle geliyordu belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Nasıldım?” dedi usulca, sona yaklaşmanın verdiği bir hüzün asılıydı sanki havada.&lt;br /&gt;“Kesinlikle unutulmazdı” dedim tüm samimiyetimle.&lt;br /&gt;“Hatırlanacak mıyım peki?”&lt;br /&gt;Neşeli kahkahaları evi çınlatan miniğim geldi aklıma, gülümsedim.&lt;br /&gt;“Her doğum günü pastasına bir mum daha eklediğimizde seni anacağımız kesin” dedim.&lt;br /&gt;“Peki ya sen?” dedi.&lt;br /&gt;“Biliyorsun otuz oldum seninle ve itiraf etmeliyim ki zordu. Yirmili yaşlarda olmak insana daha genç hissettiriyormuş bunu anlıyorum. Şimdi kendimi, hayatımda ilk defa bu kadar büyümüş hissediyorum, zoraki bir kabulleniş bu ama alışmaya başladım sayılır”&lt;br /&gt;“Alışırsın meraklanma” dedi. “Mayıs, benim içinde zor bir aydı, ama Temmuzda en güzel günlerimi yaşadım ”&lt;br /&gt;Yine gülümsetmişti beni.&lt;br /&gt;“Benim için unutulmaz bir yıl oldun, hayatımın en güzel ve en anlamlı deneyimini yaşadım. Eğer birisi bana 2 Nisan 2007 tarihinden önce unutamadığın bir an var mı diye sorsaydı, her halde aklımdan geçen pek çok hatırayı sıraya dizmeye uğraşır, hangisinin daha öncelikli olacağı konusunda ciddi bir kararsızlık yaşardım ama artık öyle bir an var. Küçük meleğimin hastanedeki beşiğinde yanıma getirilip yüzünü bana çevirdikleri o ilk an, yüreğimi hop ettiren o tarif edilemez his. O andan itibaren artık her şey ikinci planda kaldı. Otuz yaşında olmak bile gözüme şirin görünmeye başladı.”   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlayışlı, olgun bir dost sevecenliğiyle dinliyordu beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sadece ara sıra da olsa tarihin tozlu raflarından çıkarılıp, anılmak sevindirecek beni” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan neler sığdırabiliyordu bir yıla, saniyeler içinde gelip geçti gözümün önünden onca hatıra. Yaşama merhaba diyen yeni can vardı yanı başımızda ama kaybedilenlerin hüzünleri de yürekteydi hala. Anne ve baba olmanın sorumluluğu binmişti omuzlarımıza. Biraz telaşlı, biraz kaygılı ama bir o kadar da mutluyduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Artık gitmek vaktidir.” diyerek ayaklandı artık eski sayılacak yıl. İyi dileklerle ayrıldık. O en azından hatırlanacağını bilmenin huzuruyla çekilirken, yeni yıl yeni umutlarla göründü kapıda. Yine güzel dilekler, sağlık, mutluluk temennileriyle buyur ettik içeri ama benim için önemli olan bir özelliği daha var yeni yılın, bize sonsuz bir mutluluk veren miniğimle karşıladığımız ilk yılımız. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Yeni yılın herkese sağlık ve mutluluk getirmesi dileğiyle. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-646400956966495012?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/646400956966495012/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=646400956966495012&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/646400956966495012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/646400956966495012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/12/yeniumutlar.html' title='YeniUmutlar...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-5111573582544978217</id><published>2007-12-31T05:48:00.000-08:00</published><updated>2007-12-31T06:15:18.312-08:00</updated><title type='text'>Sobe Sobe Sobe !</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sevgili papatyam İlkay’ da beni sobeledi. Seve seve katılır teşekkür ederim ayrıca kendisine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;1 - Blog yazmaya ilk defa ne zaman başladım ?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İlk blogumu 2005 yılında “dilekten” ismi ile yazmaya başladım kişisel günlük tarzı bir şey olacaktı ama bir süre sonra kendimi anlatmayı o kadar da sevmediğimi fark ettim, ömrü çok kısa oldu bu nedenle. Doğduktan bir süre sonra kızımın blogunu açtım. Tekrar yazmak hoşuma gitmeye başladı ve asıl hedefim olan küçük hikâyeler yazmak istediğim “Yıldız Yağmurları” oluşmaya başladı kafamda ve işte şimdi buradayım. Biraz benden, biraz hayal dünyamdan hikâyelerle devam ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;2 -Blog yazılarımın konusunun belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Mümkün olduğunca farklı konular içeren yazılar olmasına özen gösteriyorum, sürekli rutine düşmek fikri sıkıcı geliyor. Ama içimden geldiği gibi yazmak önemli, kendimi herhangi bir kısıtlamaya tabi tutmuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;3 - Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blog yazmak için tek uygun vakit kızımın uyuduğu saatler. Gün içinde bu süre azalmaya başladığı için yazmak zor bir hal almaya başladı. Bütün gün onunla oyun oynamak ve sürekli ilgimi onun üzerinde tutmak zorunda kaldığımdan istediğim kadar yazmaya vakit ayıramıyorum. Söz konusu bir şeylerden feragat etmek olduğunda ise uyku benim en son sıramda ne yazık ki, ama TV izlemeyi azalttığım söylenebilir, hatta bazen ev işlerini de erteliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;4 - Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Henüz bir izdiham hali olmadığı için zorunluluk halini de almış değil ;) Ama her halükarda ancak zevk aldığım sürece yazacağım kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;5 - Blog yazmayı ne kadar sürdüreceğim?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazacak bir şeylerim olduğu sürece yazmaya devam edeceğim ama bir tükenme noktasına gelirse şayet çokta zorlayacağımı sanmam. Tadında bırakmak en iyisi der kenara çekilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sobe işi aslında hoşuma gidiyor ama ilk kimin aklına geliyor da ortaya atıyor merak ediyorum doğrusu. Bu konuyla ilgili okuduğum pek çok kişi sobelendi bildiğim kadarıyla bende eğer katılmak isterlerse yeni kelime oyunu arkadaşlarım &lt;a href="http://benimgizlibahcem.blogspot.com/"&gt;Tabiat Ana&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://etkialani.blogspot.com/"&gt;Tütü’&lt;/a&gt;ye paslıyorum bir de bu konudaki cevaplarını merak ettiğim &lt;a href="http://www.gevezekalem.blogspot.com/"&gt;Geveze Kalem&lt;/a&gt; hadi sobe size.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-5111573582544978217?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/5111573582544978217/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=5111573582544978217&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5111573582544978217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/5111573582544978217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/12/sobe-sobe-sobe.html' title='Sobe Sobe Sobe !'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4501439147735822884</id><published>2007-12-27T09:11:00.000-08:00</published><updated>2007-12-30T07:40:19.617-08:00</updated><title type='text'>YENİ KELİME ARANIYOR !</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Evet Arkadaşlar,&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Yeni yıla dair, içinde bol bol kar, beyaz, umut, neşe, şans olan keyifli yazılar yazalım. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kelime oyunlarında ölüm, suskunluk derken üzerimize çöken rehavet bulutlarını üfleyip dağıtacak, bizi neşelendirecek yeni bir kelimeye acilen ihtiyacımız var. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kimin aklında güzel bir şeyler var?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4501439147735822884?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4501439147735822884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4501439147735822884&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4501439147735822884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4501439147735822884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/12/yeni-kelime-aranyor.html' title='YENİ KELİME ARANIYOR !'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-6635420398839926349</id><published>2007-12-26T13:53:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T16:08:01.976-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>KELİME OYUNLARI - Suskunluk -</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Hani susmuştuk ikimizde, kısık sesli bir radyoda Sezen söylüyordu benim yerime.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;em&gt;Sürüklüyorum çaresiz yalnızlığımı&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Aldırmazlığında, acımasızlığında İstanbul'un&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yitik umutlarımla yaralı, vuruk&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yürüyorum kalabalık caddelerde &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yürüyorum bilmeden nereye gittiğimi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Amaçsız bitkin donuk &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Yürüyorduk ya ıssız sokaklarında karasızlığımızın, sus pus olmuştuk, Sezen söylüyordu ikimizin yerine. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;em&gt;Gözlerim boş bakışlarla takılıyor bir yerlere&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yüreğim kanıyor ılgıt ılgıt, sıcak sıcak&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Şahlanıyor içimde özlemin&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kahrediyorum, karanlıklar içindeyim&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Oysa İstanbul ışıl ışıl, parlak&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Dalarken uzaklara bakışlarımız, imkânsızdık biliyorduk. Israrla susmuştuk, bırakmıştık kendimizi dinlediğimiz şarkının hüzünlü sözlerine, bize bizi anlatıyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;em&gt;Mutsuzluğum siniyor sokaklara&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Seni solukluyorum derin derin&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Büyüyor giderek içimde yokluğun&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Anılar mil çekiyor gözlerime&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sürüklüyorum çaresiz yalnızlığımı&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Vurdumduymaz acımasız yollarında İstanbul'un&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Sustuk, bir şarkı anlatırken bitişimizi, sustuk veda ederken sessizce.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Not: Bu arada yeni kelime oyuncularımız &lt;/span&gt;&lt;a href="http://benimgizlibahcem.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Tabiat Ana &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;ve &lt;/span&gt;&lt;a href="http://etkialani.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Etki Alanı (Tütü)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; de bize katıldılar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Aramıza hoşgeldiniz &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000000;"&gt;arkadaşlar. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-6635420398839926349?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/6635420398839926349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=6635420398839926349&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6635420398839926349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/6635420398839926349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/12/kelime-oyunlari-suskunluk.html' title='KELİME OYUNLARI - Suskunluk -'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-3095078689155079548</id><published>2007-12-12T04:59:00.000-08:00</published><updated>2007-12-12T05:14:40.000-08:00</updated><title type='text'>ŞİMDİDEN KUTLARIM</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R1_eHIxSVFI/AAAAAAAAAKk/0w31yFKuTvc/s1600-h/bayram.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143073513675052114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R1_eHIxSVFI/AAAAAAAAAKk/0w31yFKuTvc/s320/bayram.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Kızım ve ben bayram sonuna kadar evde olmayacağız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Bu nedenle şimdiden herkesin &lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;bayramını&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;en içten dileklerimle kutlar, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;herkese sevdikleriyle geçirecekleri mutlu bayramlar dilerim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Yeni kelimelerimiz, &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;ölüm ve suskunluk üzerine yazılarımı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#660000;"&gt;ancak bayramdan sonra ekleyebileceğim &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#660000;"&gt;çünkü henüz tamamlanmadılar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;Herkese sevgiler ve iyi bayramlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-3095078689155079548?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/3095078689155079548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=3095078689155079548&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3095078689155079548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/3095078689155079548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/12/imdiden-kutlarim.html' title='ŞİMDİDEN KUTLARIM'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R1_eHIxSVFI/AAAAAAAAAKk/0w31yFKuTvc/s72-c/bayram.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4556616479369849817</id><published>2007-12-08T04:19:00.000-08:00</published><updated>2007-12-08T04:51:37.971-08:00</updated><title type='text'>Kelime Oyunları - Yeni Konu</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kelime Oyunlarında iki Yeni konumuz birden var...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Sevgili &lt;/span&gt;&lt;a href="http://fikriminincegulleri.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Fikriminincegülü&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; beni kırmadı ilk kelimemiz ondan. İncegülüm, "yeter sizin bu kadar hayal kurduğunuz biraz da gerçek dünyaya dönün" demiş olacak ki zor bir kelime ile başbaşa bıraktı bizi &lt;span style="color:#660000;"&gt;"ÖLÜM"&lt;/span&gt; dedi kendi küçük &lt;/span&gt;&lt;a href="http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2007/12/benim-ieklerim-hi-solmayacak.html"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;hikayesi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; ile. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;İkinci kelimemiz &lt;span style="color:#660000;"&gt;SUSMAK VE SUSKUNLUK &lt;/span&gt;ise aynı anlarda Sevgili oyun arkadaşım &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.gevezekalem.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Geveze Kalem'den &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;geldi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Birbirine çok ta yabancı durmayan iki kelimemizle yazmaya devam edelim mi arkadaşlar...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Ben okumak için şimdiden sabırsızlanıyorum..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4556616479369849817?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4556616479369849817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4556616479369849817&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4556616479369849817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4556616479369849817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/12/kelime-oyunlar-yeni-konu.html' title='Kelime Oyunları - Yeni Konu'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-8862049102580426367</id><published>2007-12-05T18:07:00.000-08:00</published><updated>2007-12-05T18:09:11.483-08:00</updated><title type='text'>Mutfak Sohbetleri</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Son zamanlarda sık sık aklıma geliyor, tuhaf bir özlem duygusunu da peşine takmış, karanlık bir köşeden kaçamak bakan gölgeler gibi hatıralar. Ardı ardına dizilmiş, birbirinden kopuk film şeritleri gibi geçip gidiyorlar gözlerimin önünden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki koskoca dünyada özleyecek başka bir şey kalmamış gibi mutfak sohbetlerini özlüyorum. Yalnızlık insana ne garip şeyler söyletiyor. Ama kızarmış ekmek kokusu sinmiş bir kahvaltı sonrası, keyif çayımı içerken dünyanın bütün anlamsız tasalarından uzak, sudan bir konu üzerine konuşmanın hafifliğini duymak istiyorum. Kimsenin önemsemediği bir tuzluğu elime alıp sağa sola sallamak. Sallarken başımla radyoda çalan şarkıya tempo tutmak. Ara sıra aklıma gelen konuyla ilgili gazete haberlerini sıralamak. Onur’la Şehrazat’ın aslında hiç umurumda olmayan aşklarını tartışmak ve tamamen kendimi o anın keyifli akışına bırakmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir akşam yemeği için mutfakta geçireceğim güzel saatleri hayal ediyorum. Ocaktaki çorbayı karıştırırken o an yanımda olan ve salatanın marullarını doğrayan arkadaşımla bilmem kimin yemek davetindeki dantel peçetelere gülmek “en sonunda bunu da yaptı” diyerek çorbama tatlı tatlı dedikodu karıştırmak istiyorum. Tuzu fazla kaçmış et için telaşlanırken en azından arkadaşımla hayıflanmak, onunla bu sıkıntıyı paylaşmak, çareler ararken bardağı yere düşürüp kırmak, arka arkaya gelen aksiliklere kızmak yerine arkadaşımla baş başa verip “kırılan bardak iyidir” diye kendimizi avutmanın tesellisine sığınmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok mu şey istiyorum? Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penceresi aydınlığa bakan ama sürekli karanlık, içinden ne çıkarırsam çıkarayım hep dar, ne kadar uğraşırsam uğraşayım bana ısrarla yabancı mutfağımda gülümseyerek dinleyeceğim arkadaşlarım yok. Tatlı sohbetler sinmiyor duvarlarına, güzel hatıraları canlandırmıyor elime aldığım rasgele bir tencere ya da bir tabak. Kırılan bardaklar bile avutmuyor çöpe giderken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ya yalnızlık ne garip şeyler söyletiyor bazen insana… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-8862049102580426367?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/8862049102580426367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=8862049102580426367&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8862049102580426367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8862049102580426367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/12/mutfak-sohbetleri.html' title='Mutfak Sohbetleri'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-1474837097072025169</id><published>2007-12-05T01:27:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T16:07:23.277-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sobe'/><title type='text'>SOBE</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Sevgili arkadaşım Geveze Kalem'de beni sobelemiş... Teşekkür eder ve hemen yazarım...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;Ben Küçükken,&lt;/span&gt; hayal gücü inanılmaz kuvvetli bir çocuktum, akla gelebilecek her şey benim için bir oyun aracı olabilirdi. Taş, yaprak ve deniz kabuğu hastasıydım, sürekli bunları toplar biriktirirdim hala da görürsem kendimi tutamam. Biz küçükken çocuk olmak daha bir anlamlıydı sanki, sabah erkenden sokağa çıkıp akşam eve zor düşerdik. O kadar eğlenceli, neşeli, güzel günlerdi ki o çocukluğumu doya doya yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Darısı bizim çocukların başına…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Aslında ben,&lt;/span&gt; aslında ben diye başlayan cümleler kurarken devamını getiremem:) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İlk kopyam,&lt;/span&gt; aslında çekemediğim ama çekme gayreti içinde terlediğim, orta okuldaydı o kadar kızarmıştım ki öğretmen bana bir şey olduğunu zannedip endişelenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;En saçma huyum,&lt;/span&gt; alış veriş yapmaktan acayip sıkılırım. Hele markete gitmemek için her şeye razıyımdır ama kaçış yoktur. Neden herkes gibi bunlardan zevk almıyorum anlamıyorum. Ayrıca ne zaman mağazaya gitsem mecburiyetten tabi, üstüme bir tane olan kıyafet aldıysam üç tane de olmayan şey alır sürekli zayıflayınca giyeceğim diye hayal kurarım işte bu huyumu çok saçma buluyorum ama vazgeçemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Bence cep telefonu,&lt;/span&gt; olmazsa olmazım değil ama artık bir zaruret oldu. Çalmadığı ya da birini aramam gerekmediği sürece hiç aklıma gelmez. Ama manevi değeri vardım eşimin bana ilk doğum günü hediyesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Aşk bence, &lt;/span&gt;sevginin olgunlaşmadan önceki o toy, heyecanlı, taşkın, telaşlı, acemi ama en renkli halidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;En sevdiğim bloglar, &lt;/span&gt;linklerim severek okuduğum bloglardan oluşuyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bu sobede sobelenmeyen kalmadı... :))&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-1474837097072025169?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/1474837097072025169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=1474837097072025169&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1474837097072025169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/1474837097072025169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/12/sobe.html' title='SOBE'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-8820180644141676056</id><published>2007-11-25T09:18:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T16:06:30.241-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>Kelime Oyunları - Yeni Konu - Hayal</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bir önceki konumuz zaman yeni ortaya çıktığı sırada İlkay'cığım "Hayal" yada "Hayal Kırıklıkları" olsun mu demişti böylelikle zaten bir sonraki konunun da adını koymuş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Kelimemiz HAYAL ile başlasın devamını siz getirin...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-8820180644141676056?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/8820180644141676056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=8820180644141676056&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8820180644141676056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8820180644141676056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/11/kelime-oyunlar-yeni-konu-hayal.html' title='Kelime Oyunları - Yeni Konu - Hayal'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-8409791727094333911</id><published>2007-11-20T17:34:00.001-08:00</published><updated>2007-11-20T17:51:35.599-08:00</updated><title type='text'>Merak ve Umut...</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5135103701576991810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 215px; CURSOR: hand; HEIGHT: 69px; TEXT-ALIGN: center" height="74" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R0ONnBFKREI/AAAAAAAAAJE/nZanFOSS4D0/s200/DSCN2982.JPG" width="244" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;MERAK EDİYORUM,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Acaba en sevdiği renk ne olacak kızımın?&lt;br /&gt;Her küçük prenses gibi o da pembeyle mi büyülenecek,&lt;br /&gt;yoksa aykırı olmak adına morun gizemli koyusuna mı kapılacak.&lt;br /&gt;Acaba kitap okumayı sevecek mi Ela?&lt;br /&gt;Sayfaların arasında gizli hayal âlemlerinde&lt;br /&gt;dolaşmanın tadını duyumsayacak mı?&lt;br /&gt;Ses tonunu merak ediyorum kızımın,&lt;br /&gt;Bebek yüzüne çok yakışan o gülümseyişin yetişkin halini.&lt;br /&gt;Bakışlarını, kahkahalarını, hayallerini, hüzünlerini.&lt;br /&gt;Merak ediyorum, acaba kızım da yaz akşamlarında gökyüzündeki&lt;br /&gt;yıldızları izlemeyi sevecek mi?&lt;br /&gt;Papatyaların sarı neşesine kapılıp,&lt;br /&gt;gelinciklerin al yapraklarına her baktığında içi titreyecek mi.&lt;br /&gt;Merak ediyorum, acaba Ela da bir gün&lt;br /&gt;“wonderful tonight” ı dinleyecek mi, dinlerken&lt;br /&gt;müziğin ağır ritmine kaptırıp kendini,&lt;br /&gt;düşünecek mi….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;UMUT EDİYORUM,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kızım kendisine verilen hayatı&lt;br /&gt;En doğru şekliyle yaşar.&lt;br /&gt;Dilerim ki meleğim, bir gün&lt;br /&gt;yetişkin bir birey olduğunda sevilen, saygı duyulan,&lt;br /&gt;güvenilen biri olur.&lt;br /&gt;Dünyaya geldiği gün annesini ve&lt;br /&gt;babasını ne kadar mutlu ettiğini hiç unutmaz.&lt;br /&gt;Dilerim, hayatı boyunca sevdiklerini ve kendisini sevenleri&lt;br /&gt;dünyaya geldiği ilk gün olduğu kadar mutlu eder.&lt;br /&gt;Şu an yanı başımda ki koltukta,&lt;br /&gt;düşmesin diye iki yanına&lt;br /&gt;koyduğum yastıkları itmeye çalışan küçük kızım,&lt;br /&gt;Dilerim hayatın boyunca karşına çıkacak engellerle mücadele&lt;br /&gt;etme gücünü hiçbir zaman yitirmezsin.&lt;br /&gt;Dilerim en büyük silahın her zaman duaların olur.&lt;br /&gt;Doğruluktan hiçbir zaman ayrılmazsın.&lt;br /&gt;Umut ediyorum ki meleğim,&lt;br /&gt;Yaşam sana harika fırsatlar sunar &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;ve sende onları&lt;br /&gt;En doğru şekilde kullanma &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;becerisine sahip &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;olursun. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Not: Bilenler için ikinci tekrar olacak, çünkü kızımın ilk blogunu yaptığım da yazılmıştı. Ama burada tekrar yayınlamak istedim...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-8409791727094333911?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/8409791727094333911/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=8409791727094333911&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8409791727094333911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/8409791727094333911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/11/merak-ediyorum-acaba-en-sevdii-renk-ne.html' title='Merak ve Umut...'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/R0ONnBFKREI/AAAAAAAAAJE/nZanFOSS4D0/s72-c/DSCN2982.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3867145053989016441.post-4566934042637227622</id><published>2007-11-17T17:02:00.000-08:00</published><updated>2009-08-24T16:06:10.756-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelime oyunları'/><title type='text'>KELİME OYUNLARI - ZAMAN - YAZILAMAYAN YAZI</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kelime Oyunlarında yeni konumuz olarak “zaman” dedi ya &lt;span style="color:#990000;"&gt;SS&lt;/span&gt;, sonra zarif bir ifade ile kendisine “trak” geldiğinden bahsederek yazamayacağını belirtti. Sevgili SS sana en azından trak gelmiş şanslısın, bana gele gele resmen “kal” geldi. Evet, normal şartlar altında ben yeni kelimemizi okur okumaz hani çizgi filmlerde göründüğü şekliyle sanki bir ampul yanar kafamda ve o konuya dair yazacak olduğum hikâye şekillenmeye başlar zihnimde, hiç düşünmeden kendiliğinden oluşur, satırlara dökülmeden yazılır. Ne zamanki otururum bilgisayarın başına kelimeler akar gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, işte o ilk anda çakmamışsa şimşek, yanmamışsa ışık sonrası için de kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım olmuyor, olsa da bende ki “olmuyor” hissi baki kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman, üzerinde uzun uzun yazılası bir kelime muhakkak. Hatta öyle ki içinde bulunduğum şu ruh halime dair en anlamlı sözcük olsa gerek. Çünkü hayatımda ilk defa bu kadar üzerinde düşündürüyor beni. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım doğru kullanamadığım hissiyle sürekli bir çatışma halindeyim kendimle. İhtimal ki biraz da bu yüzden bir hikâye ye konu edemiyorum “zaman” kelimesini. Zihnimde çağrıştırdığı olumsuz anlamlar daha ön plana çıktığı için belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de bu hakkımı saklı tutuyorum, ileride mutlaka yazılacağı bir an gelecek diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Zaman” denince hep aklıma hep alttaki şu dizeler gelir. Yine geldi, aradım, buldum saklı kalmış bir defterin arasından. Çok sevdiğim bir şairden…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç kere saymıştım ilkbaharı,&lt;br /&gt;Zamanki sadece takvim arkasıydı.&lt;br /&gt;Üç kere olmuştu ilkbahar,&lt;br /&gt;Biri senin biri benim&lt;br /&gt;Biri de mavi için.&lt;br /&gt;Çiçekler üç kez açmıştı,&lt;br /&gt;Zamanki süt dişi beyazı&lt;br /&gt;Üç kere saymıştım kendim&lt;br /&gt;Hepside sendi.&lt;br /&gt;Üç kere öpmüştüm seni,&lt;br /&gt;Dördüncüde gözlerim kapalı. / M.Emin Arı &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3867145053989016441-4566934042637227622?l=yildizyagmurlari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/feeds/4566934042637227622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3867145053989016441&amp;postID=4566934042637227622&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4566934042637227622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3867145053989016441/posts/default/4566934042637227622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yildizyagmurlari.blogspot.com/2007/11/kelime-oyunlari-zaman-yazilamayan-yazi.html' title='KELİME OYUNLARI - ZAMAN - YAZILAMAYAN YAZI'/><author><name>Yıldız Yağmurları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17656771503927813661</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='18' src='http://2.bp.blogspot.com/_XEdLgnyB40g/SaKc2ne_A3I/AAAAAAAAAoM/vaBaVy1-p6c/S220/sigpic201267_53.gif'/></author><thr:total>5<
